YAZ RUHU...Bu sene sanki yaz gelemedi... Hele ki İstanbullular’a... Seçimdi, tekrarıydı, mazbataydı, elden alınmasıydı ve iade edilmesiydi derken, haziran ayı ‘yok’ hükmünde geçti. Tabii bir de LGS, TYT ve AYT gibi en az 10 milyon insanı bağlayan lise ve üniversite sınavlarını da unutmayalım. Her yanımızın ve hatta çocuklarımızın ‘seçme ve seçilme’ ile abluka altına alındığı boğuk bir dönemden geçtik ve hatta geçiyoruz. Veliler hâlâ merkezi sınavla öğrenci alan özel okul kuyruklarında, devlet lisesi tercih edenler liste yapma telaşında... Yolda yürürken, yanımdan geçen üç kişiden birinden ‘yüzdelik dilim’ sözü çarpıyor kulağıma...
Elbette süreç uzun, daha 10 gün sonra açıklanacak üniversite sınav puanları var. Yine de temmuz, bitip tükenmez tüm işlere, kayıtlara, gelecek kaygısına ve hayat gailesini rağmen artık ağırlığını koymaya başladı. Ensemizde rehavet, ne kadar gayret edersek edelim, kolumuzu kıpırdatamadığımız ağır bir uyku gibi çökmeye başladı üzerimize... Yaz ruhu, ekonomik krize de, siyasetin çekişmesine de meydan okuyor. Emin olun, her zaman ‘yaz’ kazanır. Onun için hiç mücadele etmeyin, indirin yelkenleri ve salın endişeleri, “Her şey olacağına varır adam sen de” zamanı şimdi...
Yaz ruhu, tatil ruhu demek tabii... Tatil demek ille de Çeşme-Bodrum plajlarında şampanyayla, DJ ıslatmak demek değil kuşkusuz. Tatil ruhu öyle bir kavramdır ki, bir yere gittiniz diye de sizinle gelmez. İmkanı olanlar için elbette deniz kenarına göç etmek ne ala ama daha uzun süre bulunduğu şehri terk edemeyenlerin de içine yaz dolmalı şimdi. Tatil ruhu, adeta bir hormon gibi, kalple beyin iş birliğiyle, tüm bedene yayılan esrik bir hâl belki...Tatil dediğin, nereye gittiğin, ne yaptığın değil, içinde her an hissettiğin bir yaşam
güzellemesi çünkü...

YAZ RUHU...Açık havaya çıkın!
Eğer işten kopamıyor ya da bir yerlere gitmeye henüz imkan bulamıyorsanız;
- Akşamları yemekten sonranın serinliğinde muhakkak açık havaya çıkın. Yakınlarda bir yerde bulunan bir parka, varsa deniz, göl, dere veya nehir gibi su kenarına... Elinizde muhakkak bir kitapla... Soğuk bir de limonata mesela...
- Sakın sıcak diye akşamları da klimalı yerlere kapatmayın kendinizi, bırakın bedeniniz yaşadığı mevsimi hissetsin. Hiç olmadı balkona çıkın ama muhakkak açık havada kalın. Bol bol arkadaşlarınızı muhabbete çağırın.
- Mavi ışığa takılı kalmayın. Demem o ki, sosyal medyaya bakın çıkın ama kopun ekrandan, dünyaya dönün. Hiç olmadı sokaktan gelen geçene, oynayan kedilere bakın, dergi karıştırın ama elle tutulur, kokusu duyulur şeylere odaklanın.
- Açıkhava sinema-dizi keyfi yapın. Çocukluğumdan beri bayılırım. Yaz demek, dayım ve teyzemle akşamları gittiğimiz, çiğdem çitleyerek aynı filmi 10 kere izlediğimiz Karşıyaka akşamlarıydı benim için... Hatta buradan belediye başkanlarına selamımız olsun, yine yazlık sinemalarımız olsun. Ama yoksa da, al tableti bilgisayarı balkona, yap kendine öz bir sinema. Netflix dizisi ‘How to Get Away with Murder’a bir başla, cinayetleri çözeyim derken bırakamazsın zaten bir daha. Yalnız 13 yaş izni vermiş ama yanılma, Türk usulü evde yabancı dizileri sen yine de izle kendi başına!

‘Tatili telefon kamerasının gözünden yaşamayın’
Tatile çıkacak şanslı arkadaşlara tatil ruhunu kaybetmemeleri
için notlar:
- Allah aşkına, Instagram’da paylaşmak için tatili telefon kamerasının gözünden yaşamayın. Kendinizi sürekli çektirmek için birlikte tatil yaptığınız kişilerin tatil ruhunu da bozmayın. Sonra eve dönünce, ne ara bittiğini anlamadığınız o tatil paylaşımlarınıza bakar, kendinize haset eder, kendi tatilinize
çıkmak istersiniz.
- Eyy kadınlar, Allah’ın sıcaklarına gidip, koş koş makyaj, saç veya giyinme derdine düşmeyin, kendinizi de çevrenizi de germeyin. Sayfiye ruhu, şehir ruhundan ayrıdır, metropolleri bavulunuzda taşımayın. Salın... Kendinizi, sahillerin alı al moru mor tülbentli, boncuklu rüzgarına bırakın.
- İşkolikliği bırakın. Eğer işinizi yanınızda taşıyacaksanız,
o tatile boşuna çıkmayın.
- Kitap, kitap, kitap... Bir satır bile oksijendir, unutmayın.
- Yeni yer görmek insanı tazeler. Ama seyahate çıktınız diye her taşa bakmak için de kendinizi paralamayın. Koş koş turlar usulü seyahat devri bitti artık... Önemli olan, gittiğiniz yerin dokusunu içinize çekmek. Keyif yapmayı unutmayın, söyleyin bir kahve, gelen gidene bakın, kendinizi kısa bir süreliğine de olsa ‘oralı’ varsayın.