Geri Dön

FETHiN GERÇEK HiKAYESi

Konstantiniye, Türklerin eline nasıl geçti? Fatih, büyük kuşatmaya nasıl hazırlandı, nelerle karşılaşıldı? NTV Tarih dergisi belgeler, buluntular ve canlandırmalarla anlatıyor

İstanbul, Bizans’ın başkenti olmanın ötesinde, Bizans’ı şekillendiren ve Akdeniz havzasının tarihine, kültürüne yön veren bir merkezdi. Bizans’ın birçok saldırıya karşı asırlarca varlığını sürdürebilmesi de, şehrin gücü sayesinde mümkün oldu. Osmanlılar hızla büyüyen bir devlet kurduklarında, bu şehir ve çevresi Türk toprakları arasında kaldı.
Yıldırım Bayezid ve II. Murad şehri kuşatmış ama fetihte başarılı olamamışlardı. İstanbul, zenginliğine ve ihtişamına rağmen ‘lanetli’ydi ve ele geçirmeye kalkışmak bile ciddi sorunlara sebep olabilirdi. Ama Bizans, Osmanlıların yaptığı seferlerde, karşı tarafla işbirliğine gidiyor, sık sık Avrupalıları yardıma çağırıp daha büyük sıkıntılara sebep oluyordu.
Bu şartlar altında II. Murad 1444’te tahttan çekildi. Oğlu, geleceğin Fatih’i gençti; bu durum komşu devletler tarafından ‘acizlik’ olarak algılandı. 1446’da Sultan Murad tekrar tahta davet edildi. Oğlu Mehmed ise, şehzade olarak Manisa’ya döndü ve 1451’e kadar orada kaldı. II. Mehmed 1451’de babasının ölümü üzerine tekrar tahta oturdu. İlk seferinde yaşadığı sorunlar onu olgunlaştırmıştı. Genç padişahın asıl hedefi, İstanbul’du. Kısa sürede hazırlıklara başladı.

Surlar en önemli güvenceydi
II. Mehmed’in karşısında, Bizans İmparatoru XI. Konstantinos ve Osmanlı vezirleri içinde Bizans’la yakın ilişki içinde olan Çandarlı Halil Paşa vardı. Çandarlı şehirle ticaret yapıyor, kıymetli hediyeler alıyordu. O ve beraberindekiler fethe karşı cephe oluşturdular ve II. Mehmed’i fetihten vazgeçirmeye çalıştılar.
1452’de inşa edilen Rumeli Hisarı, savaş malzemelerinin ve aletlerinin hazırlanması, yaklaşan savaşa işaret ediyordu. Hisar inşaatı sonrası sarhoş Osmanlı askerleriyle Bizanslı çobanlar arasındaki bir kavga büyüdü. Olaylar şehre yansıdığında çatışma olduğu sanıldı ve sur kapıları kapatıldı. Kısa süre sonra gerçek anlaşıldı ama imparatorun özrünü ileten elçiler Fatih’in sert tepkisiyle karşılaştı ve özür kabul edilmedi. İki taraf da gergindi ama kimse ilk silah atan olmak istemiyordu.
İki taraf da hazırlık içindeydi. Osmanlı’nın hazırlanması ve İstanbul önlerine gelmesi uzun sürdü. İmparator Konstantinos ise köyleri boşaltıp halkını şehir surları içine getirtti. Surlar, kentin tek güvencesiydi.
Kuşatma öncesi Avrupa’dan yardım gelmedi. Hatta Trabzon ve Mora’daki Bizans devletçiklerinin bile yardımı olmadı. Ama Venedikli, Cenovalı, Giritli askerler, savunmanın önemli unsurlarındandı. Bunlar kara surlarında imparatorun etrafında yerleştirildi. Şehirdeki Osmanlı şehzadesi Orhan da, Samatya’daki bir burcu ve çevresini savunacaktı.
Mart 1453 sonlarında Osmanlı surlar önüne geldi. 6 Nisan’da başlayan kuşatma boyunca, 18 Nisan, 6 Mayıs, 12 Mayıs, 16 Mayıs, 18 Mayıs’ta taarruza geçtiler. Lağımlar, yürüyen kuleler, karadan ilerleyen gemiler, Galata sırtlarından atılan havan topları gibi, savaş
teknolojisi için yeni sayılabilecek teknikler kullanıldı.
Ama şehri savunanlar direndiler, teslim olma önerilerini kabul etmediler. Her seferinde daha yüksek haraçlar ödemeyi vaat ettiler. Osmanlı da kayıplar veriyordu.

“İstanbul’u kendi kılıcımla aldım”
29 Mayıs için taarruz kararı alındı. 27-28 Mayıs akşamlarında Osmanlı ve donanması fener alayı yaptı. Ordugah aydınlık içindeydi. Binlerce kandil ışığı, mehter sesleri, surlardan izleyenleri bile çok etkilemişti. Bu fenerler şehri savunanlara gözdağı, orduya moral verdi. II. Mehmed saldırıdan önceki gün, askerden oruç tutmasını istedi. 29 Mayıs’ta şehir düştü. Avrupalı müdafiler ve Bizanslılar kaçtılar. Birçoğu esir alındı, birçoğu öldü. Ölenler arasında imparator da vardı. II. Mehmed artık büyük bir Fatih’ti. 30 Mayıs’ta Çandarlı Halil Paşa tutuklandı, ardından Edirne’ye gönderildi. Fatih aynı gün kendisini tebriğe gelen ulemaya şöyle seslendi: “Kostantiniye’yi kendü kılıcımla alıp dururın, kimesnenüzden himmet ve inayet olmamıştır.”
Gazilerin 31 Mayıs’tan sonra şehrin sokaklarında gezmesi yasaklandı.
1 Haziran’da Ayasofya, ilk cuma namazı için camiye çevrildi ve minberinde Fatih adına hutbe okundu.

OSMANLI GEMiLERi, TEPELERi AŞIYOR

22 Nisan sabahı, öküzlerin çektiği ve yüzlerce askerin halatlarla dengelediği hafif tekneler, kızaklar üzerinde Galata sırtlarına çıkarılıp Kasımpaşa’dan kaydırılarak Haliç’e indirildi. Bu ahşap teknelere bindirilen okçular, kıyı surlarına iskeleler kurup içeriye ok yağdırarak yeni bir cephe açtı. Bazı belgelere göre gemiler büyük ağaçlar üzerinden kaydırılmış, diğerlerine göreyse, tekerlekli kızaklar kullanılmıştır. Tarihçi Dukas, makaralarla denizden karaya çıkarılan yelkenleri açık gemilerin, karadan çekildiğini yazar. Her teknenin başında bir kaptan ve arkasında bir dümenci otururken, biri de elindeki kürek yelkenini hareket ettirir; biri davul, bir diğeri borazan çalar, denizci şarkıları söylenerek ormanlar dereler aşılır. 80 gemi Haliç’e indirilir.
Kynaklardaki güzergah kuşkuludur. Bazıları Tophane’den Humbaracı Yokuşu, Asmalımescit, Tepebaşı ve Kasımpaşa, diğerleri Dolmabahçe’den Harbiye, Dolapdere ve Kasımpaşa güzergahlarının doğruluğunu savunur.

100 BiN KiŞiLiK ORDU

Osmanlı ordusunun mevcudu konusunda
70-300 bin arasında farklı sayılar var. Osmanlı sayıyı az gösterip büyük iş yapıldığını vurgulamak isterken, Bizans da kalabalık karşısında az müdafiye vurgu yapar. Maalesef araştırmacıların çoğu da bu durumda kendilerine taraf seçmekte ve bu yarış devam etmektedir. Osmanlı mevcudu olasılıkla 100 binden az değildi. Bizans’ın sayısı da karışık bir konu. Kuşatma sırasında İstanbul nüfusunun 30-60 bin arası olduğu sanılıyor. Toplam savunmacıların sayısıysa, yaklaşık 10 bin civarında olabilir.

KAYNAKLAR SINIRLI

İstanbul’un fethinin tarihini yazmak güçtür. İki kültür, iki inanç, iki millet bu savaşta karşı karşıya gelmiş ve her yazılan metin iki açıdan yazılmış. Türkler, Müslümanlar, Osmanlılar için ‘fetih’; Rumlar, Hıristiyanlar, Bizanslılar için ‘düşüş‘. Tarihte birçok olay için benzer yaklaşımlar vardır ama safların bu kadar keskin olduğu durumlara rastlamak zordur. Kaynaklar sınırlıdır. Hem Bizans hem Osmanlı tarafında kuşatmayla ilgili metinlerin çoğu sonradan yazılmış, olayların sırasında, tarihlerde karışıklıklar meydana gelmiştir.

KiLiSEYE SIĞINDILAR

Osmanlı’nın şehre girmesiyle Bizans, çekilmeye başlar. Konstantinos, askerlerin geri çekilmesini engellemek isterken mücadelenin arasında kalır ya da bilerek mücadeleye girer. İmparator ve yanındakiler, Azap askerleriyle çatışır ve bu sırada imparator ölür. Bizans’ın son imparatorunun, şehri sonuna kadar savunmaya çalıştığı ve bu sırada da hayatını kaybettiği açıktır. Halkın çoğu Ayasofya’ya çekilir, hatta yapının içine girer. Tarihçi Dukas, Osmanlı askerlerinin, satabilmek için insanları öldürmeyip esir aldıklarını anlatır. Esir alınanların bir kısmı, fidyesi Fatih tarafından ödenerek serbest bırakılır.

TOPKAPI ORDUGAHI

Osmanlı ordugahının merkezi, bugünkü Topkapı’ydı. İmparatorun karargahının da aynı hizada olduğu sanılıyor. Aynı noktalara top atışıyla surlarda gedik açılmaya çalışılıyor, genellikle gündüz yıkılan bölümler, şehri savunanlar tarafından gece onarılıyordu.

Yazının tamamını ‘NTV Tarih’ dergisinin mayıs sayısında okuyabilirsiniz.

Kırmızı Bank bundan sonra Milliyet.com.tr'deKırmızı Bank, geçmişte yaşanan ilginç olayları eğlenceli bir bakış açısıyla yeniden yorumluyor. Melis Öztop'un sunumuyla Kırmızı Bank bundan sonra milliyet.com.tr'de sizlerle olacak... İlk bölüm için takipte kalın...
Cadde Yazarları

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber