Son birkaç haftadır birlikte vakit geçirdiğim insanlardan en sık duyduğum kelime ‘fark etmez’ oldu. Kahveni nasıl içersin?
Fark
etmez...
Yemeği evde mi yiyelim, dışarıda mı?
Fark
etmez...
Şuraya mı gidelim,
buraya mı?
Fark
etmez...
Gidelim mi, gitmeyelim mi?
Fark etmez...
Ne kadar yorucu olduğunu tahmin edebiliyorsunuz değil mi? Karşınızda her şeyi size bırakan biri var. En basiti kahve... Ama ben nereden bileceğim şimdi sade mi, şekerli mi, az şekerli mi!
İnsan kendi zevkine bu kadar kayıtsız kalır mı!
Basbayağı akıl oyunları oynuyorum...
Acaba öyle mi içer, böyle mi... Acaba dışarıda mı mutlu, olur evde mi?
Ne yapacağımı bilemiyorum, kararsızlıktan elim ayağıma karışıyor.
Zaten günün sonunda, ne yapsam memnun olmuyor...
Örneğin kahveyi sade getiriyorum, bir şeker istiyor. “E hadi çıkmayalım o zaman, evde bir film seyredelim” diyorum, yüzü düşüyor...
Bu ‘fark etmez’ insanları var ya, aslında her şey fark ediyor da söylemiyor. Böylece ilgiyi hep kendi üzerinde tutuyor, seni diken üzerine oturtuyor ve etrafında dört döndürüyor.
Tecrübeyle sabit ki, en talepkâr olanlar aslında onlar...

KORKULARDAN KURTULMAK

Gözden uzak tatil yapmak isteyen oyuncuların tercihi Kaş. Hem denizin üzerinin, hem de altının tadına doya doya varıyorlar. Bu yıl o oyunculara bir isim daha eklendi: Aslıhan Gürbüz.
Önceki hafta birlikte Ayva-
lık’taydık ama Gürbüz’ün aklı fikri Kaş’taydı. Daha önce korktuğu için dalmaktan uzak duran Gürbüz, bu
yıl kendi kendini cesaretlendirip
dalış eğitimi almış.
Denizin altını anlata anlata biteremeyen Gürbüz çok önemli bir cümle etti: “Meğer korkularımız hayatı ne kadar zorlaştırıyor, ne güzellikleri yaşamamızı engelliyormuş. Daldıktan sonra anladım bunu. Şimdi diğer korkularımın da üzerine gidiyorum. Hepsinden kurtulacağım.”
Bir yerden başlamak lazım...
İstanbul’a dönünce kendi kendime sordum, şu anda hayatımı en çok zorlaştıran en büyük korkum ne? Marmaray!
Kalbim 200 atsa da, dizlerim titrese de, vücudumun her yeri ayrı
ayrı ‘Hayır’ sinyali verse de; beynim ‘Hadi’ dedi, bindim. Bir korku daha çıktı hayatımdan...
Bu daha başlangıç, kendimle
mücadeleye devam. İnsan bu anlamsız korkulardan ‘panik atak geliyor’ mazeretlerinden kendi başına ve
üzerine giderek kurtulabiliyor.

BUNLARI BEĞENDİM

* Kapalıçarşı’ya yıllarca ‘turistik’ muamelesi yapıp uzak durduktan sonra neler kaybettiğimi anlayıp burayı karış karış öğrenmeye and içtim.
Pek tabii Mısır Çarşısı’nı da. Mısır Çarşısı’nda Ala adlı bir dükkan... İçinde havludan kahve setine, antika eşyadan el yapımı bardağa kadar yüzlerce değişik çeşit var. Ben en çok takılara takıldım. Çoğu özel üretim ve fiyatları turistik değil.
* İstanbul Akmerkez’de bir mağazada Willow Tree (Söğüt Ağacı) markalı biblolar gördüm. Ben ki biblo sevmem ama hayran kaldım ürünlere ve birini satın aldım.
Yüzü olmayan, duygusunu vücut diliyle anlatan bu bibloları Susan Lordi adlı sanatçı söğüt ağacına oyarak yapıyormuş. Sonra başka mağazalarda ve internette başka figürleri de çıktı karşıma Willow Tree’nin.
Ortalama fiyatı 85 lira olan bibloya Akmerkez’de neredeyse iki katını verip hayli kazıklanmışım onu da anladım ama geçen hafta Fransa’da aynı bibloyu bir mağazada 85 Euro’ya gördüm!