Yedi yaş altı çocukların takip edebileceği basitlikte akıyor her şey, 70 dakika ekran karşısında oturuyoruz, hiçbir şey olmuyor. Oysa seyircinin de en az senin kadar akıllı olduğu düşünülerek yapılmalıdır

Bu komedi beceremeyen halimiz ne olacak bilemiyorum. Ve ısrarlıyız da aksi gibi... Olmuyor, yeniden yeniden deniyoruz ama yine aynı yoldan gidildiği için sonuç hep fiyasko tabii. Sanki komik olmak için hayatta karşılığı olmayan karikatürler yaratıp onları tuhaf hallere sokmamız gerekiyormuş gibi. Asıl komedinin hayatın içinde, en sıradan görünende saklı olduğunu kimse hesaba katmıyor. Espriler yedi yaş altının beğeni düzeyine göre tasarlanıyor. Çok merak ediyorum, bunları yazan arkadaşlar kendileri gülüyor mu ürettikleri ‘şaka’lara?
Sonra söz konusu olan komediyse, hikayeye de, olay örgüsüne de, çatışmaya da ihtiyaç yok sanki. Yine yedi yaş altı çocukların takip edebileceği basitlikte akıyor her şey. 70 dakika ekran karşısında oturuyoruz, hiçbir şey olmuyor.
Bütün bunları oyuncularına bayıldığım için izlediğim ‘Bizim Yenge’nin son iki bölümü karşısında düşündüm kara kara. Ne derece iyiniyetli olduğumu anlatamam; Ayşenil Şamlıoğlu’nu, Şebnem Bozoklu’yu, İlker Aksum’u, Yetkin Dikinciler’i, Tülin Özen’i bir dizide biraraya getirmenin şahane bir şey olduğunu düşünüyorum. Ama böyle bir kadroyu oluştururken onların eline sağlam bir senaryo verememek de bir o kadar hazin. Önce Kuledibi Senaryo Grubu yazıyordu diziyi, ilk bölümde 10 bölümlük malzemeyi harcadılar, kızla oğlanı tanıştırıp aşık edip evlendirdiler. Kız, dokuz erkek çocuklu eve gelin gitti ve hikaye orada tıkandı.

Böyle oyuncularla güldürememek
Sıradan bir gelin-kaynana çatışmasından ne kadar komedi devşirilebilirse o kadarıyla idare ettik bir süre; ki bu ülke ekranda gelin arayan ne kaynanalar görmüştür, buradan daha ne kadar ekmek yenebilir eğer kuş kondurmuyorsan? Bunun dışında da işte, dokuz oğlanın tuvalet kuyruğunda ettiği kavgalara, aynı hemşire kızın habire kardeşlerden bir diğerine aşık olmasına filan tekrar tekrar gülmemiz beklendi.
Birkaç hafta önce dizinin senaristinin değiştiği haberi çıktı gazetelerde. Artık Uğraş Güneş’e emanetti ‘Bizim Yenge’. Ben buradan yapım şirketinin de benzer sıkıntıları olduğu, bir şekilde dizinin daha sağlam bir noktaya dümen kıracağı gibi boş umutlara kapılmıştım.
Hayır, ilk iş, dizinin en tatlı çatışma noktalarından biri olan Adem-Zeyno aşkı alelacele evlilikle noktalanıp tekdüze bir hale getirildi, ardından da en kaba hatlı espriler birbirini izler oldu. Üzgünüm ama artık değil gülmek, gülümsemek bile mümkün olmuyor, hatta en son yetenek yarışması bölümü basbayağı acıklıydı. Elinde böyle oyuncular var, sen güldürmek için Yıldo’dan, Çiğdem Tunç’tan medet umuyorsun, daha neler artık...
Komedi yazmaya-çekmeye soyunanların biraz kendi geçmişimize bakıp mesela BKM’nin ‘Bir Demet Tiyatro’sunun, Devekuşu Kabare’lerin neden unutulmadığını düşünmeleri, birazcık da artık dünyayı takip etmeleri gerekmiyor mu? Millet nelere gülüyor, siz bizden neye gülmemizi bekliyorsunuz... Komedi zeka işidir, seyircinin de en az senin kadar akıllı olduğu düşünülerek yapılmalıdır. Aksi halde maalesef lise müsameresinin ötesine geçemez işte...

SEVGİYLE ELEŞTİRMEK

Tiyatromuzun birkaç gerçek eleştirmeninden biri olan Üstün Akmen’in 50’nci yazarlık yılı nedeniyle düzenlenen panelde Yıldız Kenter’den duydum bu sözü... “Sevgiyle eleştirir” dedi Akmen için. Ali Poyrazoğlu da destekledi sonra, birini eleştirmenin ona “Seni seviyorum, daha iyi olmanı istiyorum” demek olduğunu söyleyerek. Son dönemde yazarken yıkıcı olmak prim yapıyor evet, birilerini ‘paraladığın’ ölçüde eğlenceli ve popülersin. Ama böyle de bir bakış açısı var ve sanıldığı kadar ‘sıkıcı’ değil. Biraz “Hayat bayram olsa” der gibi olduğumun farkındayım ama Üstün Akmen’in 50’nci yılında çıkardığı ‘Tiyatroda Ayna Var’ kitabını bu gözle okudum. Katıldığım-katılmadığım fikirleri, fırsatım olsa ‘sevgiyle’ eleştireceğim yazıları oldu. Ama neticede, Artshop’tan çıkan bu kitap, ciddi bir kaynak. 2010-2011 sezonunda sahnelerimizden kimler gelmiş, kimler geçmiş, kıvrak bir dille sunuyor.
Dilerim Üstün Akmen nice yıllar yazar, biz de tiyatroyu onun ‘sevgi dolu’ kaleminden okuruz.