Taksim Gezi Parkı’nda ‘ağaç nöbeti’ tutuluyor. Literatürümüze yeni eklenen bir tanım bu, gencecik insanlar, Taksim’in ciğerleri sökülmesin diye, oradaki ağaçlara kıyılmasın diye, gece gündüz ‘nöbet tutuyorlar’ bu parkta. Sizin için, bizim için, çocuklarımızın geleceği için

Nefes alma hakkımız için

Sabah kalkıp çıktım evden, gökyüzü gri. Bizim burada bir süredir gökyüzünün rengi bu... Maviyi göremiyoruz pek. Hava puslu, geniz yakıyor, göz yaşartıyor. Biber gazı rengi...
Taksim Gezi Parkı’na ilerliyorum, endişeli adımlarla... Dün gece 2’de bayram yeri gibi bırakmışız parkı, rengarenk, pırıl pırıl gençler çadırlarını kurmuşlar, gitar çalıp şarkı söyleyenler var, kitap okuyanlar var uzanmış... Film gösteriliyor gece yarısı perdede... Nohut pilavcılar, çay, su, kahve satanlar, köfteciler... Toplanmanın sebebini bilmesen, bir şenliğin ortasında zannedeceksin kendini. Ama bu insanlar ağaç nöbeti tutuyor bu parkta. Literatürümüze yeni eklenen bir tanım bu, gencecik insanlar, Taksim’in ciğerleri sökülmesin diye, oradaki ağaçlara kıyılmasın diye, gece gündüz nöbet tutuyorlar bu parkta. Sizin için, bizim için, çocuklarımızın geleceği için... İki seferdir kendini iş makinelerinin önüne atıp yıkımı durduran BDP İstanbul milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in dediği gibi, “Nefes alma hakkımız için.”
Gece çok umutlu, gece çok iç açıcı, nefes açıcı. Hani birtakım davetlerde, galalarda katılan ünlüleri saymak adettendir ya, ben de parkta gördüğüm ünlü yüzleri saymak istiyorum... Memet Ali Alabora ve
ailesi, eylem demirbaşları... Babası Mustafa Alabora da orada, annesi Betül Arım da. Eşi Pınar Öğün tek başına bir medya kuruluşu gibi çalışıyor, ustream’de parktan canlı yayın yapıyor sürekli. Orada olamıyorsanız bile twitter.com/PINAR_OGUN adresinden izlemenizi öneririm. Okan Bayülgen orada, Akasya Asıltürkmen, Sezgi Mengi, İpek Bilgin, Barış Gönenen, Ayça Damgacı, Devin Özgün Çınar, Şebnem Sönmez o gece gündüz orada yatan insanlarla dayanışmaya gelmişler. Gece bir saatte Kemal Kılıçdaroğlu da geliyor, parka, destek vermeye. Arada yola doğru “Yeşili çalma, korna çal” pankartları açılıyor, yoldan geçen arabalar da dahil ediliyor eyleme. Birkaç saat sonra orada nasıl bir kıyametin kopacağını tahmin eden yok...

“Sakin, vakur, kararlı, inatçı bekliyoruz”
Ama işte saat 5’te, çadırlarındaki insanları, üzerlerine biber gazı sıkarak uyandırıyor polis. İş makinaları gene görev başında. Uykularından uyandıkları gibi koşuyor insanlar caddeye doğru... Alabilen çadırını da sürüklüyor yanında, alamayanlarınkini az sonra polis ateşe veriyor. Evet, bu nasıl bir öfkeyse, polis çadırları üst üste yığıp yakıyor. Bütün derdi ağacı korumak olan insanların çadırlarını... Ve Taksim Gezi Parkı’ndaki şafak vakti operasyonu bir kez daha Sırrı Süreyya Önder’in yatağından fırlayıp kendini kepçelerin önüne siper etmesiyle sonuçlanıyor. Sakinleştirici bir konuşma yapıyor kameralara sonra, “Sakin, vakur, kararlı, inatçı bekliyoruz” diyor, “Büyüksün abi” diyenlere, “Büyük olan sizsiniz” diye cevap veriyor, “Burada sabaha kadar bekleyen sizlersiniz, büyük olan bu dayanışmadır, şahıslar değil, bizi bırakın. Ben bu bölgenin vekiliyim, görevimi yapıyorum, sorumluluğumu yerine getiriyorum.”
Sabah 9’da parktan ayrılırken “Gitme Sırrı abi, sen yokken bize çok kötü davranıyorlar” diyen küçücük küçücük çocuklar... “Biraz da başka vekiller gelse” diyor, gülümseyerek, “Korkuyorum buradan ayrılmaya...” Bir tane yaşlı amca, “Onların babası mı dikmiş bu ağaçları?” diye soruyor, “Ne hakları var kesmeye?”
Siz uyurken ya da işinizde gücünüzdeyken, böyle şeyler oluyor Taksim’in göbeğinde... Şimdi derim ki, Gezi Parkı’nın yok olmasına itirazı olmayanlara, bir kalkıp gidin, cayır cayır öğle sıcağında bunala kavrula geçin, Taksim Meydanı’ndan, parka bir girin. Göreceksiniz, birden iklim değişiyor, bir serinlik vuruyor yüzünüze, bir ferahlık... O ağaçların gölgesini üzerinizde bir hissedin adamakıllı. Sonra bir daha düşünün, olacak iş mi, hakkımız var mı buna?...