'Hem anlaşan hem de didişen bir çiftiz'

Yetkin Dikinciler ve Aslı Orcan, kendilerini hem anlaşan hem de didişen bir çift olarak tanımlıyor. İkili, “Evlilik bizim için ayvanın tatlısını yemekmiş” diyor.

'Hem anlaşan hem de didişen bir çiftiz'

Oyuncu çift Yetkin Dikinciler ve Aslı Orcan’la, Ramazan Bayramı vesilesiyle buluştuk. Orcan, “Hayatın anlamını Yetkin’le anladım. En büyük fanı benim” diyor. Dikinciler ise eşini, “O hep çok zariftir. Kirlenmemiş biridir ve kafa açıcıdır” sözleriyle anlatıyor. Bir yıl önce kızları Lal’i kucaklarına alan çiftle, mutlu evliliklerini, aynı mesleği yapmanın yaşamlarına katkılarını, şöhrete bakışlarını ve projelerini konuştuk.
Sapanca’da tatilde yakaladık sizi. Bayramı nasıl geçireceksiniz?
Yetkin Dikinciler: Bayramda İstanbul’dayız. Birinci gün genelde aileyle geçiyor. Kayınvalidem Lal’e baktığı için burada, bir arada olacağız. Babam, Aksaray’da doğup büyüdüğüm evde yaşıyor, dayım ve yengem yan dairede... Bizim için büyük bir zevk o kalabalığın arasına karışmak.
Kuzenlerim, onların çocukları... Çok gürültülü, kimin ne dediğinin anlaşılmadığı bir mutluluk ortamı bizimki... Bir ağızdan konuşuyoruz, herkes kendi telinden çalıyor ama bir ahenk yakalıyoruz sonunda, yengemin muhteşem lezzetleriyle tabii ki. Bayramlaşmak, sohbet etmek ve kucaklaşmak... Bizim için her şey bir vesile. Aslı da ailede en çok sevilen kişi, gelin değil; evin kızı olarak görülüyor.
Aslı Orcan: Bayramlar benim için de aileyle anlam kazandı diyebilirim. Özellikle Yetkin’in ailesiyle... Anneciğim de burada. Bir arada olunca çok mutlu oluyorum.
İleride kızınızın da bu gelenekleri yaşamasını ister misiniz?
Y.D.: Bayram benim için öncelikle ailedir ama ‘Aile nedir?’ derseniz, bütün insanlıktır. Dünyada bu kadar açlık varken, kurbandaki bölüşme duygusu da böyledir. Bizim dışımızda hayatlar olduğunu fark etme vesilesidir. Kızım da biz ne yaşıyorsak onları görecek, eğer tercih edecekse gördüklerinden bir şeyler öğrenecek.
Lal hayatınıza gireli bir sene oldu, bu sürede neler değişti?
Y.D.: İnanın kendi kimliğini dayatıyor, ‘Ben de varım’ diyor. Ortak bir anne-baba olduğumuz için emzirmek dışında elimden geleni yapıyorum. Benim işim, Aslı’nın mesaisine eşlik etmek.
A.O.: Hayatımda çok şey değişti. Her şeyiyle birlikte ilgilendik. Sonra annem destek olmaya başladı. Bakıcılı bir hayatımız yok, isteyerek böyle olmasını tercih ettik. Bu sayede de hiçbir anını kaçırmadık.
Nasıl bir çiftsiniz?
A.O.: Hem anlaşan hem de didişen bir çiftiz. Lal geldikten sonra da bu böyle devam ediyor. O mutlu olduğunda ve güldüğünde paylaşmak çok güzel. Birbirini anlayan bir çift olduktan sonra hayat çok da değişmiyor. Onun kendi özgürlükleri ve hayatı var, benim de aynı şekilde... Kendi alanlarımıza hiç karışmayız.
En başa dönersek, nasıl tanışmıştınız?
A.O.: Büyükada’da çok kısa süren bir dizi yapmıştık, o iş bittikten sonra bir oyun teklifi gelmişti bana, bu da Yetkin aracılığıyla oldu. O sırada daha fazla görüşmeye başladık. Yetkin’le arkadaşlık etmeye başladıktan sonra ne kadar farklı bir insan olduğunu anladım ve hayran kaldım. En büyük fanı benim. Hayran kelimesinden de hoşlanmaz (gülüyor). Yetkin’in başka türlü bir duruşu var, benim için ilham veren biri. Hayatın anlamını Yetkin’le anladım diyebilirim.
Y.D.: Ben onun kadar güzel anlatamam çünkü o hep çok zariftir. Kirlenmemiş biridir ve bana sorarsanız, hep böyle olacak. Ben biraz daha erkek egemen toplumun mirasını üzerinde taşıyan biriyim, bu yüzden de hafif kirliyim. Bende erkeğin rolleriyle öğrenmişlikler çok, sadece oyuncu olarak rolden bahsetmiyorum, bizde icap edenler var. Aslı, bunlarla ilgilenmez, dolayısıyla hep kafa açıcıdır.
Eşinizle ilk tanıştığınızda ne hissettiniz, “İşte evleneceğim kadın” dediniz mi?

