Alternatif tasarımcılara destek attı

Taze first lady Michelle Obama kıyafet seçimleriyle stil ikonu olmaktan çok Amerikan tasarımını canlandırmaya aday...

ABD’de yemin törenleri öncesinde first lady’lerin kıyafeti açıklanırken, bu yıl bu konuda da bir ilke şahit olduk. Michelle Obama, ser verip sır vermedi ve son dakikaya kadar kimlerin tasarımlarını giyeceğini açık etmedi. Alternatif tasarımcılara destek attı
Öyle ki, yemin töreninde giydiği kıyafette imzası olan Isabel Toledo bile yeni first lady’nin kendi tasarımını giydiğini televizyon ekranından öğrendi.
İsviçre malı yün dantel ve Fransız ipeğinin kullanıldığı elbise, alışılmadık hint limonu renginden dolayı övgüleri topladı.
Peki beğendik mi? Oraya birazdan geleceğiz...
Esas merak konusu first leydinin baloya ne giyeceğiydi... Obama tek omuzlu, kuş tüyleriyle süslü elbisesiyle endamını sergilerken, ABD Başkanı “Önce, karımın ne kadar güzel göründüğüne bakar mısınız!” diyerek milletin kalbini fethetti.
Peki şanslı tasarımcı kimdi? Jason Wu...
Modayla haşır neşir olmayanlardan “Ne? Kim?” gibi sesler çıkabilir.

Amacı beğendirmek değil
İşte Michelle Obama’nın yapmak istediği tam da bu. Hint limonu renkli elbisesini (1.500 dolar) beğendiğimi söyleyemeyeceğim; hantal görünümlüydü, onu daha iyilerinin içinde gördük.
Baloya giydiği tuvalet ise, kampanya sloganlarından “umut”u çağrıştıran beyaz renginden ve siluetinden dolayı yemin balosu kostümünden çok gelinliği andırıyordu.
Ama mesele burada ille de beğenmek, Michelle Obama’nın nihai amacı da beğendirmek değil.
Taze first lady kolaya kaçabilir, büyük markalara sığınabilirdi. Oscar de la Renta ve Donna Karan gibileri ağızlarının suyu akarak beklemekteydi. Ancak o, tanınmış isimlere sırtını çevirdi; avangard veya genç ya da modanın dikenli yollarında debelenen, farklı etnik köklere sahip ABD’li tasarımcılara destek attı.
Isabel Toledo, Küba doğumlu, moda dünyasında isim edinmiş olsa da finansal anlamda büyük patlama yapamamış bir tasarımcı.
Tayvan asıllı Jason Wu ise moda dünyasında bıyıkları terlemeye yeni başlamış 26 yaşında, gelecek vaat eden ama normal şartlarda bu krizde önünü görmekte zorlanacağından şüphe edilmeyecek bir isim. First lady sağ olsun, her iki tasarımcıyı da güzel günler bekliyor.
Michelle Obama, uygun fiyatlı Amerikan markalarını da ne kampanya süresince ne de yemin töreninde es geçti. Washington soğuğunda, hemen her Amerikalının alışveriş edebileceği fiyat aralığına sahip J. Crew eldivenlerini taktı. Ayakkabıda ise biraz lükse kaçtı ve Jimmy Choo‘dan şaşmadı.
Moda çevreleri ikiye bölünmüş durumda. Kimse “Michelle’in kıyafetini beğenmedim” demek istemiyor. Belki de demeye dilleri varmıyor.
Çünkü herkes burada önemli olanın first lady’nin kıyafetlerinin estetik değerlendirmesi olmadığını biliyor.
Bazen neyi giydiğinizden çok neden onu giydiğiniz daha mühim olabiliyor. Amerikan modasını diriltmek gibi bir neden mesela...

Alternatif tasarımcılara destek attı

Törenin stil ikonları kızlardı
Barack Obama yemin törenine köklü bir Amerikan markası olan Brooks Brothers etiketli bir paltoyla katılarak Abraham Lincoln‘e gönderme yaptı. Lincoln de vaktiyle kendi yemin törenine aynı markadan giyinmişti. Obama’nın balodaysa, bugüne kadar Eisenhower‘dan Al Gore‘a birçok ABD büyüğünü giydiren 121 yıllık marka Hart Schaffner Marx etiketli bir smokin ve Cole Haan ayakkabılar giydiği gözlendi.
Günün moda yıldızları ise küçük Obama’lardı. İki küçük kız, Dior kids gibi kalburüstü markalarla çıkmadı karşımıza. J. Crew’un çocuk koleksiyonu Crew Cuts‘dan alınan mavi ve pembe paltoları giyerek bellerine de metresi 1.25 dolardan satılan sıradan kurdeleler taktılar.
Ve kıyafetlerini kendileri seçtiler.
Böylece stil ikonu tacını annelerinin elinden aldılar.

