Hazır saatleri geri almışken, ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ ve Ahmet Hamdi Tanpınar’ı anmamak olmaz. Rusların Dostoyevski’si varsa, bizim de Tanpınar’ımız var çünkü

Deli gibi kıskandım zamanında. Dostoyevski’yi, Kafka’yı, Shakespeare’i okudukça “Adamlar yazmış!” diye iç geçirdim. Ve sanki gıcıklık olsun diye, geriye yazılmadık tek bir duygu kırıntısı bırakmamışlar: Aşk, kıskançlık, tutku, iyilik, kötülük, merhamet, saflık, kurnazlık... Londra’nın parkları, Paris’in kulüpleri, Moskova’nın sokakları... Bize fersah fersah uzak memleketler, uzak insanlar, uzak alışkanlıklar...
Shakespeare o müthiş soneleri yazarken (1600’lü yıllar), Dostoyevski mum ışığında Karamazov Kardeşler üzerinde çalışırken (1880); bu topraklarda da birtakım dolaplar dönmüş tabii. Divan edebiyatı dediğimiz ve açık sözlülükle, ‘pek de bir şey anlamadığımız’ şiirlerin ortaya çıkışı 16’ncı yüzyıla kadar uzanıyor. Ama ‘öğrencileri edebiyat derslerinden soğutma’ işlevinin dışında pek bir TANPINAR’DAN iYiSi CAN SAĞLIĞIkarizması yok şu anda.
Bu sıkıcı bilgileri şunun için yazıyorum: Türk edebiyatı, gecikmiş bir edebiyattır. O kadar gecikmiştir ki, eserlerinde hayatla bağlantı kurabilen ilk yazar, 1900’lü yıllarda Yahya Kemal’dir. Mehmet Akif Ersoy’la, Tevfik Fikret’le, Ahmet Haşim’le birlikte...

‘Türk edebiyatı’ diye bir şey varsa...
Yahya Kemal’in öğrencisi Ahmet Hamdi Tanpınar ise, kendinden sonraki kuşakların tümünü, -siz deyin Enis Batur, ben diyeyim Orhan Pamuk-, etkilemeyi başarmış bir yazar. Aynı zamanda tüm ülkenin kararsızlığını, Doğu Batı arasında sıkışıp kalmış ümitsizliğini içtenlikle dile getirebilen ilk şair.
Kişisel fikrimce de, Türk edebiyatının en başarılı ismi. ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’, ‘Huzur’ ve ‘Mahur Beste’, edebiyatı ‘şu kadarcık bile’ seven herkesin okuyabileceği romanlar.
İstanbul’u ondan güzel anlatan yok. Ümitsiz bir aşkın peşinden koşmayı da. İşsizliği, parasızlığı, bir kadının güzelliğini, cumhuriyeti, modernleşme çabasını, yabancılaşmayı... Tanpınar’dan iyisi can sağlığıdır anlayacağınız.

Hâlâ çok satıyor, çok okunuyor
Pazar sabahı evdeki tüm saatleri geri alırken, Tanpınar’ın ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ kitabı geldi aklıma. Ülkedeki tüm saatlerin farklı dakikaları işaret etmesinin büyük sorunlara yol açacağını, bu yüzden ‘Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nün kurulması gerektiğini düşünen bir adamı anlatır bu kitap. Ona göre, modernleşme yolunda atılacak çok büyük bir adımdır bu. Böyle bir enstitü, cumhuriyetin çok önemli gerekliliklerindendir.
Eskilerin ‘hiciv’ dedikleri, bizim rahatlıkla ‘inceden dalga geçme’ olarak adlandırabileceğimiz bu tarz, Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nde olağanüstü güzellikte işleniyor. Bu yüzden hâlâ D&R mağazalarının en görünür yerinde satılıyor, hâlâ çok okunuyor, Tanpınar’ın adına festivaller düzenleniyor. Olur da bir gün eliniz bu kitaba doğru
uzanırsa, bırakmamanızı
tavsiye ederim. Asla pişman olmazsınız.


NARMANLI’NIN HALi NE OLACAK?
Tanpınar’la birlikte Aliye Berger, Bedri Rahmi Eyüboğlu gibi birçok sanatçının yaşadığı Tünel’deki Narmanlı Han’ın hali içler acısı. Sanıyorum şimdi Tanpınar’ın kaldığı oda, bir noter dairesine dönüştürülmüş durumda. Son gidişimde yaşlı bir teyzeyi kedileri beslerken gördüm. “Çocukluğumda Ahmet Hamdi Bey’e kahve yapmışlığım var!” diye övünüyordu. Anlayacağınız hâlâ o eski güzel günlerin izleri var. Ama pislikten, fotokopicilerden, noter kalabalığından insanın içini daraltacak bir yere dönüşmüş.
150 yılı aşkın süredir tarihe tanıklık eden bu bina acilen koruma altına alınmalı. Çocuk masumiyetiyle, bir sanat müzesine dönüştürülmesini bekliyorum. İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nden ve Tanpınar Festivali’ni düzenleyenler bir adım
atmalı...



METROBÜS YOLCULARINA TAVSiYELER
- Kas gücü ve motivasyon şart. Evden çıkmadan önce bacak ve kol kaslarınızı iyice çalıştırın. Mümkünse fonda ‘Eye of the Tiger’ çalsın.
- Metrobüsün arıza yapma ihtimaline hazır olun. Böyle bir durumda araçtan inip itmek birincil göreviniz olacak.
- Farklı tutaçlara iki eliyle asılıp oynayanlara, boylu boyunca direklere yaslananlara, bulunduğu yerden asla kıpırdamayanlara ve kapı önü fetişistleriyle savaşmaya hazır olun.
- “Nasılsa ilk duraktayım, rahat rahat binerim” diye düşünüp ağır hareket etmeyin. Avucunuzu yalarsınız.