Ahmet Hakan boşuna “Avarelik de zor zanaat” demiyor. Uzun bir seyahatin sonunda onu daha iyi anlıyorum. İşte daldan dala Londra notlarım...
Yılbaşı, 2010 yıl sonu değerlendirmesi ve 2011’de neler beklediğimiz konularından artık doz aşımına uğradık. Eee, 2011 trendlerinden bahsedecek de değilim, artık malum trend mrend kalmadı. Herkes canı ne isterse onu yapıyor, kimse kimsenin etkisinde kalmıyor.
Ahmet Hakan dokuz günlük bayram tatilinde “Erken sevinme, çıtayı yükseğe asma, çalıştığın günleri hor görme, meşguliyeti kıymetsizleştirme... Unutma ki: Avarelik de zor zanaattır” demişti. Nedense hiç unutmadım o yazısını. Şimdi uzun bir tatilin sonunda yine hatırlıyorum.

Baharı bırak, kara kışa gel
İstanbul kış güneşi ve Nişantaşı suni karla yeni yıla girerken ben çoktan dondurucu soğuğa gelmiştim. Avrupa’da hayat felceuğradı, havaalanları kapandı, herkes mahsur kaldı denirken bana rahat, daha doğrusu bahar havası batmış. Kendimi karlı Londra yollarında bulmuştum. Önce Londra’nın dışında, gerçekten dağ başında kaleden bozma bir otelde dinlenme ve sonra ‘Boxing Day’ (Noel sonrası gün) itibariyle trenle üç saatte Londra’ya dönüş. Hâlâ en sevdiğim yolculuk trenle. Hiç bitmesin isteyerek saatlerce gidebilirim.

Kalabalık inanılır gibi değil
Londra’ya geldiğimde gerçekten köyden indim şehre ruh hali içindeyim. Ayşe Aydın, ‘Boxing Day’de herkes alışverişte ringe çıkmış gibi’ diye boşuna demiyor. Olağanüstü kalabalık, mağazalardaki itişme benim gibi bir alışveriş canavarına bile çok geliyorsa siz düşünün artık.
Kalabalığın beni durdurmasına izin vermeden önce King’s Road’daki Saatchi Gallery’ye gidiyorum. Modern sanatla sınavımı ne yazık ki pek başarıyla veremiyorum. Bazı şeylere bakıp hâlâ “Bu da sanat mı?” diyebiliyorum. Utanarak da olsa.
Saatchi’de gördüklerim beni kesmeyince ver elini Tate Modern. Müzedeki kalabalığın yılbaşı gecesi Nişantaşı ya da Taksim kalabalığından daha çok olduğunu söyleyebilirim. Müzelere giriş ücretli değil, ondan mı bu kalabalık? Yoksa herkes tatili mi beklemiş müze gezmek için? Gauguin sergisi çoktan dolmuş, “Üç saat sonrasına girebilirsiniz”diyorlar. O arada diğer sergileri geziyorum. Ama kalabalık gerçekten inanılır gibi değil.
Akşam uzun zamandır yapmadığım bir şeyi yapacağım. Londra’ya gelip de her turistin yaptığı gibi müzikale gitmek. Billie Elliott’a gidilecek. Nedense artık böyle müzikaller heyecan vermiyor, ne danslar ne müzik etkiliyor. Sonuç müzikalin yarısında çıkma ve doğru Nobu. Şehir dışında bol bol İngiliz yemeklerine maruz kalmış ve tabii bunun sonucunda aç kalmış biri olarak Nobu bana ilaç gibi geliyor.

Büyük konuşma, başına gelir
Ertesi gün, büyük konuşmayacaksın işte, kendini böyle bulursun o izdihamda. Bir sipariş uğruna Harrods’dayım. Normal zamanda bile başımı döndüren ve içine girmekten nefret ettiğim bu dev mağazada şimdi itiş kakış bir şampuan peşindeyim. Umarım saça gerçekten iyi geliyordur, yoksa Harrods indirimindeki o uzun kuyruklara girdiğime çok pişman olabilirim. Bu kadar övüldüğüne göre bir numarası vardır herhalde deyip meraktan kendime de bir adet alıyorum.

Hakaan’dan Coppola’ya
Knightsbridge’de herkese dirsek ata ata yürüyorsunuz. Harvey Nichols’da indirim yüzde 70’e gelmiş. Hakan Yıldırım’ın markası Hakaan ve Balmain yanyana satılıyor. Nedense bu manzara beni her gördüğümde mutlu ediyor.
Akşam Film Festivali’nde kaçırdığım ve çok görmek istediğim bir filme gidilecek. Sophia Coppola’nın ‘Somewhere’i öyle her yerde oynamıyor. Fullham Road’daki sinemaya gidiyorum. Film Los Angeles’ın meşhur oteli Chateau Marmont’da geçiyor. Başrollerinde Stephen Dorff ve Elle Fanning var. Film biraz yavaş geliyor, beklentimin altında ama yine de görmüş olduğum için mutluyum.
Bu yılbaşı ilk defa gece dışarı çıkmak, büyük kutlamalar, partiler istemedim. Evde sevdiklerimle güzel ve sakin bir yemekti istediğim. Oldu.
Yılın ilk gününe Portobello Road’da başlıyorum. Teker teker tezgahlar geziliyor. Eski mücevherlerden çok minik kutularına bayılıyorum. Eski kutular bile ne kadar özenli. Yağmur başlayınca Mayfair’e Cecconi’s’e gidiyorum. İtalyan yemeği iyi geliyor.
Bu uzun tatil bol bol dergi ve kitap okuyarak geçiyor. Avarelik günlerim bugün sona eriyor. İstanbul’a dönüşte koşturmaya kaldığı yerden devam edeceğim.
Bu arada burada bütün gazete ve dergiler İstanbul’dan bahsediyor. Pera Palas her seyahat ekinde yılın otelleri listelerinde üst sıralarda. Doğrusu çok daha iyi otellerimiz varken Pera Palas’ın yurt dışında bu kadar popüler olması beni şaşırtıyor. Bakalım İstanbul’da beni daha neler bekliyor?