Geri Dön

“Hayatımı çalışmayla dolduruyorum”

Türk sinema ve tiyatrosuna yıllarını vermiş bir isim Çolpan İlhan...

Şu günlerde kendi adına açılacak tiyatronun heyecanını yaşayan usta oyuncuyla, tiyatro aşkını, filmlerini ve Sadri Alışık’ı konuştuk. İlhan, “Sadri’yle 36 yıl evli kaldık. Hâlâ o yaşıyormuş gibi götürüyorum hayatı” diyor

Tiyatro oyununuz ‘Sonbaharı Beklerken’ ikinci sezonuna başladı. Seyircinin ilgisinden memnun musunuz?
‘Sonbaharı Beklerken’, çok etkileyici bir oyun. Yönetmen Naşit Özcan’la konuşurken, onun vaktiyle izlediği filmden bir fikir çıktı önümüze. Bu alzheimer meselesi üzerine... Oyunun başrolündeki kadında unutmalar başlıyor ve bunun kocasından kaynaklandığını düşünüyor. Alzheimer hastalığıyla baş eden bu çifti anlatırken bir hayat panaroması çiziyoruz. Gençlik ve yaşlılıklarını konu ediniyoruz. Aşk ve bağlılık üzerine önemli mesajlar veriyoruz. Bana çok uygun geldi rol. Seyircinin de yoğun ilgisi var.


Sizin gençliğinizi Begüm Birgören oynuyor. Nasıl buluyorsunuz oyunculuğunu?
Ekipteki herkes çok uyumlu ve iyi. Begüm de çalışkan bir oyuncu.

Tiyatro aşkınız hiç sönmedi...
Bilakis, çok derinleşti. Eskiden rolü beğenip beğenmeme vardı. Şimdi daha istikrarlı, “Ben bu role ne katarım?” diye düşünerek oynuyorum. Eee aradan yıllar geçmiş, onca oyun oynanmış... Yapabileceğinizin en iyisini yapmak istiyorsunuz.


Oyunculukta emeklilik olmaz, değil mi?
Benim için yok. İnsanın isteyip istememesi meselesi var. Sağlık müsaade ettiği sürece, yaş bir rakam sadece. Hayatta yapmak istediklerimizi gücümüz olduğu sürece yapabiliriz.

Geride bıraktığınız hayat için neler söyleyeceksiniz?
Aslında güzel bir hayat yaşadım. Düzgün bir evliliğim oldu. Ama çok erken evlendim.

Kaç yaşında?
20 yaşında. Derler ki, “Evlilik bu meslekle insanın arasına girer.” Biz bunu yaşamadık. O da çok anlayışlı bir oyuncuydu. Ama şimdi olsa o kadar erken evlenmeyi düşünmezdim. Sadri’yle 36 yıl evli kaldık. Hâlâ o yaşıyormuş gibi götürüyorum hayatı.

“Yaşlanmanın zararı yok”
Songül Öden sizin için, “Çolpan İlhan’ın gözleri yaşlanmaz” diyor. Gerçekten de öyle...
Evet, bir ışık vardır gözlerimde. İstediğiniz kitabı okuyabiliyorsanız, bir şey seyredebiliyorsanız, heyecanlar duyabiliyorsanız, yaşlanmanın zararı yok. Benim yüzümde hiçbir şey yok. Bakım filan da bilmem. Şu ara biraz zayıfladım ama birkaç kilo alınca daha da kendime geliyorum. Hem ne yaparsam yapayım, yine belli yaşta bir kadını oynamayacak mıyım?

Songül Öden ve oğlunuzun ilişkisi hakkında ne düşünüyorsunuz?
İkisi de çok aklı başında, tutarlı çocuklar. Mesleklerine çok düşkünler. Güzel götürüyorlar.

