Avustralya’ya giden yol uzun

Romeo-Juliet ve Moulin Rouge ile tanıdığımız yönetmen Baz Luhrmann’ın yeni filmi Avustralya bu hafta gösterime giriyor. 165 dakikalık aşk masalını sonuna kadar seyredebilmek biraz sabır işi

165 dakikalık aşk masalı Australia Avustralya, bugüne kadar sonunu en zor getirdiğim filmlerden biri oldu. Film hiç bitmeyecek sandım! Küçük çocuk yolculuğuna çıkıp dönecek, Mr. Drover birkaç altı ay daha sürü getirip götürecek, Mrs. Boss bekleyecek, çocuk büyücek, evlenecek, herkes yaşlanacak ama filmin sonuna varamayacağız!
Filmi Cinecity Sinemaları’nın L’Oreal ile birlikti düzenlediği ‘Girls Night Out’ gecesinde seyrettim. Salonda normal seanslardan daha rahat ve samimi bir hava vardı. Son yarım saatte, her “Artık bitti herhalde!” dediğimizde, perde kararmayıp yeni bir sahne başlayınca seyircilerden “Yok artık!” sesleri bile çıktı.
Moulin Rouge ve Romeo - Juliet ile tanıdığımız yönetmen Baz Luhrmann, yedi sene aradan sonra Avustralya için kamera arkasına geçti. Avustralyalı yönetmen Luhrmann, oyuncularını da memleketlilerinden seçmiş. Sidney doğumlu Hugh Jackman ve ailesi Avustralyalı ama kendisi Hawaii doğumlu Nicole Kidman. Filmin küçük anlatıcısı ise uzun aramalar sonucu Broom bölgesinden bulunan 12 yaşındaki Brandon Walters.
Film, 1939 yılında İngiliz aristokrat Lady Sarah Ashley’in Avustralya’ya gelişi ile başlıyor. Kötü bir sürprizle karşılaşan kadın, küçük bir yarı - Aborjin’in uyarısıyla Avustralya’daki çiftliğinde hoş olmayan olayların döndüğünü öğrenir. Olayların önüne geçmek için küçük Aborjin ve bölgenin sert mizaçlı yerlilerinden Drover ile işbirliği yapmak zorunda kalır. Birlikte çıkacakları uzun yolculukta üçlü arasında bir bağ kurulacaktır.
Avustralya’nın bu kadar uzun gelmesinin sebebi belki de hikâyenin bir sonraki kısmının çok kolay tahmin edilebilmesi. Luhrmann, eski klasiklerin kurgusundan hiç şaşmamış. Biri şehirli diğeri yerli iki âşık, toprak kavgası, çekişen aileler, ırkçılık... Film, aynı zamanda bir Avustralya güzellemesi. İyi görüntülerle, ülkenin taşını, toprağını, kangurularını uzun uzun seyrediyoruz.
Avustralya, birkaç filmin birleşmesinden oluşmuş gibi. Filmin yarısına gelmeden olası bir finali var. Aradan bir saat geçtikten sonra bir final daha. Sonra bir tane daha... İşler bu kadar karıştırılmadan, en azından ikinci finalde kalınsaymış, Avustralya daha iyi bir film olabilirmiş.

