Atıl Kutoğlu’ndan Avusturya ile ortak proje

Atıl Kutoğlu, Avusturya Kültür ve Milli Eğitim Bakanı Dr. Claudia Schmied’le ortak bir projeye imza atacak. Kutoğlu projeyi, ”Benden bir ricada bulundu.?Yabancı kökenli insanların bir toplumu zenginleştirdiğini vurgulayacak bir gala defilesi düzenlememi önerdi” diye anlatıyor

Atıl Kutoğlu’ndan Avusturya ile ortak proje

Atıl Kutoğlu Viyana’da yaşayan bir Türk modacı. Türkiye’de ‘Prenseslerin modacısı’ diye biliniyor. Prenses Ira von Fürstenberg’den Molly Sims ve Heidi Klum’a giydirdiği pek çok ünlü kadın var. New York Moda Haftası’ndaki defilelerinde Naomi Campbell, Karolina Kurkova gibi top modellerle, Mick Jagger’ın kızı Elizabeth ve Keith Richards’ın kızı Theodora gibi ünlü isimler podyuma çıkıyor. Tasarımları tam 16 ülkede satılıyor. Atıl Kutoğlu’yla Demsa ile birlikte Nişantaşı’nda açtığı mağazada konuştuk.

Modayla bu kadar ilgiliyken Viyana’da neden işletme okumayı tercih ettiniz? Aile baskısı yüzünden mi?
Ailem çok destek oldu. Vakko’dan sonra Beymen’de de Cem Boyner’in davetiyle staj yaptım. Fakat ben daha sonra kendi markamı kurmaya ve tüm dünyaya kabul ettirmeye kararlı olduğum için işletme okumamın, işin iş kısmını öğrenmemin daha yararlı olacağını düşündüm. Viyana’da üniversitedeyken boş durmayıp o yıllarda Viyana Belediye Başkanı Dr. Helmut Zilk’i tramvayda görüp yardım istemiştim. Korumalarına başkanla konuşmak istiyorum dediğimde ‘Tabii kendisi zaten bunun içinde burada’ demişlerdi. Avrupa’da politikacılar insanlarla daha iç içe. Bizde düşünemiyorum. Başkan ‘Bu gencin telefonunu not edin, ilgileneceğiz’ dedi. Hakikaten 1 hafta sonra aradılar.

Size burada ‘Prenseslerin, sosyetenin modacısı’ diyorlar ve bunu olumlu algılamayanlar da var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
Bu konu Dior’da da böyle Chanel’de de, tanınmış asiller, film yıldızları ve politikacı eşleri her zaman önemli modacıların baş konuklarıdır. Bugün İngiliz Prensesi Michael of Kent veya Lauren Bush Atıl Kutoğlu’nun defilesine geliyor ve onun kıyafetlerini giyiyorsa, bu dünyada Türkiye’nin de tanıtımıdır. Bütün dünya markaları için celebrity güzel bir şey. Tabii ki ayrım yapmıyorum, kıyafetlerimi herkes giysin istiyorum. Ama bir Türk modacı olarak rol model olan birilerini giydirebilmek benim için önemli, Türkiye için de bir kazanç. Ayrıca bu insanların bir kültür birikimleri var. Kaç kuşaktır sanatla ilgileniyorlar. Titrleri değil önemli olan, ama o kadar kültürlü ve görgülü insanların takdirlerini almak önemli.
Birçok dünyaca ünlü marka üstüne para vererek kendi tasarımlarını ünlülere giydiriyor. Ben kendi müşterilerimin peşinde koşmadım. Onlar benim işlerimi beğendikleri için benimle tanıştılar. Prenses Francesca von Habsburg Viyana’daki mağazama geldi, tesadüfen ben de oradaydım, öyle tanıştık. Şimdi 17 yaşındaki kızı da en genç hayranım oldu. Prenses Pilar Goess bana yılın en iyi modacısı ödülünü verirken Viyana belediye sarayında tanıştık. 

Avusturya kültür ve milli eğitim bakanı Dr. Claudia Schmied’le birlikte gerçekleştireceğiniz proje nasıl olacak?
Geçen hafta Salzburg Festivali’nin açılışında konuşma yaparken benim kıyafetimi giydi. İstanbul’a geldiğinde uçaktan iner inmez mağazama geldi. Benden bir ricada bulundu, yabancı kökenli insanların bir toplumu zenginleştirdiğini vurgulayacak bir gala defilesi düzenlememi önerdi. Sonbaharda büyük bir defile yapacağız Viyana’da, moda okullarıyla birlikte. 2008, Avrupa Birliği nezdinde uyum ve tolerans yılıydı. Ben Avusturya’da uyum elçisi seçildim. Her ülkede bir rol model seçtiler. Moda ilk bakışta yüzeysel gibi görünse de  aslında Avusturya’da bu kadar zamandır yaşayan ve orada bir yere gelmiş bir Türk olarak bana birçok sosyal sorumluluk getiriyor.

Sizin için dönüm noktası hangisi?
2000 yılında Gustav Klimt’in Viyana Belvedere Sarayı Müzesi’nde açılan sergisinde Alman ve Avusturyalı küratörlerin Klimt’in paha biçilmez tablolarıyla benim 27 kreasyonumu sergilemeleri. Klimt’in eserleri ile benim koleksiyonumu paralel buldular. Avusturya gibi Türkiye’nin imajının çok da iyi olmadığı bir bana verdiği değeri göstermesi açısından çok önemli. 

Uzaktan bakan biri olarak Türkiye’yi nasıl görüyorsunuz?
Türkiye’nin çok ilerlediğini görüyorum. Son 10-15 yılda gözle görülür bir çağdaşlaşma var. Yeni müzelerimiz gurur verici. Modada mağazaların ve alışveriş merkezlerinin açılması, kendi markalarımızın kalıcı olması, modacılarımızın çabaları, İstanbul Moda Günleri çalışmaları önemli. İstanbul’un çok büyük potansiyeli var. Doğu Avrupa’nın merkezi olarak önemli bir çekim gücüne sahip. Doğru adımlar atılırsa daha da  olur. Yabancı basın da çok ilgili. 

Muhtar Kent’in başkanı olduğu Dünya Türk İş Konseyi Yüksek İstişare Kurulu’na seçildiniz. Neler yapacaksınız?
Yurtdışında Türkiye’nin hak ettiği yere ulaşması için tanıtımla ilgili projeler yapacağız. Yurtdışına ilk çıktığımdan beri diplomatlık var içimde. Muhtar Bey’le daha somut çalışmalar yapacağız. Zaten Muhtar Bey’i çok eskiden Viyana’dan tanıyorum. Mesela Avusturya basın patronlarını davet etmek istiyorum.
Birçoğunun hanımı, kızı müşterim, arkadaşım. Avusturya’nın en büyük gazetesi Kronen-Zeitung politik konularda Türkiye karşıtı bir tutum sergileyebiliyor. Gazetenin sahipleri arkadaşım. Onları Türkiye’de ağırlamak istiyorum ki Türkiye’nin gerçek gücünü görsünler!

Defilesini moda haftasına denk getirenlerle karıştırmayın
New York’ta ya da Paris’te moda haftaları sırasında başka yer tutup defile düzenleyen ve moda haftasına katıldım diyen birçok Türk modacı var. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?
O farkı kaç kişi anlıyor burada acaba? Bunların tabii gerçek moda haftasının kapsamında defile yapmakla farkını kabullenmek lazım diye düşünüyorum. Moda haftası belli kriterler çerçevesinde, belli düzeyde modacıları kabul ediyor. Paris’te Dice Kayek ve Hüseyin Çağlayan var, New York’ta ben vardım yakın zamana kadar.
O moda haftasının sizi davet etmesi ve onun kapsamında bunu yapmanız kalite belgeniz oluyor. Oraya gelen basın, onu izleyenler daha üst düzey ve ayrı ciddiyetle izliyor. Aynı zamana denk getirip yapılan başka organizasyonlarla karıştırmamak gerek. 