Hem anlaşan hem de didişen bir çiftiz
Y.D.: O yalan bence... Evlenmek, kurumsal olarak bir aldatmaca bana sorarsanız. Gerçek buluşmayla evlilik olmalı. Kutsallaştırdığımız her şeyin arkasından acılar yaşıyoruz. ‘O benim helalim’ deyip, kadına şiddetin önünü açıyoruz mesela. Ben yolun ve emeğin değerli olduğuna inanıyorum, Aslı’yı da az süründürmedim bu anlamda. Ama o talep ettiği için değil, kendimizi iyi ifade etmemize zaman ve alan açabilmek için... Evlilik bizim için ayvanın tatlısını yemekmiş (gülüyor).

‘Şöhret kirli bir kavram’
Cihangir’de yaşıyorsunuz ama çok göz önünde bir hayatınız yok... Buna özellikle mi dikkat ediyorsunuz?
Y.D.:Biz bir sunum değil, aileyiz. Bakkalımızla, komşumuzla, manavımızla birlikteyiz, artist olarak yaşamıyoruz. Şöhreti de şöyle düşünün... Sansasyonel bir cinayet işlersiniz, şöhretsinizdir. Benim için hiçbir anlamı yok. Yaptığınız iş, devamlılık, istikrar, ısrar ve oradaki samimiyetiniz önemli... Şöhret, kirli bir kavram.
Aynı mesleği yapmanın size katkıları neler?
Y.D.: Bir kere aynı jargonu konuşuyoruz. Ama iki insanın sevda ilişkisinde, mesleği değildir onu yürüten ya da ona yol açan... Dolayısıyla onu da unutuyoruz zaten.
A.O.: Benim açımdan hem zevkli hem de avantajlı bir durum. Yetkin, bana çok iyi koçluk yapar. Senaryoyu aldığımda direkt ona giderim. Bir de izlemesini isterim, çünkü objektiftir.

‘Elimi kaşındıran işlere bakıyorum’
Ekrana ne zaman döneceksiniz?
Hem anlaşan hem de didişen bir çiftiz
A.O.: Önümüzdeki sezon için 1-2 proje var. Beni yeniden heyecanlandıracak bir iş olması gerekiyor açıkçası, Lal’den sonra mesai saatleri de önemli. Yeni sezonda ekranda olacağım gibi duruyor, bakalım hayırlısı. Ara vereli iki yıl oldu...
Y.D.: Ben de, beni ekranda görmek isteyen yapımcılara topu atayım. Aktör olarak elimi kaşındıran işlere bakıyorum. Yoksa benim için hakikaten dizilerin 3-5 yıl devam etmesi de önemli değil... Ama kaliteli ve güzel yapımlar olsun.
Yazı çalışarak geçireceksiniz... Gündemi-nizde hangi projeler var?
Y.D.: Ahmet Ümit’in kaleme aldığı ‘İki Yazar Bir Moskova’ yı, Cengiz Özkarabekir çekecek. Nazım Hikmet’i canlandıracağım.Sonrasında ‘Cep Herkülü: Naim Süleymanoğlu’ filminin çekimleri başlayacak.
Tiyatro?
Y.D.: ‘Profesyonel oyunumuz devam edecek. Arada heyecan duyacağımız bir şey olursa, bir oyun daha yapabilirim. İklim Tamkan ve Senem Demircioğlu ile ‘Yarına Davet’ isimli bir gösterimiz var, o devam ediyor. Bir de Tuluğ Tırpan’la yaptığımız ‘Mavi Sürgün’ vardı, İş Sanat’ta başladık. Muhtemelen Bodrum’da bir açık hava konseri bekliyor bizi...





Ağrı Dağı'nın minik sürüngeni: "Topbaş keleri"Türkiye'nin en kurak alanlarından Ağrı Dağı eteklerinde dünyaya gelen, nadir görülen ve nesli tükenme riski altında olan "topbaş keleri" yavrularının yaşam mücadelesi başladı.

İlginizi Çekebilecek Diğer Haberler

Sıradaki Haber