Leonard Lauder, geçen hafta New York’taki Metropolitan Müzesi’ne 1 milyar dolarlık resim koleksiyonunu bağışladı. Peki ama neden kendi müzesini kurmadı?

Contemporary İstanbul’un ve All Arts İstanbul’un kurucusu Ali Güreli’den dinlemiştim, Los Angeles’daki LACMA Müzesi’nden ne kadar etkilendiğini. Sadece mimari ve içerik değildi Güreli’yi etkileyen. Bir duvarı kaplayan bağışçı listesini heyecanla anlatmıştı. “Toplam 1 milyar dolarlık bağış yapılmış. 50 sene önce o bilince gelmiş, birleşip müze kurmuşlar, ortaya çıkan İstanbul Modern’in 30’la çarpılmışı. Benim müzem demek güzel ama asıl birleşip Ankara’nın da desteğiyle müze yapmak lazım. Bireysel müzeler o kişiden sonra nasıl yaşayacak, hiç düşünülmüyor” demişti.

Tek amaç: Paylaşmak
Tam da bu konuşmadan bir hafta sonra haber geldi, Leonard Lauder, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’ne 1 milyar dolarlık bağış yapmış. Lauder, Estee Lauder Şirketler Grubu’nun veliahtı. 1 milyar dolar değerindeki 20’nci yüzyıl resim koleksiyonu, dünyanın en önemli kübist koleksiyonlarından kabul ediliyor. Picasso’nun 1911 ve 1913’te yaptığı iki portre de koleksiyonda yer alıyor.
Leonard Lauder istese tabii ki kendi müzesini açabilir. Soyadını, markasını müzeye isim olarak verebilir. Ama bunun yerine Metropolitan’a bağışta bulunmayı tercih ediyor, çünkü amacı adını yaşatmak ya da müze işletmek değil, koleksiyonu başkalarıyla paylaşmak. Bunu yapabileceği en iyi yer de New York’a gelen hemen herkesin mutlaka ziyaret ettiği Metropolitan.
Sanat eleştirmenleri bu bağışı çok önemsiyor, sadece 1 milyar dolar değerinde olduğu için değil, aynı zamanda koleksiyon müzede eksik olan önemli bir döneme, kübizme ait olduğu için. “Sanatın temeli kübizme uzanıyor. İşte bu yüzden bu bağış sanat tarihi için daha da önemli” diyorlar.
Şimdi başa dönelim, bir gün bizim koleksiyonerlerimiz de bir araya gelip bir müze açar mı? Bir gün bizim de Metropolitan ayarında bir müzemiz olur mu? İşte bu ikisi tamamen birbirine bağlı.

PARK BRAVO’DAN TOG’A DESTEK

Büyük markalar artık işbirlikleriyle de adlarından söz ettiriyor. Yerli markalar da artık vakıflarla işbirliği yapıp sosyal sorumluluk projelerine destek oluyor. Bunun örneklerinden biri Park Bravo’nun Toplum Gönüllüleri Vakfı’yla (TOG) yaptığı‘Okulum Geleceğim’ projesi.
Park Bravo, iki yıl önce TOG için özel tişörtler hazırlamış ve mağazalarında bu tişörtleri satışa çıkarmıştı. Satıştan elde edilen gelir, TOG’a bağışlanmıştı. Bu durumda her tişört alan TOG’a ve dolayısıyla çocukların eğitimine katkıda bulunmuştu. Üzerinde çengelli iğnelerle yapılmış yusufçuklu tişört hâlâ gardırobumda baş köşede duruyor.
Şimdi yarın itibarıyla Park Bravo’nun TOG için tasarladığı yeni tişört koleksiyonu satışa çıkıyor. Koleksiyonda sevgi, umut, özgürlük, mutluluk ve şansı temsil eden kuş figürüyle Park Bravo çocukların ihtiyacı olan duyguları hatırlatmayı ve tabii çocukların eğitimine katkıda bulunmayı hedefliyor. Umarım başka markalar da bu işbirliğini örnek alır.
Unutmadan, siz de çorbada tuzunuz olsun istiyorsanız en yakın Park Bravo mağazasına gidip 49 TL’ye satılan tişörtlerden alabilirsiniz.