Para makinesi çalışacak mı?Bazı filmleri seyrettikten sonra, hem üzülüyorum hem kızıyorum. Harcanan emeğe, paraya, zamana üzülüyorum. Bu tür filmlere gişe rekorları kırdırıp yenilerinin yapılmasına vesile olan seyirciye de kızıyorum.
Bu hafta vizyona girecek Şeytan’ın Pabucu işte bu filmlerden. Sözde komedi filmi.
Yönetmen Turgut Yasalar adını, Leoparın Kuyruğu ile Sis ve Gece gibi düzgün filmlerden sonra bu filmde görmemiş olmayı da tercih ederdim.
Filmin en iyisi Fatih Ürek. Erkekten kadına, kadından erkeğe geçtiği rolünde kendinden isteneni başarıyla yapmış Ürek. Fakat istenen rol mimikleri ve jestleriyle biraz Sürahi Hanım’a kaçıyor. Aysun Kayacı ise iyi bir tip çiziyor. Fakat filmin sürpriz diye düşünülmüş sonu bağıra bağıra geliyor. Şeytanın Pabucu’nu para basmaya aday filmler listesine ekleyebiliriz.
Burhan, hiçbir baltaya sap olamamış, ilerlemiş yaşına rağmen ablasıyla oturan, etrafa kumar borcu olan bir adamdır. Bir gün ablası ortadan kaybolunca, onun kılığına girerek borçlu olduğu adamlardan kaçabileceğini fark eder. Üstelik kadın kılığında, âşık olduğu, yan komşunun seksi kızına da yaklaşabilecektir. Burhan, kur peşindeyken, evine yerleşen bir akrabası onu bir dolandırıcılık işine bulaştıracaktır.

Frank Martin âşık!
Frank Martin’in maceralarında üçüncü filme geldik. Martin’in işi yine çok zor, üstelik taşıyıcımız bu sefer âşık. Bu hafta gösterime giren Transporter 3 Taşıyıcı 3’te Frank Martin’i ilk filmlerdeki gibi Jason Statham, Tarconi’yi François Berleand canlandırıyor. Kadroya yeni katılan isimler ise Luc Besson’un, New York’ta yolda yürürken keşfettiği Natalya Rudakova ve kötü adam Robert Knepper. Filmde önemli yer tutan dövüş sahnelerinin koreografisi ise yine Corey Yuan imzalı.
Frank Martin, Marsilya’daki Ukrayna Çevre Koruma Ajansı Başkanı Leonid Vasilev’in kaçırılan kızı Valentina’yı Ukrayna’ya götürme görevini üstlenmiştir. Yolculuk sırasında Müfettiş Tarconi’in yardımını alan Frank’i sayısız zorluklar beklemektedir. Bu zorlu yolculuk sırasında Frank ile Valentina kısa sürede birbirlerine âşık olacaklardır.

Süper köpek Bolt
Televizyon yıldızı, süper köpek Bolt, John Travolta’nın sesiyle konuşuyor, üstelik üç boyutlu. Walt Disney Stüdyoları’nın yeni animasyonu Bolt’un yapımcısı Toy Story’ler, A Bug’s Life ve Cars gibi filmlerin Oscar ödüllü yönetmeni John Lasseter.
Çok sevilen bir televizyon dizisinin starı olan Bolt, yanlışlıkla Hollywood’dan New York’a götürülünce hayatında yepyeni bir sayfa açılır. Çok sevdiği sahibi ve rol arkadaşı Penny’e yeniden kavuşabilmek için ülke sınırlarını aşan bir yolculuk yapmak zorundadır. Bu yolculuk sırasında Bolt, kahraman olmak için süper güçlere ihtiyacı olmadığını keşfedecektir.

Cezaevinde yasak aşkGörken Turgut’un yazıp yönettiği Yağmurdan Sonra bu hafta gösterime giriyor. Osman Şahin’in “Üzüm Bağları” adlı öyküsünden esinlenilerek çekilen film politik bir dram. 12 Eylül’ün ertesinde geçen filmde yasak bir aşk hikâyesi anlatılıyor. Filmde Serhan Yavaş ve Pelin Batu’nun yanı sıra, Turan Özdemir, Nilgün Belgün, Demir Karahan da rol alıyor.
Darbe günlerinde fikir suçlusu olarak hapse düşen yazar Nuri İlker, yıllarca kapalı cezaevinde kalır. Cezasının bitmesine dokuz ay kala, iyi hali dikkate alınarak Gökçeada Yarı Açık Cezaevi’ne sevk edilir. Fakat cezaevi müdürünün karşıt görüşlü olması ve düştüğü yasak bir aşk Nuri İlker’in hayatını iyice karıştırır.