Bir zamanların Nişantaşı hanımefendisi değişti, kendini yeniledi. O şimdi bambaşka biri

Mehmet Tez’den özel istek geldi, "bir Nişantaşı kadınları yazısı attırsana" diye. Geçen pazar ‘Suyun öte yanı tartışması’nı okumadıysanız mutlaka okuyun.
Bundan tam 10 yıl önce Aktüel dergisinde çalışırken rahmetli Ercan Arıklı bana sık sık Nişantaşı kadınları haberi yaptırırdı.
Nişantaşı kadınlarına  ne olduNişantaşı kadını çok süslü püslü olduğu için küçümsenirdi ama aynı zamanda beğenilirdi de. Çünkü her daim güzel ve bakımlıydı. En önemlisi de bunun için vakti ve nakti vardı. Düşünün, o zamanlar solaryum modaydı, pilates daha hayatımıza girmemişti. Ebru Şallı bile böyle fit değildi.
Nişantaşı kadını kokoştu. Kuaföre uğramadan sokağa çıkmazdı. Saçlar her zaman fönlüydü. Oysa şimdi doğallık zamanı.
Eskiden sadece Nişantaşı kadınları deli gibi alışveriş yapardı, şimdi taksitler sağolsun herkes bütçesini çoktan aşmış durumda.
Nişantaşı kadını arkadaşlarını yanağa dokunmadan, havadan öperdi. Şimdi ya domuz gribi nedeniyle hiç öpmüyor ya da aynı havadan öpüşmeye devam.
Nişantaşı kadını kafelerde otururdu. O zamanlar Nişantaşı’nda bu kadar çok kafe yoktu. Ne daha The House Cafe açılmıştı ne de daha Beymen’in Brasserie Nişantaşı’sı vardı. O zamanlar bir Buz vardı, bir de Zanzibar.
Eskiden Nişantaşı kadınları kafelerde salata tırtıklardı. O zamanlar üç çeşit yemek yerine salata yemek yeni bir şeydi. Şimdi artık detokslar, sıvıyla beslenmeler çıktı başımıza. Salata bile görüntüsüyle bozmuşlar için artık bir lüks oldu.
Nişantaşı kadını,o Nişantaşı kaldırımlarında stilettolarla sekerdi. O zamanlar stiletto yeni ve popülerdi. Daha kırmızı tabanlı Christian Louboutin’ler hayatımıza girmemişti. Carrie bile o zamanlar Louboutin yerine Manolo Blahnik giyiyordu. Bizde o zamanlar böyle lüks markalar satılmıyordu. Şimdiki gibi her köşe başında karşımıza bir ‘dünya markası’ çıkmıyordu.
Eskiden engebeli Nişantaşı kaldırımlarında stilettoyla dolaşan kadınlar dünya çirkini Ugg’larla da dolaştılar. Rahmetli Ercan Bey görse "Sersem bunlar yavrucum" derdi. Neyse ki Ugg modası geçti ama o rahatlığa alıştıktan sonra ne yazık ki demode olduğunu bile bile yine de giyiyor insan.

İkoncanlar onların yerini aldı
Dergicilikte altın kuraldır, güzel kadın fotoğrafı her zaman işe yarar. İşte o zamanlar biz de bu kural gereği güzel ve bakımlı Nişantaşı kadınlarını çift sayfaya açardık. Aradan 10 yıl geçti. Nişantaşı kadınlarından sonra hayatımıza ikoncanlar girdi. Şimdi ise o sayfalara işte bu ikoncanlar çarşaf çarşaf açılıyor. Aynı Nişantaşı kadınlarında olduğu gibi ikoncanlara da sinir oluyoruz ama yine de bakmaya doyamıyoruz.
Eskiden şık olmak havalıydı, artık mümkün olduğu kadar garip giyinmek...
Son 10 senede sadece kılık kıyafette olmadı değişiklik. Nişantaşı’nın çehresi de değişti. Hayır, sadece Keten İnşaat’la değil. İnsanlar da değişti. Eskiden Nişantaşı kadınları semt sakini değil, sadece semtin müdavimiydi. Bir süre sonra bazıları semt sakini haline de geldi. Gelemeyenler de birkaç kez House Cafe’ye gidip de kendini Nişantaşlı zannetti.
Bunların hepsi artık geçti. Nişantaşı kadınları Nişantaşı’ndan elini ayağını çekti. Bebek’e, İstinye Park’a, Cihangir’e, Beyoğlu’na yelken açtı. Nasıl bir zamanlar Cihangir’de sadece sanatçılar, entelektüeller oturuyorsa, şimdi İstanbul’a yeni gelenler kapağı oraya atmaları gerektiğini biliyor. Eskiden Cihangir’de, hatta Beyoğlu’nda bile görmeyeceğiniz cemiyet insanları şimdi yeni yeni bu bölgeleri keşfetti. Hatta Asmalımescit ve Şişhane’de sık sık görülüyorlar. Üzülecek bir şey yok. Nişantaşı nasıl geçtiyse bunlar da geçecek.