Eylül ayıyla sanatı yoğun günlerimiz başladı. Tek şikayetimiz aynı günlere denk gelen önemli sergi açılışlarına yetişebilmek... Başta İstanbul Bienali ve Contemporary İstanbul olmak üzere bir büyük etkinlikten diğerine koşturmak için şartları zorlamak. Varsın şikayetimiz bu olsun. Böyle tatlı bir telaş içinde geçtiğimiz haftadan birkaç notu paylaşmak da benim keyfim olsun.

ASİ, VİCDANLI, SANATÇI

Haftayı Sakıp Sabancı Müzesi’nde, Çin’in asi ruhlu sanat insanı Ai Weiwei ile karşıladım. Müze müdürü Nazan Ölçer’in anlatımıyla; Weiwei, kabına sığamayan, birçok dalda üreten, cesur bir mücadele adamı. Mimar, yazar, yönetmen, tasarımcı ve küratör. Hepsinden önemlisi, vicdan sahibi. Sergiyi gezerken, Çin’de şair olan babasının yaşamından kesitlerle izlemeye başladığım hayat hikayesi, bir savaşçı ruhun yansıması. Nitekim, sohbet ederken, anlattıkları da insan onurunu korumaya adanmış bir hayat felsefesi.

Çin hükümeti tarafından yurt dışına çıkışı uzun süre yasaklanan Ai Weiwei’in pasaportunu geri alabilmesi, iki yıl öncesine dayanıyor. Ülkesinde, insan hakları, ifade özgürlüğü ve şeffaflık için verdiği mücadele ve yaşadığı zorluklar sayfalara sığmayacak türden. Sayısız sosyal projeye, sivil toplum hareketine öncülük yaparken, yaşadığı baskıyı kendisine hatırlattığımda, “Benden kötü durumda olanlar var” demesi kayda değer. Çünkü onun anlatımıyla, “Birilerinin bunu yapması gerekiyor, önemli olan, insan olmanın saygınlığını yüceltmek”.

Weiwei’i, ülkemize getirense Nazan Ölçer’le iki yıl önce başlayan dostlukları. Sanatçının aklındaki ‘İslam sanatı nedir?’, ‘Türkler’in İslam sanatındaki yeri nedir?’ gibi sorulara yanıt bulmasına Ölçer yardımcı olmuş. Onu, yöneticilik yaptığı Türk-İslam Eserleri Müzesi’ne götürmüş. Ve ortak payda porselen olmuş. Porselen çalışmalarıyla 40 yıllık deneyimi olan Weiwei, Türkiye’deki ilk sergisinin porselen odaklı olmasına karar vermiş. Sergi, sanatçının dünyada ikon olarak kabul edilen eserlerini ve yeni üretimlerini sunarken, çarpıcı yaşam hikayesinden kesitleri naklettiği filmlerle bütünleniyor. Ai Weiwei sergisi, Türk sanat izleyicisi açısından, daha önce çok da yakından bilmedikleri böyle bir sanatçıyı tanımak için büyük bir fırsat. Dünyanın saygı duyduğu, çağdaş sanatın önemli bir temsilcisini burada ağırlamak da Türkiye’nin dünyadaki bilinirliği için büyük bir katkı.

Sergi, 28 Ocak’a kadar Sakıp Sabancı Müzesi’nde görülebilir.

‘MAKEDONUM, HEP GÜLÜYORUM’

ASİ, VİCDANLI, SANATÇI

Bu yıl altıncı kez düzenlenen Klarnet Festivali giderek daha kapsamlı bir müzik festivaline dönüşüyor. 11 Eylül akşamı Zorlu PSM Drama sahnesindeki Newyork Gypsy All Stars, Brenna Mccrimon ve Ara Dinkjian’ın olağanüstü performansları, üstad konumundaki müzisyenlerin mütevazı halleri, yüzlerinden eksik olmayan gülümse ve pozitif enerji her derde deva gibiydi.

Bir Hollandalı, bir Yunan, bir Makedon ve üç Türk müzisyenden kurulu Newyork Gypsy All Stars, bu yıl Kanadalı halk şarkıcısı Brenna Mccrimon ile besteci ve udi Ara Dinkjian’ı konuk etti.

Kanun üstadı ve besteci Tamer Pınarbaşı sazıyla, İsmail Lumanovski klarnetiyle, Dinkjian uduyla, Mccrimon Türkçe söylediği türkülerle izleyiciyi başka bir dünyaya götürdü. Tadı damağımızda kalan müzik ziyafetinden hepimiz Lumanovski gibi yüzümüzde kocaman bir gülümsemeyle ayrıldık. Çünkü Lumanovski, konsere başlarken şöyle demişti: “Ben Makedonum, hep gülüyorum”.

Klarnet festivali, yoluna devam ediyor. Bize düşen de Serkan Çağrı ve festival ekibini tebrik etmek oluyor.