BEYOĞLU’NDA HAFTANIN SERGİLERİİstanbul sanat ortamı da bahar dinamizmine eşlik ediyor. Geçtiğimiz hafta kapılarını açan yeni sergilerden bir derleme hazırladım bu hafta sizlere...
Bağımsız sanat mekanı Depo İstanbul, hayranlıkla izlediğim bir karma sergi projesine ev sahipliği yapıyor. Üç Semavi dinin kutsal alan profili ve gündelik pratiklerine objektif bir gözle bakan sergi, yerli-yabancı pek çok sanatçının katılımıyla zengin bir içerik sunuyor. Akdeniz, Orta Doğu ve Balkanlar coğrafyasındaki ortaklık ve birlikte yaşamın değerini, kültürlerarası bir ifadeyle ele alan ‘Paylaşılan Kutsal Mekanlar’ projesi, ötekileştirme ve nefret söylemlerinin işlevsiz kılındığı çoğulcu bakışı, başarıyla yansıtıyor. Her üç dinin de temelinde barındırdığı ritüelistik ve fikirsel farklılıklara rağmen inancın doğasıyla günlük rutine yansıması bakımından kesişmelere sahip olduğu gerçeğine odaklanan sergi, bu pozitif ve birleştirici bakış açısıyla beni çok etkiledi.
İnanç sistemlerinin kendilerine özgü icra biçimleri ve rutinlerini gözlemleme fırsatı sunan video, fotoğraf ve etnografik malzeme temelli çalışmalar; sembollerin dinlere göre şekillenen bağlamlarındaki ayrışma ve birleşmeleri de göstermesi açısından oldukça ilgi çekici. İstanbul’un çok kültürlü geçmişi ve adeta bir dinler mozaiği gibi yükselen tarihi mirasını da düşündüğüm zaman serginin anlamı daha da katmerleniyor diyebilirim. Yüzyıllarca bir arada varolmayı sürdürebilmiş bu katmanları, tek bir çatı altında ve yalın bir perspektifle izlemek güzel bir deneyimdi. Küratörlüğünü Dionigi Albera ve Manoël Pénicaud’nun üstlendiği sergi, geçtiğimiz yıllarda düzenlenen Selanik, Paris, Marakeş, New York ve İstanbul turunun ardından bu sonbahar Ankara’ya da uğrayacak. 14 Temmuz’a kadar mutlaka görün derim.
Yetkin bir elden çıkmış
Versus Art Project’te kapılarını açan kişisel sergi, genç bir sanatçı keşfi yapmama vesile oldu. Sergisini kendisiyle gezme fırsatı bulduğum Emirhan Eren’ın suluboya ve beton heykel çalışmalarını bir araya getiren ‘RAW’; ismini, Le Corbusier’ye ait Fransızca ‘béton brut’ (ham beton) teriminden alıyor. 20’nci yüzyıla damgasına vuran savaşların ardındaki dönem, sanatçılar ve mimarlarca karamsarlıkla yeni umutların harmanlandığı verimli bir süreçti. Emirhan Eren; Yugoslavya, İngiltere ve Amerika gibi geniş bir coğrafyaya yayılan, ideolojik bir temsile kaynaklık eden Brütalist mimariyi odağına alıyor. II. Dünya Savaşı sonrasında yıkımın en ağır yönüyle başbaşa kalmış olan kentlerdeki yeniden yapılanma hareketinin estetik eğilimini ve militarist tutumu öne çıkartan bu akımı, kendi soyutlamacı üslubuyla yorumlayan sanatçı, oldukça başarılı çalışmalara imza atmış. Kilise, şapel, askeri sığınak, konut ve krematoryum gibi yapıları formun ötesinde yorumlayan Eren, anıtsal mimari kavramının altında yatan fikirsel dayanağı sorguluyor. Sanatçının özellikle beton ve metal malzemeyle yarattığı heykel soyutlamasıyla, sulu boya gibi hassas bir teknikle ürettiği desenler arasındaki ilişki, çalışmaların yetkin bir elden çıktığını gösteriyor. Sergiyi 1 Haziran tarihine dek izleyebilirsiniz.
Özgün üslubunu koruyor
Galeri Öktem&Aykut’ta ise daha önceki işlerinden de övgüyle bahsettiğim Burak Ata’nın kişisel sergisi açıldı. Sanatçının eğitim ve üretim sürecine dair kişisel deneyimlerinden beslendiği pratiğinin en çok öne çıkan yanı, Erken Rönesans resmine yaptığı göndermeler diyebilirim. Mimari öğeleri ve birey-mekân ilişkisini Erken Rönesans estetiği üzerinden yorumlayan Ata, figürlerdeki otobiyografik izlerin de spontanlığıyla özgün üslubunu korumaya devam ediyor. İroni ve geleneğin iç içe geçtiği ‘Araba Tutması Kulübü’, 18 Mayıs’a kadar devam ediyor.