Marka Konferansı’na sayılı günler kala Londra Tasarım Müzesi’nde müzenin direktörü Deyan Sudjic ile buluşuyorum.

Deyan Sudjic daha önce İstanbul Modern’den İstanbul Tasarım Bienali’ne birçok sevdiğimiz kurum ve sergiye katkıda bulunmuş, hatta ilk İstanbul Tasarım Bienali’nin temasını da belirlemiş.

İstanbul’u tek kelimeyle anlatmak için ‘kusurluluk’ temasını seçmiş.

Nedenini ise şöyle açıklıyor, “Kusursuzluk çok sıkıcı, insanları, şehirleri, kusurlar ilginç kılar.”

İstanbul’u çok iyi biliyor Deyan Sudjic, yine de müthiş bir tevazuyla “En son 2 yıl önce geldim, 2 yıldır gelemediğim için yeterince hâkim değilim İstanbul’a” diyor.

Oysa, benim diyen çok kişiden çok daha hâkim olduğu kesin.

‘Şehirlerin Dili’ adlı bir kitap da yazmış Deyan Sudjic.

Kitapta İstanbul’dan ve AKM’den uzun uzun söz ediyor.

AKM’nin yıkılıp yeniden yapılacak olmasıyla ilgili konuyu açtığımda, “Ama Sabancı ailesi restorasyonu karşılayacaktı” diyor ve kibarca konuyu değiştiriyor.

Marka’da konuşmasının teması: ‘Geleceği Tasarlamak’.

“Akıl almaz bir hızla değişen bu dünyada geleceği öngörmek istiyorsan onu kendin tasarla” sözü konuşmasının çıkış noktası.

Steve Jobs’ın nasıl geleceği tasarladığından da söz ediyor, yine de konuşma hakkında ser verip sır vermiyor.

Yapay zekânın tasarımın geleceğini nasıl etkileyeceğinden de konuşuyoruz.

“Hayatımızı etkileyen en önemli buluşlardan biri sürücüsüz otomobiller” diyor.

Daha sonra yapay zekânın olumlu ve olumsuz yönlerinden söz ediyor.

“Evet, ne yazık ki çok insan işsiz kalacak” diyor.

‘Gençler Starck ve türevlerini tanımıyor’

“Artık gençler yıldız tasarımcılarla ilgilenmiyor, yeni mezunlar, üniversite öğrencileri Philippe Starck’ı ve türevlerini tanımıyor” diyor.

“Gençler yapılan tasarımın sürdürülebilir olmasıyla artık daha çok ilgileniyor” diye ekliyor.

Her zaman yükselen değerlerin farklı olduğunu anlatıyor.

Türkiye’deki tasarım dünyası hakkında fikri olup olmadığını soruyorum.

“Bildiğim isimler var” diyor, “Kim gibi?” dediğimde bir tek Autoban’ı sayıyor.

“Peki ama İstanbul’un da Milano ya da Londra gibi bir tasarım şehri olma şansı var mı?” diye soruyorum.

“Tabii var” deyip İstanbul’u övüyor, hemen arkasından da ekliyor, “Ama tabii sadece yaratıcılık değil burada önemli olan, politik iklimin de yaratıcılığa uygun olması gerek” diyor.

Çin daha da öne çıkacak

“Hangi şehirler tasarımın geleceğini şekillendirecek?” dediğimde, “Eskiden Avrupa önemliydi, artık değil” diyor.

O arada konuyu Brexit’e de getiriyor.

“Sanki İngiltere Londra’yı cezalandırıyor” diye özetliyor durumu.

“Sonra tasarımın geleceğini artık Uzakdoğu şekillendirecek, Çin öne çıkacak” diyor.

Yaratıcılığın, tasarımın ne kadar önemli bir yumuşak güç olduğundan bahsediyor.

İyi bir tasarımcının uluslararası olabilmesi için belli bir yol takip etmenin mümkün olmadığını söylüyor, çünkü tasarım ona göre bir metot, bir sonuç değil.

Deyan Sudjic’i ilgiyle dinliyorum.

Bu hafta 13-14 Aralık’ta kendisini Hilton Bomonti’de Marka Konferansı’nda canlı dinleme şansımız olacak.