İstinye Park otellere servis koyacak

İtiraf edeyim, İstinye Park açıldığında “Bu şehrin yeni bir alışveriş merkezine daha ihtiyacı var mı?” diyenlerin ve kendi kendine alışveriş merkezi konseptini reddedenlerin başında geliyordum.
Uzun bir süre gitmedim, sonra moda yazarlığının da getirdiği yükümlülükle gidip görmem, gezmem icap etti. Birden, vitrinlerin hangi seyirde gittiğini, mağazaların içindeki trafiği, insanların neleri talep ettiğini gözlemlemek amacıyla düzenli yaptığım alışveriş merkezi turum için kendimi sürekli İstinye Park’a gider buldum. Ve anladım ki marka dağılımı açısından alışveriş merkezleri içinde en başarılı yer burası.
İlk zamanlardaki yol problemi de neredeyse ortadan kalktı; belediyeye 25 bin dolar verip yol çalışmasını üstlendiler, iki kavşağı açtılar, üçüncü kavşak da birkaç ay içinde açılıyor.
Boş gününü alışveriş merkezlerinde geçiren, orada yemek yiyen, sonrasında sinemaya giren, marketinden mutfak alışverişini yapan bir tip değilim. (Ancak birinden birini yapabiliyorum.) Ama olsaydım ve paraya da kıysaydım yeri burası olurdu. Zengin ev kadınları önce Masa‘da öğle yemeklerini yiyor, oradan alışveriş turuna geçiş yapıyor, Hillside Sanda Spa’da masaj yaptırıyor, hamamında keseleniyor, sonra MM Bahçecik‘de saçlarına fön çektiriyor, en son da süpermarket alışverişlerini yapıp eve yollanıyorlarmış. Bir de ev kadınlarına boş boş oturuyor gözüyle bakılır. Söylesenize kaçınız bir güne bu kadar aktiviteyi sığdırabiliyorsunuz?
*    *    *
Birçok tur şirketinin rotasında olmazsa olmaz iki istikamet Boğaz ve İstinye Park’mış. Zaten burada dolanırken sık sık İspanyol, Rus ve Ortadoğulu turist görüyorsunuz. Hatta alışveriş merkezi yakında turistlerin kolay gelebilmesi için büyük otellere servis koyacakmış.
Harper’s Bazaar dergisinin geçen ayki İngiliz edisyonuna göz gezdirirken İstinye Park’a çeyrek sayfa ayırmaları da dikkatimi çekti. Paralı ilan vermiş olsalar herhalde ancak bu kadar övgü yer bulurdu.
Dergide şunlar yazıyor: “İstanbul’un hızlı eliti Londra’da bile eşi görülmeyen bir moda “köyü”nde vakit geçiriyor. İstinye Park, banliyöye sığdırılmış küçük bir Bond Caddesi. Türkler son zamanlarda alışveriş merkezlerine büyük ilgi gösteriyordu ama burası diğerlerinden çok farklı. Hepsi birbirinden gösterişli lüks markalar Türk tüketicisine ilk kez sunuluyor. Bu, Kapalıçarşı’dan dünyalar kadar uzak, İstanbul’daki yeni alışveriş anlayışı. İstanbul yenilerden ve eskilerden ibaret. Bu yüzden halı, sanat eseri, antika mücevher, ikon ve dansöz kostümü gibi eskilerinizden kurtulunca yenilerini İstanbul’un yeni alışveriş merkezi İstinye Park’ta bulacaksınız.”
Alışveriş merkezlerinin Kapalıçarşı’ya rakip olacağı günleri de görecektik demek...

İstanbul’a yeni parti mekânı
Geçtiğimiz hafta İstinye Park’ın bir özelliği daha ortaya çıktı. Burayı diğer alışveriş merkezlerinden ayıran en önemli fark, dünyanın en lüks markalarının bir arada bulunduğu Markalar Sokağı. Giden görmüştür, Markalar sokağı bildiğimiz sokak. Önünde yeşil alan var, Louis Vuitton, Burberry, Fendi, Dolce & Gabbana, Dior, Yves Saint Laurent, Moschino ve Celine gibi lüks markalar etrafa yayılmış.  Bu ünlüler sokağı Türkiye’nin İsviçre’yi 2-1 yendiği maçta bir partiye evsahipliği yaptı. Master Card’ın düzenlediği parti İstinye Park için bir ilkti.
İstinye Park’ın ortaklarından Zafer Kurşun Master Card’dan gelen “Parti yapalım” teklifini önce kabul etmemiş. Çünkü orası inşa edilmeden önce ya da sonra böyle bir fikir hiç akla gelmemiş. Master Card, Zafer Kurşun’u zor da olsa ikna etmeyi başarmış. Kurşun, parti hazırlıkları tamamlandığında ortamı görünce çok beğendiğini söylemiş. Çimlerin üstünde kocaman minderler, ayakta duranlar için standlar, sokağa kurulmuş portatif barlar, patlamış mısırcılar, buzlu fıçıların içinde soğuk içecekler, iki dev ekran ve kolonlar...
Master Card’ın partisi çok beğenilip bankacı ve iş dünyasından konuklar da çok eğlenince İstinye Park’ta parti yapmak isteyenler rezervasyon kuyruğuna girmiş bile.