Saraybosna savaşı, 20 yıl önce başladı ve 100 bini aşkın insan öldü, binlerce kadına tecavüz edildi. Angelina Jolie, ilk filmi ‘Kan Ve Aşk’la bu savaşın iğrençliğini aktarmakta çok başarılı

Angelina Jolie’nin hem yazdığı, hem yönettiği ilk filmi ‘In The Land of Blood and Honey’, bizdeki çevrimiyle ‘Kan ve Aşk’ı nihayet seyredebildim... İtiraf edeyim, başta önyargılıydım. Saraybosna’da tepki çeken filme haksızlık yapılmış bence. Film, Jolie’nin oyunculuğundan bile daha parlak.
Hollywood’un binlerce soykırım temalı savaş filmi çekip Bosna dramını neredeyse es geçtiğini düşününce, Jolie’nin parasını pulunu, tüm enerjisini bu filme yatırması son derecede önemli ve anlamlı. Bence oyuncunun, dünya çapındaki gönüllülük işlerinin zirvesi.
İkincisi, ‘Kan ve Aşk’ın dili orijinal, oyuncuları yerel ve çok da yetenekli. Bu da filme hem gerçekçilik katıyor, hem de Hollywoodvari tuzaklara düşmesini engelliyor.

Kan, aşk, Saraybosna
Filmden bir kare.

Kadın gözünden savaş
Üçüncüsü, binlerce insanın katledildiği bir Avrupa savaşında tarafını, net olarak mazlumdan yana koymuş Jolie. Filmin içeriği kadar kurgusu da gayet doyurucu.
Karar verdim: Savaşı bir kadının gözünden izlemek, her zaman daha etkileyici. İnsanlık suçlarını, hele ki kadınların sırf kadın olması nedeniyle yaşadığı akıl almaz işkence ve tecavüzü, bir kadının daha iyi anlatabileceğine inanıyorum.
Jolie’nin ilk filmine yöneltilen eleştiriler, ancak insanlık hallerini bu kadar çıplak anlatmasından kaynaklanmış olabilir. (Gerçek acıdır!) Belki Müslüman kadınlara tecavüz edilmesinin beyazperdeye aktarılması ağır gelmiştir, bilemiyorum... Belki de Sırp askerle müslüman kadının aşk yaşamasına öfkelenmişlerdir.
Oysa bu aşk, savaştan önce başlıyor ve bir toplumun nasıl bölündüğünü, bu iki insanın dramı etrafında anlatıyor. Bu arada kahramanımız Ayla, askerle ilişkisini aşkından değil, savaşın pasif bir kurbanı olarak sürdürüyor. Sanırım bazı tepkiler bundan. Haricinde, en acımasız film eleştirmenleri bile Jolie’ye hakkını teslim ediyor.

Savaşa seyirci kalmak
Saraybosna savaşı bundan 20 yıl önce, 6 Nisan’da başladı. 1992-1995 yıllarında süren savaş sırasında masa başındaki acar muhabirdim, çok haberini yaptım. Dünyanın nasıl döndüğünü anlamak adına acı ve öğretici bir deneyimdi. Binlerce sivilin sokak ortasında takır takır öldürüldüğü yıllar, evet yıllar boyunca uluslararası toplum izleyici kaldı. Bu tepkisizlik, bu uzaklık, Sırp milislerin iyice azıtmasına neden oldu.
Bugün, Avrupa tarihinin en büyük ikinci etnik savaşında 100 binden çok insanın hayatını kaybettiğini, 11 bin 541 sivilin öldüğünü, 4.4 milyon insanın ülkesini terk ettiğini biliyoruz. Belgrad, tarihte işgal altında en uzun süre kalan şehir (44 ay) oldu. Yakın tarihte yaşanan bu korkunç savaşa dair daha çok hikaye anlatılması lazım ki bir daha asla bunlar yaşanmasın.
Ama tarihten ders almayı bir türlü öğrenemiyoruz. Öğrenseydik bugün hâlâ silaha bu kadar yatırım yapmaktan, sürekli nefret ve savaş diliyle konuşmaktan vazgeçerdik...

Kan, aşk, Saraybosna
Nüket Esen, Murathan Mungan

ÖZ ÖDÜLÜ YENi iSiMLERE VERiLSE

* Perşembe günü, Erdal Öz Edebiyat Ödülü töreni için Pera Müzesi’ndeydim... Öz’ü ‘Gülünün Solduğu Akşam’la 16 yaşında tanışmış, derinden etkilenmiştim.
* Erdal Öz’ün anısını yaşatmak için ailesi ve kurduğu Can Yayınevi’nin her yıl verdiği edebiyat ödülü, bu yıl Murathan Mungan’ın oldu.
* Mungan, Türk edebiyatının en parlak yazarlarından. Ödülü alması çok sevindirici. Ancak akademi bu seçimi neye göre yaptı, anlayamadım. Mungan’ın son kitabı mı? Ömür boyu başarısı mı?
* Şimdiye kadar Erdal Öz Ödülü hep çok tanınan, çok okunan yazarlara verildi. Piyasada reklamını yapabilen, baskı üzerine baskı yapan yazarlarımız belli. Buna karşılık, büyük yazarların gölgesinde, hep geri plana itilen çok değerli yeni isimler de var.
* Erdal Öz gibi onur verici bir edebiyat ödülü, başarısı tescillenmiş yazar ve şairlere verileceğine, veya genel anlamda bir kişiye verileceğine, bir esere verilse daha anlamlı olmaz mı?