Cahillik mutluluktur

Soğukkanlı biriyimdir. Hatta karşımdakinin sinirini bozacak kadar... Özellikle depremde ekstra sakinimdir. Biraz da İzmir’de doğup, beşik yerine evlerde sallana sallana büyümüş olmamın da etkisi var. Şu anda bu satırları yazarken ellerim titriyor, kalbim ağzımda, anksiyetem tavanda... Anladım, benimki cahillik mutluluğuymuş. İstanbul depremiyle ilgili birkaç araştırma yazısı, makale okuyunca kendimi soğukkanlılıktan, panik atağın sıcak sularına hızla geçerken buldum.
Akşam olup da televizyondaki uzmanların pek de anlaması kolay olmayan açıklamalarının satır aralarındaki o ‘söyleyemiyoruz’ halleri, beni sabaha kadar okumaya, grafikleri, haritaları anlamaya, ölçümlerin logaritmasını kavramaya itti. Yıllarca okuduğum matematiği hafızamın kuytu köşelerinden çıkarıp, “Hayat boyu ne işime yarayacak!” diyerek, zihnimin tozlu kıyılarına ittiğim fizik bilgimin geride kalan son zerrelerini de katınca, yerin altında ne olup bittiğini kabaca anladım.
Peki öğrendim de ne oldu? Çarpıntı tuttu. Tamam hep “Büyük İstanbul depremi geliyor” filan denip duruyor ama insanın kendi aklıyla meseleleri algılaması da başka... Bilim, insana kendini avutacak bir teselli alanı bırakmıyor ya, işte panik atak için kırılma noktası tam orası!

Biraz da panik olalım

Durum “Belki” ve “Kısmet” demeye imkan vermeyecek ölçüde vahim. Perşembe günü, uzun süredir altımızda sinsice yatan bombanın pimi çekilmiş meğer. “Aman halkı panik etmeyelim” noktasında değiliz. Zaten 1999 depreminden bu yana fazlasıyla sakiniz ve görünen o ki, rehavete itilmişiz. Biraz da panik olalım bakalım. Maalesef yumurta kapıya geldikten sonra işimiz zor ama yine de her önlem yanımıza kâr... En iyi ihtimalle “2025’e kadar” deniyor ki uzmanlar önümüzdeki iki yıl içinde en az bir tane 7 üzeri Adalar depremi bekliyor. Hatta ‘art arda
7 üzeri dört deprem’ beklentisinden bile söz ediyor ki, bu faciaların en büyüğü anlamına geliyor. Oysa bizim daha 5.8 şiddetinde telefonlarımız bile çalışmıyor. Çoluğa çocuğa, hasta annemize ulaşamıyoruz. Toplanma yerlerinde AVM’ler, nereye gideceğimizi bilmiyoruz. Açıkçası, biz hiçbir şekilde kurtuluş için hazırlık yapmıyoruz. Bu saatten sonra binaları yıkıp toplanma alanı açmak mümkün mü sizce? Herkesin evini, işini ve çocuklarının okulunu gözden geçirmesi şart! Bari binalar sağlamlaştırılsa, acil durum planları hepimize anlatılsa, tatbikatlar yapılsa...
Şu anda baktım da tek elimizden gelen boynumuza bir düdük asmak ve bir şişe suyu baş ucumuzda bulundurmak. Aile içinde bir buluşma noktası saptamak. Şehir içinde telefon ulaşımı sağlanamadığında mesajlaşmayı sağlamak için şehir dışından bir eş-dost-akraba saptamak. Telefonlar artık uygulamayla depremi bile haber veriyormuş ama bizde nerede! En azından 20 yıldır ödediğimiz iletişim vergileri karşılığında acil durumda bir “Alo” diyebilsek! Artık vakit kalmadı! Bir şeyler yapılsa... En azından üç gün sonra yine her şey unutulmasa...

Plastikle mücadele

Plastiklerle mücadele için bizlerin de yapabileceği şeyler var, örneğin;
- Çocuklarımızı, pipet kullanmaktan vazgeçirmeliyiz.
- Çantamızda bez torba ya da file taşımalıyız.
- Pet şişe çılgınlığına son vermeliyiz. Matara-suluk alışkanlığına dönmeli ve çocuklarımızın da suluk kullanmasını sağlamalıyız.
- Plastik çatal-bıçak-tabak vs. gibi ürünlerden uzak durmalıyız. Özellikle plastik çöpleri denizlerden ve sokaklardan toplamalı, bu alışkanlığı çocuklara da aşılamalıyız.
- Kuşkusuz mücadeleyi, ülke çapına yaymalıyız.

KAMPANYAYA DESTEK VERİN!

Sürekli yazıyorum ama artık yetmedi bir de change.org imza kampanyası başlattım. Lütfen okuyun ve geleceğimiz için siz de bu çevre hareketine katılın:
- Akdeniz’in derin sularından örnek alınıyor, inceleniyor, yüzde 92.8 oranında plastik saptanıyor. Deniz adeta plastik olmuş akıyor.
- Akdeniz Havzası’nda 4 metrekareye 1 plastik atık düşüyor. Dakikada 33 bin 800 plastik şişe ebatında atık Akdeniz’e karışıyor.
- Akdeniz sahiline günlük vuran plastik atık miktarı, kilometre başı 5 kg.! Ve ne yazık ki akıntı, dalga vs sebebiyle, bu plastik atıkların en çok sahile vurduğu ülkelerden biri de Türkiye...
- Marmara Denizi’nde her 10 çöpten biri plastik. Karadeniz’de ise durum daha vahim, çöplerin yarısı plastik!
- Bugün dünya genelinde denizlerde toplam 150 milyon ton plastik var. Her yıl 13 milyon tona varan plastik denize karışmaya devam ediyor ve bu oran gittikçe artıyor.
Eğer, plastik tüketimine bu şekilde devam edersek, plastiğin ağırlığı, 2050 yılına gelindiğinde tüm deniz canlılarının toplam ağırlığını geçecek. Bir tek pet şişenin doğaya geri dönüşümü, 450 yıl! Çevre Bakanlığı, özellikle de ‘tek kullanımlık plastik ürünler’ konusunda önlemler almalı, yasaklamalar getirmeli. Avrupa Birliği ülkeleri, 2021 itibarıyla, tek kullanımlık plastikleri yasaklıyor. Türkiye’de de yasaklanması için önerge şu an Meclis’te. Hayat görüşümüz ne olursa olsun, ‘çevrecilik’ ortak paydasında buluşmalıyız. Hem ülkemiz hem de Dünya için, önce plastikten uzak kalarak, doğayı kollamalı, karbon salınımından, doğal kaynakların tüketimine kadar gezegenimizi ve iklimini ilgilendiren konuları önceliğimiz yapmalıyız.