Bundan sonrası için ne istiyorsunuz?
Atıl Kutoğlu’nu bir lifestyle markası haline getirmek benim hedefim. Parfüm, kozmetik, dekorasyon gibi alanlarda da kendi markamın ürünlerini yaratmak ve görmek istiyorum. Nasıl Ralph Lauren Amerikan yaşam tarzını temsil eden bir markaysa ben de dünyada Türk zevkini, yaşam tarzını temsil eden dev bir marka olmak istiyorum. İnşallah bunları gerçekleştirmek çok uzun sürmez.

Yabancı marka akınına uğrayan Nişantaşı’nda bir Türk markası
Demsa’yla nasıl bir araya geldiniz?
Demet Hanım’la (Sabancı Çetindoğan) Bossa olarak bir işbirliğimiz vardı. Bossa 3 sene boyunca New York Moda Haftası’ndaki defilelerimde kumaş sponsorum oldu. Demet Hanım New York’taki defilelerime katıldı. Demsa mağazacılıkta büyük adımlar atmaya başlayınca birlikte Atıl Kutoğlu mağazasını açmaya karar verdik. Yurtdışında da açmak istiyoruz. 

Neden Nişantaşı’nı tercih ettiniz?
Atıl Kutoğlu markasını Nişantaşı’nda konumlandırmak hoş oldu, kriz dönemine rastlasa da. Bu kadar yabancı markanın akınına uğrayan bir semtte Türk markasının da olması güzel. Keşke daha çok Türk markası olsa... Yabancı markalar daha avantajlı tabii. Hepsinin arkasında inanılmaz finansal güç var. Her şeyi yapabiliyorlar. Biz de o konumlara varmaya çalışıyoruz. Markanın daha saygın olması için aksesuar koleksiyonu çok önemli, o yüzden çanta koleksiyonu da yaptık. Erkekler için cüzdan, kravat, kaşkol yaptık. Şimdi erkek koleksiyonu yapmak istiyorum. Mağaza sayesinde Türk müşterilerimle daha çok ilgilenebiliyorum.

Mağazada moda danışmanlığı da yaptınız.
Mağazada beni görmek istiyorlar. Ben olduğum zaman satış anormal patlıyor. Tanıdıklar sen varken geleyim diyor. Valentino ya da Versace de kendi ülkelerinde ilk mağazalarını açtıklarında böyleydi diye düşünüyorum. 

Türkiye’de yabancı markalara düşkünlük sizce devam ediyor mu?
Ben onu değiştirdiğime inanıyorum ve değiştirmeye çalışıyorum. Yabancı marka düşkünlüğü felaket aşamada. Gururla söyleyeyim pantolonum Matthew Williamson for H&M ve daha da önemlisi made in Turkey. Avrupa’da, ABD’de kendi markası mı değil mi bakmıyor. Ralph Lauren ile Gucci’yi ayırmıyor. Alexander McQueen’i nasıl görüyorsa Atıl Kutoğlu’nu veya Hüseyin Çağlayan’ı da öyle görmeli. Hatta biraz daha keyifle giymelerini arzu ediyorum. Çünkü bizim 50 tane markamız yok.

İkoncanlara bir öneri
Türkiye’de bir de ikoncan modası var. Onları nasıl buluyorsunuz?
Ben onları seviyorum. Cemiyet hayatına, basına, moda dünyasına renk katıyorlar. Giyinmekten hoşlanıp, bunu abartıyla yapmak kötü bir şey değil. Eğleniyorlarsa ne var bunda? Ama ben ikoncanlara şunu öneririm; Less is more. Sadelikle, daha az detayla kalite ve şıklık yakaladığınızda daha kalıcı ve etkili oluyor. Kennedy ya da Grace Kelly’ye bakın.

18 Ekim 2019 Magazin Bülteni.
Cadde Yazarları

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber