‘Obsesif Kompulsif Bozukluk’ yani takıntı hastalığı olan kişilerin yineleyici veya sürekli düşünceleri, günlük kaygılardan farklıdır. Kognitif ve Davranışçı Terapi, hastalığının tedavisinde en etkin psikoterapi yöntemidir

TAKINTI HASTALIĞI

‘Obsesif Kompulsif Bozukluk’ yani takıntı hastalığı olan kişilerin yineleyici veya sürekli düşünceleri, günlük kaygılardan farklıdır. Kognitif ve Davranışçı Terapi, hastalığının tedavisinde en etkin psikoterapi yöntemidir


Danışan: Kız arkadaşım benim takıntılı olduğumu söylüyor. Bir yerde okumuş galiba, bunun bir hastalık olabileceğini söylüyor. “Mutlaka bir psikologa gitmelisin böyle yaşanmaz” diye başımın etini yediği için size gelmeye karar verdim. Aslında benim de şikayetçi olduğum bazı şeyler var ama bunun bir hastalık olabileceğini ve hatta düzelebileceğimi hiç düşünmemiştim. Yapım böyle diye düşünüyordum.
Dr. Başak: Kız arkadaşınız sanırım ‘Obsesif Kompulsif Bozukluk’tan (OKB) bahsediyor. Buna ‘takıntı hastalığı’ da diyebiliriz. OKB, istenmeden gelen ve belirgin bir kaygıya ya da sıkıntıya neden olan, yineleyici ve sürekli düşünceler, dürtüler ya da düşlemlerdir.
Danışan: Evet ben sürekli düşünürüm, genel olarak biraz evhamlıyımdır. İşler ne olacak, yetiştirebilecek miyim, akşam eve giderken trafik olacak?
Dr. Başak: Bu bahsettikleriniz çoğumuzun yaşadığı kaygılar, kimimiz bu konularda daha fazla kaygı yaşarız, kimimiz daha az. OKB’nin bir farkı var. OKB’si olan kişilerin yineleyici veya sürekli düşünceleri gerçek yaşam sorunları hakkında duyulan kaygılar değildir.
Danışan: Yaşam sorunları derken genel kaygılardan mı bahsediyorsunuz, yani “Ayın sonunu nasıl getireceğim” gibi?
Dr. Başak: Evet ama OKB’si olan insanlar kaygılarının aşırı ya da anlamsız olduğunu kabul eder. Örneğin, el sıktığınızda size AIDS bulaşabileceğini düşünmek, kapıyı kitleyip kitlemediğiniz konusunda defalarca düşünmek, bazı şeylerin belirli bir düzen içinde olmasına gereksinim duymak veya eşyalar simetrik bir düzen içinde değilse bundan yoğun bir sıkıntı duymak. Bu tip düşüncelere ‘obsesif’ düşünce denir.
Danışan: Yani kafayı bu tip düşüncelere takmak ama bir türlü bu düşüncelerden kurtulamamak. Sanırım kız arkadaşım haklıymış, benim de böyle düşüncelerim var. Bunlardan size bahsetmek istiyorum ama önce bir de ‘kompulsif’ ne demek onu anlatır mısınız?
Dr. Başak: Kompulsiyonlar , bu düşüncelerin yarattığı kaygıdan, korkudan kurtulabilmek için yapılan yineleyici davranışlar veya zihinsel eylemlerdir. Örneğin, el yıkama, dua etme, sayma, sözcükleri sessiz bir biçimde yenileme gibi.
Danışan: Evet benim de yaptığım bazı davranışlar var. Takıntılarımı tam olarak şöyle anlatabilirim. Eğer kırmızı bir şeye elimi değdirirsem, bu herhangi bir şey olabilir, bir kağıt parçası, bir kitap, bir leke, ne olduğu fark etmiyor, içim öyle sıkılıyor ki üç kere elimi yıkamazsam rahatlayamıyorum.
Dr. Başak: Eliniz kırmızı bir şeye değdiğinde ne olacak diye düşünüyorsunuz?
Danışan: Biliyorum çok saçma ama hastalık kapacakmışım gibi geliyor.
Dr. Başak: Sonra da elinizi yıkıyorsunuz.
Danışan: Elimi yıkamak için ne lazımsa onu yapıyorum, yoksa içim çok fena sıkılıyor. Sizin de anlattığınız gibi yıkamazsam kaygım çok artıyor. Ne zaman elimi üç kere yıkıyorum, rahatlıyorum. Zaten kız arkadaşımın da bu dikkatini çekmiş. Beni seyretmiş, ilk yıkamadan sonra musluğu kapatıyorum. Sonra peçeteyle açıp tekrar yıkıyorum. Sonra son bir kez daha yıkıyorum ve huzura kavuşuyorum.
Dr. Başak: Ellerinizi yıkarken, neden yaptığınızı bilmeden, yarattığınız ayrıntılı kurallar var mı?
Danışan: Nereden biliyorsunuz? Bunu kimseye anlatmadım. Aslında şimdi size anlatırken biraz utanıyorum. Evet içimden de ‘kırmızı boşluk’ diyorum ve sabunu sağ elimden sola alıyorum. Bunu o kadar uzun zamandır yapıyorum ki bir hastalık olduğunu ve bundan vazgeçebileceğimi hiç düşünmedim. Aslında vazgeçmek istiyorum ama olmuyor.
Dr. Başak: Buna benzer başka takıntılarınız var mı?
Danışan: Bazen yenileri ekleniyor, sonra yok oluyor. Ama bu ‘kırmızı’ takıntısı maalesef yok olmadı. Sizce bundan kurtulabilir miyim?
Dr. Başak: Doğru tedavi aldığınızda bu takıntılardan kurtulabilirsiniz. Yapılan en son araştırmalara göre Kognitif ve Davranışçı Terapi, takıntı hastalığının tedavisinde en etkin psikoterapi yöntemidir. Bu terapi modeline göre, insanların duygu ve davranışları, olaylar hakkında nasıl düşündüklerinden etkilenir. Yani, insanların neler hissettiğini belirleyen şey, olayın kendisi değil, o olaya ilişkin olarak kendi zihninde verdiği anlamlardır.
Danışan: Yani aslında biliyorum ki kırmızı bir leke hastalık yapmaz ama ben zihnimde ona öyle bir anlam yüklüyorum ki yapacağına inanıyorum. Ne kadar saçma olduğunu bilsem de kırmızı bir lekenin dokunmakla hastalık yapmayacağına kendimi inandıramıyorum. Bu da benim takıntım.
Dr. Başak: Çok doğru anladınız. İşin problemli olan kısmı, bu düşünceler hiç istemediğiniz şekilde, saçma olduğunu bilmenize rağmen aklınıza geliyor ama durduramıyorsunuz. Bu sefer de kaygıyla baş etmek için bir takım davranışlar, stratejiler geliştiriyorsunuz.
Danışan: Mesela üç kere el yıkamam.
Dr. Başak: Dolayısıyla bir döngünün içine girmiş oluyorsunuz. Bizim terapideki amacımız bu döngüyü durdurmak olacak.
Danışan: İlaç kullanmam gerekecek mi?
Dr. Başak: Bazı durumlarda, özellikle kaygının veya depresyonun çok yoğun olduğu durumlarda, psikoterapi ile birlikte ilaç tedavisi almak gerekir. Sizinle yaptığımız detaylı görüşme sonunda tedavinizi ne şekilde yapmamız gerektiğine beraber karar vereceğiz.