Perdede bir genç kız ile bir delikanlı, kaykaylar üzerinde pür neşe dolanıyorlar. Ortalık çayır çimen, millet yayılmış keyif yapmakta, günlük güneşlik, tam bir bahar havası...
Derken delikanlı bir kapının tokmağını tutuyor usulca ve kapı aralanırken renkler soluyor. Müzik susuyor. Bir uğultu alıyor yerini. Konuşma yapan bir ses... Sanki binlerce yıl öteden gelir gibi, halbuki topu topu 70 yıl geçmiş geçmemiş üzerinden.

Zamanda yolculuk

Dünyanın başına gelen en büyük felaketlerin başını çeken Hitler’in sesi bu. Ve ona meftun kalabalığın... Bugün insanın kanını donduruyor duymak bile.
O genç kız ve delikanlıyla birlikte karış karış gezip görüyoruz artık yerinde çiçekler açan topraklarda bir zamanlar olan biteni... Nazi Almanyası’nın gözde kenti Nürnberg, her gün ‘Dokumentationszentrum’da kendi tarihiyle yüzleşerek yaşıyor. Merkez, Nasyonal Sosyalistler’in 50.000 kişi alacak şekilde tasarlayıp yapımını başlattığı ama asla tamamlanamayan kongre binasında kurulmuş vaziyette.
Gezi, başta sözünü ettiğim ‘Zamanda Yolculuk’ filmiyle başlıyor ve adım adım 1933’den, Hitler’in Almanya başbakanı olduğu günden 1946’ya, meşhur Nürnberg mahkemelerine götürüyor insanı. Fotoğraflar, belgeler, tablolar, şemalarla tüyler ürperten bir yolculuk.

Ben bir Alman kızıyım...

Üzerinde “Ben bir Alman kızıyım ve bir Yahudi tarafından kirletilmeye izin verdim” yazılı yaftalarla dolaşan genç kızların fotoğrafları var mesela... Toplama, çalışma ve ‘yok etme’ kamplarının haritaları... Hangi nedenle ‘suçlu’ kabul edileceğini gösteren işaretler... Siyasiler şuraya, göçmenler buraya, eşcinseller şu tarafa...
Ve çocuk oyunları en fenası. Bizim ‘Kızma Birader’e benzeyen ‘Yahudi kovmaca’ esasına dayalı karton oyunlar, ilkokul birinci sınıf çocukları tarafından yapılmış ürkütücü resimler. Yaşken eğilen ağaçlar...
O taşların oraya taşınıp yerleştirildiği, bu ürkütücü planların kurulup geliştirildiği günlerin filmlerde gördüğü bir geçmiş zaman kabusu değil gerçeğin ta kendisi olduğunu iliklerine kadar hissediyor bu müzeyi gezen.
Ve her gün oraya Alman çocukları gelip öğretmenleri eşliğinde öğreniyorlar atalarının neler yaptığını. İbretle geziyorlar, unutmuyorlar tarihlerinde olan biteni. Onlar da ‘yaşken’ eğiliyorlar.
Muhtemelen kendilerini suçlu, sorumlu hissetmiyorlar ama yadsımıyorlar da olan biteni. Tarihten ders almak böyle bir şey çünkü.
Buradan bizim ülkemize gelecek olsak... Yok yok, bizim tarihimizde yüzleşilmesi gereken kara leke yoktur... Yoktur, değil mi?

Nürnberg’de bir gece
Nürnberg’deki Almanya / Türkiye Film Festivali bir aile ortamı halinde geldi, geçti, “Seneye görüşmek üzere” diye ayrıldı millet...
Sadece film izleyerek geçmedi haliyle günler. Akşamları konserler düzenlendi. Bir gece bir caz topluluğu, bir gece bir Türk rock grubu çaldı. Ama en çok ilgiye Mazlum Çimen mazhar oldu.
Derviş Zaim’in artık gösterime girmesini umduğumuz “Nokta” filminin müziğini yapıp Antalya’dan Montpellier’ye sayısız ödül alan Mazlum Çimen, aldı bağlamasını eline ve bir saat diye çıktı, iki saat inemedi sahneden.

Atilla Saral ocak başında

Daha enteresanı yanında bendir çalan Atilla Saral oldu. Mankenliği bilinir kendisinin, oyunculuğu da... Ama davul, bendir, bilumum vurmalı çalgıyla haşır neşir olduğu? Her an bir türkü barda karşınıza çıkabileceği? Ve şahane bir aşçı olduğu?
Biz orada üç günde memleket hasreti çekmeyi beceren Türk kafilesi, kalktık Türklerin işlettiği ‘Antika’ diye bir mekânda aldık soluğu. Bar, restoran, ocakbaşı, türkü bar, her şey.
Saat gecenin ikisi, Atilla Saral Nürnberg sosislerinden bezmiş halimize acımış olacak ki geçti ocağın başına. Sonucu bir fotoğrafla göstermek ve Nürnberg defterini kapatmak istiyorum. Bir dahaki seneye kadar...