Yaz bitmeden

İstanbul Time Out’un bu ayki kapak konusu, ağustos rehavetine engel: Yaz bitmeden. Sahi, sonbahar sendromuna ramak kalmışken neler yapmalı? Derginin İstanbul için hazırladığı yapılacaklar listesini genişletelim


Yazın son demlerinin tadını, sanılanın aksine İstanbul’da çıkarabilirsiniz, demiş TimeOut’çular. Hem içeriği, hem de diliyle İstanbul’un en iyi yaşam tarzı dergisi olan TimeOut, hem kendi listesini yapmış, hem de tanınmış isimlerden önerilere yer vermiş. Yapılacaklar listesinde tahliye edilecek Rejans’ta son bir yemek yemek, Hüseyin Çağlayan Retrospektifi’ni görmek, Büyükada’da antika ve sanat ürünleri pazarını gezmek, Burç Beach’te denize girmek var.
Listeyi İstanbul’la sınırlı tutmayıp, genişleteyim istedim. Boşlukları doldurmak, ekleyip çıkarma yapmak zevkinize kalmış...
ADA OLSUN YETER: İster Büyükada, ister Sedef, ister Bozcaada... İlla ki adalardan birine veya birkaçına günübirlik de olsa gidilecek! İstanbul’da eğlence isteyen Sedef Adası’ndaki Port Sedef veya Club Ada Sedef’e gitmeli. Daha sakin program istiyorsanız Büyükada’da yeni açılan Eddie’de güneşi batırın, Bozcaada’da Rum mahallesinde dolaşın veya Burgazada’da Barba Yani’de mezelerin tadına bakın.
İSTANBUL’UN TERASLARI: Şehir, geceleri de yanıyor. Sokaklar, binalar, rüzgarsız noktalardan kaçmalı. Beyoğlu’nda yürürken kafayı kaldırıp 'teras'lara bakmalı. En ucuz ve gencinden ‘Balkon', en havalı ve pahalısından İKSV’nin teras katındaki X ’e gidip, püfür püfür esmeli.
SAHİLDE KAFKA: Kitapsız yaz biter mi? Bu yazki favorim, bir türlü okumaya fırsat bulamadığım Haruki Murakami’nin ‘Sahilde Kafka’sı. Murakami’nin dili su gibi akıcı, her kitabında olduğu gibi şaşırtıcı, mistik olaylarla dolu. Ayrıca Helikopter Yayınları’ndan çıkan Gore Vidal’ın ‘Kent ve Tuz’u, bizim Dan Brown’umuz Ahmet Ümit’in son kitabı ‘İstanbul Hatırası’, Levent Deniz’in kendi ailesinin mübadele öyküsünü anlattığı 'Midilli’de Söğüdün Gölgesinde' de ideal yazlık okumalar.
YAYLAYA ÇIKMAK: Yaz deyince hep Ege sahillerinde kayış gibi yanmak zorunda mıyız? Karadeniz hâlâ doğasını ve güzelliğini korurken, yaz sıcağında yaylaya çıkmak gibisi yok. Aşağı ve yukarı Kavrun Yaylaları, Fırtına Vadisi , Taşlık Yaylaları, kısacası bütün Doğu Karadeniz’i turlamak, yaz bitmeden yapılacak en akıllıca hareket.
EN SERİN YER: Ne teras, ne rüzgar... Hiçbir serinlik, sinema salonlarındaki klimalı ortamla yarışamaz! Yazın terk edilen sinema salonlarını tavaf etmenin tam zamanı. Christopher Nolan’ın 'Inception'ı, Angelina Jolie’nin ajan rolüne girdiği 'Salt' ve Coen Biraderler’in Woody Allen’leştiği 'A Serious Man' yaz bitmeden izlenmeli.


BULUŞMA NOKTASI AYNI, TARZ FARKLI
Yaz bitmeden
Taksim’in sembol binalarından The Marmara İstanbul, aynı zamanda bir buluşma noktası.
Yıllar içinde The Marmara zinciri büyüdü ve çeşitlendi; Pera, Antalya ve Bodrum otellerinin yanı sıra Manhattan’da da açıldı. Hatta New York’ta iki yeni otel daha yapılması planlanıyor.
Tüm bu gelişmeler olurken zincirin 'amiral gemisi' The Marmara İstanbul da unutulmıyor tabii. Taksim’in, hatta İstanbul’un klasiği haline gelen otel, sıkı bir yenilenmeden geçecek.

Şehrin ruhuna uygun tasarım
The Marmara Hotels&Residences İcra Kurulu Başkanı Hüseyin Öztürk, otelin girişi, lobisi, en üst kattaki Panorama bölümü ve Club Lounge’ın baştan aşağıya değiştirileceğini anlattı. Birkaç yıl önce odaların yenilendiğini, ancak giriş yıllardır aynı olduğundan pek fark edilmediğini söyleyen Öztürk, eylülde başlayacak inşaatın Mayıs 2011’de tamamlanacağını belirtiyor.
Şişli’deki otel için Autoban’la çalışan The Marmara, Taksim için de dünya çapında bir firma olan Wilson&Associates’le anlaşmış. Hong Kong’dan Sydney’e, Boston’dan New Mexico’ya pek çok otel, restoran, kulüp ve casino’nun iç tasarımını yapan firma, ilk kez İstanbul’da bir otelin işini almış. Singapurlu mimar Dan Kwan’ın yürüttüğü proje, 'yabancı gözüyle Türk'ün algısını yansıtıyor. Anlayacağınız Wilson, tektip bir modernite anlayışı yerine otelin ve şehrin ruhuna uygun bir tasarım yapacak.
Mesela girişin ortasındaki yürüyen merdivenler, kenarlara alınacak. Türk motifleri ve Osmanlı ruhu ise detaylara yansıyacak. Semazenlerin uçuşan eteklerini andıran lambalar, kaftan desenlerinden esinlenilen tavan motifleri gibi.
Doğrusu değişikliğin zamanı gelmişti, önemli olan bunun nasıl yapılacağıydı. Her şeyin aynılaştığı bir zamanda The Marmara İstanbul, ruhuna uygun bir yenilenmeden geçecek.


SANAT LiMANI’NDA BiR TAŞLA DÖRT KUŞ
Tanrının toprağı mavidir.Kuşkusuz bir dağ başında
Başlıyor hikayemiz.
'Kader Denizi' sergisi, şair Bejan Matur’un bu dizeleriyle başlıyor. Mehmet Günyeli’nin soyut resimleriyle tahmin etmediğiniz sulara açılıyor. Günyeli, kaçak göçmen taşıyan, terk edilen gemilerin renkleri, detaylarından yola çıkmış. Konu kaçak göçmenler ama onların yüzü yok. Hemen hemen her soyut kompozisyon, Matur’un coşkulu ama sade diliyle buluşuyor.
Sanat Limanı’nda geçen hafta açılan sergi, elindekini, avucundakini hayatı pahasına verip hiç bilmediği ülkelere gitmek üzere denize açılan, insan tüccarlarının kurbanı göçmenlerin sessiz dramına dikkat çekiyor.
Hafta sonu vakit bulursanız mutlaka Tophane’ye gidin. Hem 'Kader Denizi'ne dalın, hem de İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı’nın aynı mekanda düzenlediği üç uluslararası sergiye göz atın. 'Japonya’ya Avrupa bakışı' sergisinde Türkiye’den Silva Bingaz’ın fotoğrafları çok çarpıcı.