“Yirmili yaşlarımdayken otuzlarımı hayatımın aşkıyla ve çocuklarımızla geçireceğimi düşünürdüm. Yumurta kırmayı bile bilmeyen ben, altmışıma geldiğimde torunlarıma elmalı turtalar yapacağımı hayal ederdim. Ve seksenimde, çökmüş bir nine olarak, arkadaşlarımla viski içecektim. Ama bir türlü kırklı yaşlarımı öngöremiyordum. Bununla beraber işte buradayım. Annemin cenazesindeyim ve üstüne bir de kırk yaşındayım.”

Başladığım anda büyük bir hızla beni dünyasına çeken bir romanın ilk satırları bunlar... Okura bir yandan sert bir kayaya çarpacağını hissettirirken diğer yandan bunu çok da canını yakmadan yapacağını sezdiren bir dili var.

Adı zaten ‘Bu da geçecek’ (Domingo). İspanyol yazar Milena Busquets’in kendi hayatıyla paralellikler taşıyan romanı. Hayatta en çok sevilmiş insana yazılmış bir veda mektubu... Ama öyle incelikli yazılmış ki, hem o kaybedilen annenin yokluğunun nasıl büyük bir boşluk olduğunu hissedip boğazınızda bir yumruyla çeviriyorsunuz sayfaları, hem de kahramanımız Blanca, iki eski kocası, iki oğlu ve birbirinden antika kız arkadaşlarının maceralarını takip ediyorsunuz eğlenerek.

Tuhaf yani, eğlenceli bir yas romanı. Hayata dair iştahlı, tutkulu, “Neşeli olmak bir zarafet biçimidir” gibi bir cümlesi olan, tatlı bir roman. Seda Ersavcı’nın çevirisi de okuma zevkini artıran türden.

Yine yas tutan bir kadın

Hemen arkasından bu kez kendi memleketimden, Busquets ile aynı kuşaktan bir kadın yazarın; ‘Sufle’den sonraki kitabını heyecanla beklediğim Aslı E. Perker’in ‘Bana Yardım Et’ini

okudum (Everest Yayınları). Yine yas tutan bir kadın, bu kez kendisini büyüten anneannesinin kaybından sonra uykusuzluk çekmeye başlayan Aslı... Bir yazar programıyla birkaç aylığına Avusturya’ya gidiyor ve orada gizem dolu bir maceranın içinde buluyor kendisini.

Asla kedi sevmezken kaldığı evin tıpkı anneannesi gibi kokan kedisi Suzi’yle derin bir bağ kurduğu yetmezmiş gibi, nereden hesap etse 130 yaşında çıkan piyanist Daniella’yla da arkadaş oluyor. Bütün bunların arasına aşk sığar mı? Hem de nasıl, hiç beklemediği anda ve ummadığı yerden...

Aslı E. Perker’in müthiş lezzetli bir dili ve bende hayranlık uyandıran bir kurgu ustalığı var. Sürükleyici bir macera ile edebiyat tadını bir romanda birleştiriyor, daha ne istenir? Kendisinden yeni romanlar tabii...

Belirsiz ‘belirli’ kesim...
Dünya görüşüne, hayattaki duruşuna ya da sadece - Boston Gay Men’s Chorus örneğinde olduğu gibi - ‘varlığına’ karşı olduğu için sağa sola tehdit savurup konser engelleme alışkanlığı iyice oturdu. Sezen Aksu’nun Kuzey Amerika turnesi iptal olmuş şimdi de. ABD’deki Türk vatandaşlarının tepkileri nedeniyle!
Beş şehri kapsayacak müthiş bir konser dizisiydi halbuki. New York’taki Carnegie Hall’da, Los Angeles’taki efsane Dolby Theatre’da olacaktı... Ama ne olmuş? Yazın bir konserde içinde yeşil, kırmızı ve sarı renklerin olduğu bir kıyafet giymiş. Bu da kırk yıllık Sezen Aksu’nun ‘terörist’ ilan edilmesine yetmiş.
Benim ifadem değil, konserlerin iptal edildiğini duyuran organizasyon şirketi Mia Event Company’nin sahibi Ersin Özbek’in T24’ten Işıl Öz’e yaptığı açıklama bu. “Belirli bir kesime yakın olmakla suçlandık” diyor. Ama o belirli ‘kesim’ aslında gayet belirsiz, çünkü “Önce hükümet yanlısı olduğumuzu söylediler, daha sonra cemaatçi olduğumuzu, en son olarak da projenin PKK ve Ermeniler tarafından finanse edildiğini” diyor Özbek.
El insaf, bir kişiyi aynı anda bu kadar çok ‘taraftan’ olmakla suçlayabiliyor olmanız, onun aslında ‘tarafsız’ olduğunun açık kanıtı değil midir?