Taj Mahal uğruna arabayla 10 saatlik yol yapıyorum. Dönüşte shirodhara ile rahatlıyorum. Hiç uyumadan doğru havalimanına gidiyorum. Bakın arada neler oluyor?

TAJ MAHAL ÜSTÜ SHiRODHARA
Delhi’ye kadar gelip Taj Mahal’i görmeden dönmemeliyim. Bir gün daha ekliyorum geziye. Son gün sabah 07.00’de yola çıkıyorum, arabayla 4-5 saatte Agra’dayım, Yolda mola veriyorum, en güzel alışveriş burada karşıma çıkıyor. Yine de çok oyalanmıyorum.
Agra’da kovboy şapkalı Hint bir rehber eşliğinde Taj Mahal’e gidiyorum. Hava artık o kadar sıcak ki, sisten göz gözü görmüyor. Taj Mahal’i gezmek için daha kötü bir gün arasam bulamazdım sanırım. Biliyorsunuz, Taj Mahal’i Şah Cihan, Begüm Sultan’ın anısına yaptırmış. Begüm Sultan 14’üncü çocuğunu doğurduktan sonra ölmüş, Şah Cihan’a önceden “Bana bir şey olursa benim için bir anıt yaptıracağına söz ver” diye tembihlemiş. Şah Cihan, Taj Mahal’de hiçbir masraftan kaçırmamış, değerli taşları her köşede kullanmış.
Taj Mahal’i görünce bu ne büyük bir aşk, böyle aşklar da var demek diye insanın içi cız ediyor. Sonradan Şah Cihan kendisi için de böyle bir anıt inşa ettirmeye başlayıp da paraları savurunca öz oğlu tarafından Taj Mahal’e nazır bir kulede hapsedilmiş, sonra da öldürülmüş.
Rehberler alışmış, Taj Mahal’de belirli noktalarda fotoğraf çekmek için ısrar ediyorlar. Örneğin mermer bir bank var, burada Prenses Diana’dan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’e birçok ünlü isim fotoğraf çektirmiş.

Ayurvedik masajda son nokta
Taj Mahal’i gezdikten sonra hemen yakınındaki Oberio Amar Villas’a gidiyorum. Burası da Taj Mahal manzaralı çok şık bir otel. Agra Kalesi’ne de uğrayıp yola koyuluyorum. Trafik sıkışıyor, Delhi’deki otele dönüş 5-6 saati buluyor. Otelin SPA’sı kapanmak üzere ama dönmeden önce yapılacaklar listemde yer alan shirodhara’yı denemeliyim. Peki ama shirodhara ne? Ayurvedik bir masaj, sıcak ayurvedik yağları alnınızdan dökerek başlıyorlar. Saçlarınız bir teneke yağa batırılmış gibi vıcık vıcık oluyor. Üstüne kaç şampuan yaparsanız yapın yağ saçınıza ve tabii bileğimdeki kırmızı ipe (kötülüklerden koruyacak olan) öyle bir işlemiş ki hâlâ ayurvedik yağ, yani Hindistan kokuyorum.

Havaalanında içeri girmek bir dert
Sabah 04.00’te yine havaalanındayım. Kapıda kuyruk var. Uzun bir beklemeden sonra kapıdaki polis uçak biletimin çıktısı olmadığı için havaalanından içeri girmeme izin vermiyor. Blackberry’deki e-bilet ve online check-in detaylarını gösteriyorum, yine olmuyor. Yandaki kapıya yolluyor beni. Sonunda epey kapı gezdikten sonra bileti basabileceğim bir yere geliyorum. Basmak için Hint rupisi istiyorlar, “Dolar olmaz mı?” diyorum, “Olmaz” diyorlar. Döviz bürosu sadece havaalanının içinde, ben daha alana bile giremiyorum. Sabahın körü, uykusuzum, açım ve uçağı kaçırmak üzereyim. Sonunda Sabiha Gökçen Havalimanı’nın ortaklarından GMR yetkililerini arayıp yardım istiyorum. Malum Delhi Havalimanını da GMR işletiyor. O sırada “Dolar almam” diyen görevli “Tamam” diyor, biletleri basıyor. Neyse ki GMR görevlileri de geliyor ve uçağa kadar eşlik ediyor. Yoksa uçağı kesin kaçırmıştım.
“Incredible India” deyip duruyorum. Reklamlardan dilime dolandı ve gerçekten de olağanüstü, keşke bir de dönüşteki gerginlik olmasaydı. Bu da bana ders oldu, bundan sonra elektronik bilet de olsa bilmediğim ülkeye elimde bilet çıktısı olmadan gitmem. Bir notla bitirelim, THY yine tam zamanında kalktı ve tam zamanında İstanbul’a indik. Üşenmeyin, ertelemeyin, Hindistan’ı merak ediyorsanız, üç gün de olsa gidip görün, pişman olmayacaksınız. Sırf yemekler için bile o yola değer!

BUKHARA 1 HAZiRAN’A KADAR LONDRA’DA

Yemek demişken Bukhara’yla ilgili bir son dakika gelişmesi verelim. Şube açma fikrine yanaşmayan Bukhara, Londra’da Knighstbridge’deki Sheraton Park Tower’da bir pop up restoran açtı. Pop up dükkanlardan sonra şimdi bir de restoranların geçici şubelerini görüyoruz.
1 Haziran’a kadar devam edecek. Şimdiden bütün rezervasyonlar dolmuş, yer bulmak imkansız diyorlar ama yolunuz Londra’ya düşerse gerekirse kapıda yalvarın ama Bukhara’nın yemeklerinin tadına bakın.