Oğlunuz Kerem Alışık’ı babasına benzettiğiniz oluyor mu?
zaman zaman benzetiyorum ama karakter yapıları farklı. Kerem daha içe dönük ve mesafeli. Sadri dışa dönük, neşeli bir adamdı. Ama yer yer hiçbir şey yokken karamsarlığa düşebilirdi. Çok çok iyi bir oyuncuydu. Sesini iyi kullanırdı. Çok birikimliydi. Kerem, esprili, neşeli, akılcı bir çocuk. Her şeyi düşünerek yapar. Düşündüğü şeyler de daima doğrudur. Hafif mesafeli ve içinde fırtınalar kopan bir insandır. Ortamını bulursa bunu dışarı vurur ama bulmazsa kapalı kalır.

“Hayatım tiyatro ve sinemanın içinde yürüdü”
Bugüne kadar canlandırdığınız rollerden en çok hangisini sevdiniz?
Benim için ‘Zümrüt’teki Feride rolü çok önemlidir. Hayatı kendi bakış açısına göre götüren bir tip. Kumarbaz, sosyete, etrafını takmayan bir kadın. Ama her rolün oyuncu olarak size getirdiği şeyler vardır. Ben oyunculuk gösterecek rollerin peşindeydim. Bir de iyi yönetmenle çalışma tutkum vardı. Çok genç yaşta ‘Zümrüt’ filminde oynadım. Bir ay kumar dersi aldım. O yaşıma rağmen rolün altından kalktım. ‘Yalnızlar Rıhtımı’nda da barda şarkı söyleyen bir kızı oynadım. O zamanlar masum genç kız rolleri revaçtaydı. Ben bunu değiştirmiş oldum. Benim içimde yatan oyunculuk olduğu için de “Seyirci ne der?” diye hiç düşünmedim. Seyircinin büyük ilgisi oldu zaten. ‘Bir Şoförün Gizli Defteri’ diye bir filmim vardı. Atıf Yılmaz çekmişti. İmzaladığım ehliyetin haddi hesabı yok. Üstelik de şoförleri küçümseyen bir kadını oynadım. Buna rağmen karakteri sevdiler. Hayatım hem tiyatro ve sinemanın içinde yürüdü.

28 Kasım’da adınıza açılacak Oda Tiyatrosu’nun heyecanını yaşıyor olmalısınız...
Çok heyecanlıyım. Sadri Alışık Kültür Merkezi uzun yıllardır gençlerin sanata yönlendirilmeleri için çalışıyor. Şimdi yine kendi bünyemizde açılacak Oda Tiyatrosu’nda hem gençlere bir kapı daha aralamış olacağız, hem de tiyatroseverler yeni bir platformda buluşma fırsatı yakalayacak.


Bir tiyatrocu nasıl olmalı sizce?
Öncelikle disiplinli olması şart. Bir de birikimli ve gözlemci olması gerekir. Oynadığı rolü iyi giyinecek. O rolün insanı olmaya çalışacak. Lafları ezberleyip, tonlamalara idare etmeye çalıştıkları zaman olmuyor o iş. Tipi düşünüp, başına gelenleri iyi nakletmeleri lazım.


Moda hayatınızın neresinde?
O da çok severek yaptığım bir iş. Aşağı yukarı 40 senedir ilgileniyorum. Giyim de derin bir mesele. Çalışkan bir insanım. Hayatımı çalışmayla dolduruyorum. Çok verici bir insanım. Ego sıfır bende. Mesela seni memnun edecekse, oynayacağım bir rolden vazgeçebilirim.

“‘Karadayı’ seyirciyi yakaladı”
Bütün dizilerin birinci bölümlerini izlemeye çalışıyorum. Bu sene dizilerde bir kayma oldu. Bizim seyircimizde takip duygusu vardır, Türk sinemasında da böyleydi. Dizilerin bazılarında çok dağılıyor hikaye. Hikaye dağılınca insanlar da dağılıyor. Bütün mesele seyircinin hikayeyi daima tetikte izlemesini sağlamak. Mesela ‘Karadayı’, Türk seyircisini çok iyi yakalayan bir dizi oldu. “Şimdi ne olacak?” sorusu var içinde.

Yunanistan'dan skandal hareketYunan askerinin göçmenleri yasa dışı yollarla Türkiye tarafında bıraktığı görüntüler ortaya çıktı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber