“Öyle şey olur mu?” demeyin, olurmuş; hem de şahane olurmuş. Klasik müzik denildiğinde insanın aklına snob bir kesimin dinlediği sıkıcı bir zevk gelir ama inanın öyle değil!

Kim derdi ki İstanbul’da çoluk çocuk 11 bin kişi, aylar öncesinden 100-780 lira arası bilet parası verecek, Sinan Erdem Spor Salonu’nu tıklım tıklım dolduracak ve avuçları patlayıncaya kadar Andre Rieu ve Johann Stauss Orkestrası’nı alkışlayacak... Hatta aşka gelip koltukların arasında kızlı erkekli ayağa kalkıp dans edecek...
Muhteşem bir adam bu Andre Rieu. Dünyada “Klasik müziğin Madonnası” olarak tanınıyor. 19. yüzyıl atmosferiyle gerçekleştirdiği konserleri, statlarda bir pop yıldızına taş çıkartacak performansla gerçekleşiyor. Klasik müziği şovla birleştirmiş, dolayısıyla ortaya yepyeni bir tarz çıkarmış.
Valsle başladığı proramında seyirciye fırsat vermeden önce orkestra sıkılıyor. Esneyen mi ararsınız içlerinde, yoksa sıkıntıdan itişip kakışan mı... Bütün bunları dev barkovizyondan izleyebiliyor, orkestranın kendisini ti’ye almasını alkışlarla destekliyorsunuz. Şov daha ilk dakikadan size avucuna hapsediyor. Sonrası sürprizlerle dolu, kafanıza kar da yağıyor, çığ da düşüyor, şimşek de çakıyor, üzerinize bir araba balon da iniyor...
Konserde o, “İngilizceyi herkes nasılsa herkes biliyor” tavrından uzaklaşılmış, simültane tercüman kullanılmış. Bu bile büyük bir saygının parçası. Orkestranın getir götürcüsü yani bizdeki anlamıyla “rodi”ler bile sahneye her enstrüman taşıdıklarında koşarak uzaklaşmak yerine dönüp seyirciye selam veriyor. Her detay ince ince tasarlanmış.
Güler yüzlü bir adam Andre Rieu ve müthiş esprili. “Merhaba İstanbul”dan çok daha fazlasını öğrenmiş mesela. “İnsanların bu şehirde biraz neşeye ihtiyacı var” sözleri bunlardan biriydi. Konserin sonunda Türk müzisyenlerle birlikte “Katibim” ve “Hatırla Sevgili”yi kendi yorumlarıyla çalmaları, arkadaki ekrana Galata Kulesi, cami ve Türk bayrağı görselleri yansıtmaları büyük alkış aldı. Şaka değil, “Kasap Havası”nın klasik yorumuyla biten fantastik bir konserdi. Ve tadı damağımda kaldı.
Konser sonunda kolundan çekiştirerek dışarı çıkarmaya çalıştığım annem, “Keşke konser şu anda başlıyor olsaydı...” dedi ya, işte budur !
Bu dört dörtlük konseri gerçekleştiren MAP, Piu Music ve CEO Event’a da gönülden teşekkür.

‘BEN SiZDEN ERKEN GELDiM’

Pek çok kişi “Konser başladıktan sonra içeri girişler durdurulacak, kapılar kapanacak” bilgisine rağmen geç kaldı. Rieu’nun sahneye çıktıktan yarım saat sonra bile girişler devam edince “Ben Hollanda’dan geldim ve sizden daha erken...” sözleri çılgınca alkışlandı ama bilmiyorlardı ki dışarısı ne durumdaydı... Ayağına düz ayakkabı giymeyi akıl eden biz, taksiden inip yarım saat kadar yürümek durumunda kaldık. Tarifi mümkün olmayan bir trafik vardı ki Ataköylüler de bu durumu şaşkınlıkla evlerinin penceresinden seyrediyordu. Dünyanın pek çok ülkesinde konser izlemiş olan biri olarak söylüyorum, bu kaos sadece Türkiye’ye özgü!
Geç kalanların haline şahidim tamam da erken çıkanlara ne demeli? Trafiğe kalmamak güya dertleri... Onlar hem sanatçıya hem de önlerinden akın akın geçtikleri seyirciye ne büyük saygısızlık yaptıklarını bilmeli!