Kâinatın yaratılışının ilham kaynağı kadınlar...Her ne kadar belli günlerin sadece ticari nedenlerle öne çıkarıldığını düşünsem de, bunlar olmasa bazı şeylerin pek te hatırlanmayacağını ve gündeme gelmeyeceğini düşünüyorum.
8 Mart, benim önem verdiklerimden biri... Çıkarın kadınları yaşamdan, geriye hiçbir şey kalmaz. Kadınlar olmasa mesela yaşam sona erer dünyada. Amma velakin, erkekler olmasa, tıbbın bugün ulaştığı nokta yaşamın devam etmesinin mümkün olabileceğini gösteriyor.
Kadın egemen bir dünya, büyük bir olasılıkla bugünden daha güzel, estetik, verimli ve de barış dolu olurdu. Doğuştan gelen bir üstünlükleri var erkeklere karşı ve işte tam da bu nedenle bastırılmaya çalışılıyor sesleri kadınların din ya da siyaset bahane edilerek.
Oysa önce kadın vardı. Doğuştan getirdikleri özellikleryile anaerkil toplumları şekillendirdi yüzyıllar boyu. İlk inanılan tanrıçaydı adı Kibele olan ve Anadoluluydu. Onu diğerleri takip etti yüzyıllar içinde. Savaşçı Amazonlar vatanlarını korudular ellerinde kılıçları , oklarıyla, şehirler kurdular bu topraklarda Samsun’dan İzmir’e... Bilgeydi onlar, söz sahibi, kararları veren ve uygulayandı.
Türk Kadınları
Kâinatın yaratılışının ilham kaynağı kadınlar...Tarih sahnesinde boy gösterdiğimiz günden itibaren eşittir erkekle kadın. Türk kadını, yeri geldiğinde ailenin reisi, evladının anası, yeri geldiğinde erkeğinin can yoldaşı, devlet yöneten ve savaşandır. Toplum içinde saygındır, güç sahibidir.
Yaradılış Destanı’na göre kadın, kâinatın yaratılışına sebep olan ilham kaynağıdır ve yeri yerin yedi kat yukarısı yani Tengri’nin yanıdır.
Orhun Kitabeleri’ndeyse Hatun’un adı Hakan’dan hemen sonra gelir. Türkan denir Hakan’ın ortağı olan Hatun’a ve törenlerde, şölenlerde, kurultaylarda Hakan’ın sol yanında durur, fermanlara ‘Hakan ile Hatun emrediyor’ diye başlanmazsa geçersiz kabul edilir, elçilerin kabulünde de beraberdir.
Ne kadar güçlüdür derseniz Hatun, Hun İmparatoru Mete’nin eşi imparatorluk adına Kâinatın yaratılışının ilham kaynağı kadınlar...Çin ile ilk barış anlaşmasını imzalar, Sabar Kağanı Balak Han ölünce eşi Boarık Hatun, 100 bin kişilik ordunun başında Bizans İmparatoru I. Justinyanus’u dize getirir. Kafirle vuruşmaya giden Salur Kazan dönmeyince, eşi Burla Hatun, 40 kızı yanına alarak eşini ve oğlunu kurtarmaya gider mesela...
Hatun böyle olunca, diğer kadınlar da farklı değildir doğal olarak. Ata biner, ok atar, güreş tutar, ava çıkar, hatta savaşa katılır. Kanlı Koca, oğlu Kan Turalı’ya nasıl bir eş istediğini sorduğunda Kan Turalı; “Ben yerimden kalkmadan o kalkmış olmalı, ben kara koç atıma binmeden o binmiş olmalı, ben kanlı kâfir eline varmadan o varmış bana baş getirmiş olmalı” der.
Atalarımızın mirası
Müslümanlığın kabulü sonrası Arap kültürünün Türk kültürünü kısmen asimile etmesine kadar da sürer bu durum. Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in eşi Altuncan Hatun, ata biner, kılıç kuşanır ve askere komuta eder.
Ünlü vezir Nizamülmülk, kadınların siyasi ve askeri işlerden uzak tutulması gerektiğini Selçuklu yönetime bildirdiğinde pek ciddiye alınmaz mesela.
Oğuznameler’de adı geçen kadın alplar vardır. İslami-Arap literatüründe karşılığı olmayan bu kadın savaşçılara Anadolu’da Bacıyân-ı Rum yani Anadolu Bacıları derler ki, Osmanlı Devleti kurulurken askeri roller üstlenirler.
Erkeklerden kaçmazlar ama namus ve iffetlerine son derece düşkündür Türk kadınları. Öyle ki Yakutlar’ın doğum tanrıçası Ayzıt, namusunu muhafaza etmemiş olan kadınların yardımına asla gelmez.
İşte bu nedenlerdendir ki Türkler doğup büyüdükleri toprağa ‘anavatan’, temel yasalarına ‘anayasa’, kutsal ve önem verdikleri haklara ‘ana hakkı’ der ve Tanrı Hakkı’yla eş tutar.
Ama ne yazıktır ki Türk töresinin değerini kaybetmeye başlamasıyla kadın ikinci plana atılmaya başlar, ta ki Mustafa Kemal Atatürk’ün, 5 Aralık 1934’te ‘Türk Kadınına Seçme ve Seçilme Hakkı’nı hediye edişine kadar.
Kısaca boşuna değildir atalarımızın “Kızınla devlet kurasın, oğlunla ordu olasın” demesi...

Tüm kadınlarımızın, bacılarımızın ve kızlarımızın, 8 Mart Kadınlar Günü kutlu olsun.