Art Basel notlarına kaldığımız yerden devam ediyoruz. Scope nedir? Hangi Türk sanatçıların eserleri Basel’de satıldı?

Art Basel notları
Çağın durumu: “Kopya çekiyorum,
o halde varım.”


Art Basel’i birkaç güne sığdırmak mümkün değil. Beş gün gayet sistemli gezeceksiniz ki hakkını vereceksiniz. Benim ne yazık ki o kadar zamanım olmadı. Üstelik aklım Scope Basel’de. Scope, Art Basel’den bir önceki basamak. Burada başarılı olan galeriler ve ressamlar daha da yükseliyor. İşin doğrusu buradaki eserler de sergileniş biçimi de benim daha çok ilgimi çekiyor. Scope, biraz Contemporary İstanbul’u da andırıyor.
Scope’ta, Alan İstanbul’un standında Ardan Özmenoğlu’nun Atatürk serisi dikkat çekiyor. Post-it’lere basılmış Atatürk portreleri. Serinin tamamı satılmış.
Scope’a katılan diğer Türk galeri Kerimcan Güleryüz’ün sahibi olduğu x-ist. Burada Mehmet Güleryüz, Nuri Kuzucan, Ekin Saçlıoğlu, Lale Tara, Erkut Terliksiz, Banu Birecikligil, Burhan Kum ve Seçkin Pirim’in işleri var.

New Yorklu galeri Türk eserleri satıyor
New Yorklu Krampf Galeri’nin standına geldiğimde kendimi bir Türk galerisinde gibi hissediyorum. Zaten Scope organizatörleri galeri sahiplerine espri olsun diye Krampf Galeri tabelasının altına ‘New York İstanbul’ yazmışlar. Oysa Krampf’ın henüz İstanbul’da bir şubesi yok. Geçen yıl Contemporary İstanbul’a katılmış ve çok memnun kalmışlar. Şimdi İstanbul’da bir galeri açmak da istiyorlar. Burada favorim Ozan Oganer’in dantellerden yaptığı heykeller. Kadın büstleri de siyah dantellerden oluşan panter heykeli de çok etkileyici. Seçkin Pirim’in kağıt işlerine de her zamanki gibi bayılıyorum. Kezban Arca Batıbeki’nin iki resmi de daha ilk günde satılmış. Bedri Baykam, Gazi Sanoy, Barış Cihanoğlu gibi isimlerin de eserleri burada sergileniyor. Gerçi Bedri Baykam’ın resimleri yerli yabancı birçok galeride karşımıza çıkıyor.
Frank Pages Galeri’de Devrim Erbil’den Bedri Baykam’a geniş bir Türk sanatçı koleksiyonu var.
Scope’taki favorilerime gelince... Berlin’den gelen Wilde Gallery’de Evol’un kutu kartonlarının üstüne yaptığı resimler gerçekten görülmeye değer. Plakları keserek yapılan işler de müthiş. Her ülkenin yerel parasıyla yapılan dünya haritası da etkileyici. En çok da Japon sanatçı Atsushi Takahashi’nin resmini beğeniyorum. Resimden çok teknik beni çekiyor. Fırça kullanmıyor, portrelerin üzerine boya sıkıyor. Biraz Jackson Pollack’ı andırıyor.

Yeter ki söylemin olsun!
Volta’da da genç sanatçıların işleri sergileniyor. Art Basel’le eşzamanlı yapılan birçok etkinlik var şehirde. Volta doğrusu beni biraz hayal kırıklığına uğratıyor. Çok yeni, şaşırtıcı bir iş görmüyorum. Tabii sanat çok subjektif bir şey.
Basel gezisinden çıkardığım sonuç, öyle bir dönemdeyiz ki, inanarak yaptığınız sürece her şey sanat diye gidiyor. Yeter ki bir söyleminiz olsun. Ne ürettiğinizden çok neyi anlatmak istediğinizi iyi ifade edebilmek önemli. Ee, biz Türkler bu konuda zaten iyiyiz.
Art Basel’de ilk bakışta neler görüyorum? Fotoğrafa ilgi giderek daha çok artıyor. Bu sene video art’tan çok fotoğrafı var. Pornografik çalışmalar birkaç yıl önce Art Basel’de yasaklanmış. Ama yasak bu yıl kalkmış. Pornografik fotoğraf ve resimlere ilgi çok. Artık sanat eserlerinde müzik notalarını daha çok görüyoruz. Böyle bir akım var. Karakaleme geri dönüş var. Dev karakalem eserler dikkat çekiyor.
Art Basel’den bir eserle bitirelim. Sevdim, çünkü çağın durumunu özetliyor, “I copy therefore I am.” (Kopya çekiyorum, öyleyse varım!)

Baştan belliydi
Amy Winehouse konserinin gerçekleşmeyeceğini en başından beri biliyordum. Bunun için müneccim olmaya gerek yok. Rehabilitasyona girip çıkmasını, son zamanlarda daha da kötü bir dönem geçirdiğini yabancı basından takip etmek mümkün. O2 Arena’daki Sade konserine gittiğimde orada da Amy Winehouse turnesinin iptal olacağı konuşuluyordu. Londra’daki menajerler, organizatörler farkındaydı, “Bu haliyle gelemez” diyorlardı.
O zaman Amy Winehouse rehabilitasyondan yeni çıkmıştı, herkeste bir umut vardı, Pozitif’cilere sorduğumda heyecanla bekliyorlardı.
Amy Winehouse gelemez dedim geldi, ama sahneye çıkacak durumda değildi. Hatırlarsınız, Michael Jackson da yıllar önce ilk İstanbul’a geldiğinde kendisini otel odasına kapatmış ve konsere çıkmak istemediğini bildirmişti. O zaman da büyük hayal kırıklığı yaşanmıştı. Sonra aylar sonra Michael Jackson İstanbul konseri gerçekleşmişti. Umarım aynı şey Amy Winehouse için de geçerli olur, kısa zamanda toparlanır ve yeniden gelir.