Balondan sonra bu kez de denizaltında partileyelim!
Geçen yıl J&B‘nin Boy George‘u çağırarak Kapadokya‘da düzenlediği partiyi yazmıştım. Bu, havaalanında başlayan, uçakta tüm azgınlığıyla devam eden, havaalanı otel arası minibüs yolculuğunda zirve noktalara ulaşan, otelin terası, yemek derken gerçek parti daha başlamadan kopulan ve sabah 05.00’te peri bacaları üzerinde balon sefasıyla finale eren bu parti “yılın en iyi etkinliği” ödüllerini topladı, J&B’nin pazar payı yüzde 23’lerden yüzde 35’lere tırmandı.
J&B aslında tüm dünyada benzer partiler düzenliyor. Örneğin geçtiğimiz yıl Çin’de Saklıkent‘te bir parti düzenlediler. İhtişamı düşünebiliyor musunuz?
İspanya‘da yedi şehirde otelleri dönüştürdüler. Her odada ayrı bir konsept...
Cape Town‘da hipodromu parti alanına çevirdiler.
Esas önümüzdeki martta bence son yılların partisine imza atacaklar. Ülke: Romanya, şehir: Transilvanya, mekân: Drakula’nın şatosu...
Sürprizleri siz hayal edin...
Kapadokya’daki partide bacaklarımıza sürüne sürüne dolaşan simsiyah insan-kediler vardı. Drakula’nın şatosunda neler neler olur kim bilir... Şatonun karanlık koridorlarında birden önünüzde beliren hortlaklar, eli kazıklılar...
Ev partinizi başkası düzenlese?
J&B, böylesine ağır, statüyle bağlantılı, baba içkisi olarak algılanan viskiyi partiyle, eğlenceyle bağdaştırmayı başardı. Normalde viski ve kokteyl sözcüklerini yan yana hayal bile edemezken viski kokteylleri hayatımıza soktu.
Örneğin, şu an Avrupa’da en popüler kokteyllerden biri Ginger Ale (zencefil gazozu) ile viski karışımı... Ginger Ale viskiyi incelttiği için içimini de kolaylaştırıyor.
Kokteyl demişken, bildiğiniz üzere 2009’un olayı, kokteyllerin havada uçtuğu ev partileri. J&B, ev partileriyle ilgili projeler üretiyormuş. Gönüllerinde yatan aslan “Ben partimi başlatmak istiyorum” diyen ev sahiplerinin partisini düzenlemekmiş. Parti mi yapacaksınız, arayacaksınız J&B’yi, ayaklarınızı uzatıp oturacaksınız, partinizi A’dan Z’ye onlar düşünecek... Hayata geçerse yeni bir eğlence anlayışı da yayılacak demektir.
Benim esas merak ettiğim ise J&B’nin bu yılki gizemli bomba partisinin konseptinin ne olacağı... Ser verip sır vermiyorlar. Sadece diyorlar ki: “Yerden göğe, her şey olabilir.”
Bakarsınız 2009 mayısında denizaltında partileriz.
Merakla beklemekteyim...

Lüks hayat tarzı diş macununa da bakar
Dün Oray Eğin arıyor, heyecanla bir diş macunundan bahsediyor. Rengi siyahmış! “Iykkk” diyorum, “Nereden buluyorsun böyle şeyleri?”
“Deli misin?” diyor, “Ben Harrods’a ve KaDeWe’ye bunlar için giriyorum! Harrods neyse de, KaDeWe’deki diş macunu reyonunu görmen lazım.”
Şu aralar bir diş macunu trendidir gidiyor.
Amerika’da yaşayan bir arkadaşım annesine yılbaşı hediyesi olarak Uzakdoğu’da üretilen bir diş macunundan üç tüp ısmarladı.
Geçenlerde de kafede yan masamda oturanlar konuşuyordu; bir diş macunu varmış, uzun süredir peşindeymiş, sonunda Beyoğlu’nda bir eczanede bulmuş, fiyatı da epey tuzluymuş...
Kafe sohbetlerine kadar girdiğine göre, millet bu ara diş macunuyla kafayı bozmuş.
Diş macunu yeni statü simgesi olmuş.
Dergilerdeki moda çekimlerinde binlerce dolarlık çantaların içinde, Marvis markalı diş macununun ucundan görünmesi boşuna değil. Marvis’i kullandığınızda daha önce dişlerinizi gerçekten fırçalamadığınızı anlıyorsunuz. Dişçide dişlerinizi temizletirken yaşadığınız hissi yeniden tadıyorsunuz. “Bu diş macunuysa, diğerleri neydi?” diyorsunuz.
Sanırım lüks diş macunu modası Rembrandt‘la başladı. Rembrandt imajını yeniledikten sonra “zenginlerin diş macunu” statüsünü ele geçirdi.
Pahalı diş macunları ardı sıra geldi. Örneğin SwissDent‘in nano-beyazlatıcı diş macunu 15 pound (45 TL) gibi fiyatlara satılır oldu.
“Stil sahibi diş temizliği” vaat eden GoSmile, şık ambalajıyla Saks Fifth Avenue ve Bergdorf Goodman gibi üst düzey mağazaların reyonlarında yerini aldı.
Ve şu sıralar gözde diş macunlarında da bir vintage havası esiyor. Öyle rengarenk ya da şeffaf olanlar değil de, bildiğiniz beyaz, ham hissi verenler revaçta.
Anlayacağınız artık lüks, diş macununda da gizli. Kendiniz için lüks var. Lüks kola takılan ve etiketi sökülmemiş izlenimi veren çantalarla tanımlanır olmaktan çıkalı çok oldu.