Yaz başından beri çok güzel tatil yörelerine, otellere, Bodrum’da yazlığıma gitsem de sanırım gerçek tatili yeni yaptım. Doğanın kucağında, Gökova Koyu’nda büyülü bir cennette!

Şehir stresinden uzaklaşıp doğal yaşamla kucaklaşmak isteyen herkesin hayal edebileceği şeylerin hayata geçirildiğini gördüm. Golden Key Bördübet’te sabah onlarca kuş türünün eşsiz melodileriyle uyandım, kahvaltımı, içinde kuğu, ördek, balık ve su kaplumbağalarının bulunduğu çam ağaçlarının arasında, dağlardan gelen kaynak sularının oluşturduğu dere kenarında yapıp onları besledim. Ayaklarım yemyeşil çimlere bastı, denize gitmek için kah kayığa kah kanoya bindim, özel bir adada plajda kitap okudum, organik bahçeden toplanmış doğal lezzetleri tattım ve gün batımını ada tepesinde eşsiz bir manzarada yaşadım.

Üstelik bu tatile giderken kafam karışıktı; kendimi hayatımla ilgili karar verme sürecinde hissediyordum. Böyle bir zihin boşaltma ve ruh, beden, zihin uyumu için buradan daha uygun bir yer olamazdı.

Doğal bir senfoni

Bir de eylül ayına kadar devam edecek, hani önemli kararlar almamamızı tembihleyen o Venüs Retrosu da gökyüzünde etkisini gösteriyorken, kendimi masajlara bırakmak, bu kadar doğal ortamın içindeki lüks odamda bulunan jakuziye girmek iyi geldi.

Ağaç yaprakları, su ve kuşların oluşturduğu seslerle doğal bir senfoninin eşlik ettiği bu huzur dolu ortam sanırım sonbahar ve ilkbaharda ayrıca gelinmesi gereken romantik bir yer de. Yüksek sezon olduğu için çocuklu aileler de vardı. Küçükler hayvanlarla oynamaya ve onları beslemeye bayılıyor.

Ben de bu kadar harika bir dere ve deniz görünce her bulduğum suda yapmaya başladığım SUP’ı (Stand - Up - Paddle) yaptım. Suyun üzerinde ahenkle akarken kendimi filmlerde gibi hissettim.

Neden Bördübet?

Bu bölgeye neden ‘Bördübet’ deniyor peki? Yıllar önce İngiliz donanması tarafından kuş türlerinin çeşitliliği nedeniyle ‘Bird the bed’ - ‘kuş yatağı’ olarak tanımlanan yörenin ismi yıllar içinde Bördübet’e dönüşmüş. Şimdi de Golden Key otel, doğayla lüksü harmanlayarak 42 odalı muhteşem bir yer yaratmış.

Gergin başlayıp huzur dolu tatile dönüşen deneyimimde, hayata ve aşka dair içime doğanlarla yazımı bitiriyorum:

Her ortamda saflığını koruyan, Antik Mısırlıların saygı duyduğu mistik nilüfer çiçeği yani lotusları görünce hatırladım:

Şartlar ne olursa olsun sen saflığını, dinginliğini, kutsallığını koru!

Nehrin temiz kalması için akması gerekir. Bilinmez engin denizlere açılmalıdır. Hayatının da bir yolculuk olması için, ‘Aşk’tan kaçmadan yaşaman gerekir.

Aşk, kendini sevmekle başlar. Eğer kendini seversen, başkasını da sevebileceğini ve başkalarının da seni sevebileceğini görürsün.