Bazı insanlar vardır, bir an dahi “yarın” üstüne kafa yormaktan vazgeçmezler.
Düşünür de düşünür, kafa yorar da yorarlar. Kendilerinin “müşkül” durumda olmamaları yani “rahat” ya da “iyi” olmaları, ölçü değildir onlar için. Umurlarında değildir bu!
Sağındakilerin-solundakilerin, önündekilerin-arkasındakilerin ne durumda olduğuna bakar böyleleri; “Onlar nasıllar?” diye sorar dururlar. Açlar mı, toklar mı? Elleri kolları serbest mi, bağlı mı? Özgürler mi, değiller mi? Mutsuzlar mı, yoksa yüzlerinde güller mi açıyor? Yoksa yoksa mutlu-mutsuz ne demek, savrulmuşlar-dağılmışlar mı?
Ve her zaman yaptıklarını yapar; el uzatırlar; “Gelin birbirimize tutunalım,” derler.
Nejat Yavaşoğulları böyledir işte, böyle yapanlardan biridir. Bazı gruplar vardır, yalnızca iyi müzik yapmak-yalnızca sıkı müzik yapmak kesmez onları.
İyi müzik-sıkı müzik yapmak, elbette başta gelen isteklerinden biridir. Ama bir tek bu, yalnız başına bu, yetmez onlara.
Onlar bir “söz”, tek bir söz edeceklerse bile, bu sözün bütün yolları aşıp, ihtiyacı olana, umarsız olana, dağılmış-parçalanmış olana ulaşsın, onu yüreklendirsin-ayağa kaldırsın isterler.
Bulutsuzluk Özlemi de, böyle bir gruptur.

Uçan bir köpük

Böyledir Nejat Yavaşoğulları ve arkadaşları; bir “el” uzatırlar her zaman. Bu eli tutmak ve ayaklanmak da size kalmıştır, itip debelendiğiniz yerde debelenmeye devam etmekte.
Ama zor zamanlardan geçiyoruz, “zor” demenin bile az geldiği, durumu tam açıklayamadığı zamanlardan. Ve boş bulunmak, insanı tuzla buz edebiliyor artık; anında, o saniyede.
Böyle durumlarda-zamanlarda, bir bilene, bir büyüğe daha fazla ihtiyacımız olur. Olup bitenleri anlamakta güçlük çekiyoruzdur ve parçaları birleştirip bize manzarayı tam olarak gösterebilecek biri olsun isteriz; şifreleri çözebilecek, görmüş geçirmiş biri ya da birileri.
Yola koyuldukları ilk günden beri bunu yapıyor Bulutsuzluk Özlemi; “özlem”leri hiç dinmedi, anlatacakları hiç bitmedi.
Kimi günler-zamanlar umutsuzluğa kapılmış, “Biz anlatıp-uyarıp duruyoruz ama kimsenin yarın için telaşlandığı yok!” demiş olabilirler. Fakat hiçbir zaman küsüp sırtlarını dönmedi, kimseyi yol ortasında bırakmadılar.
Biz “kırılgan”dık, onlarsa “sağlam”.
Biz istedikçe, onlar hep verdi; “Aman ha, boş bulunmayın sakın,” deyip durdular, “dalıp gidilecek günler değil, tamamen yok olmak işten bile değil.”

Bir damla mavi

“Rüzgâra kapılmış gidiyorum ben, n’olacak bu işin sonu, n’olacağım ben?” sorusu başta olmak üzere, onlarca “soru”yla çıkıyor karşımıza Bulusuzluk (koyu hayranları böyle der onlara, böyle kısaltır o muhteşem isimlerini), “Zamska” olarak adlandırdıkları son turlarında.
“Her sabah karşımıza çıkan asık suratlar, selam vermek bir yana omuz atıp geçenler” çoğaldıkça, “hep aynı yüzler ekranda” olmaya devam ettikçe, iyi bir şeyler yoksa hiçbir günün-hiçbir haberinde, nasıl olabilirdik ki?
Biz “İyi gibiyiz” desek bile, Yavaşoğulları ve arkadaşları inanır mıydı bize? Hayır; inanmazlardı-inanmıyorlar.
“Bıktık be!” çığlığını atmamızı, yollara düşmemizi, gitmemizi gitmemizi gitmemizi ve “yaşamaya dair bir şeyler bulmamızı” istiyorlar. Müzikal anlamda, her zamanki Bulutsuzluk Özlemi ile karşı karşıyayız. “Her şeyden her şeyden her şeyden arınıp” gelmiş gibi; “doğdukları gibi”.
Yavaşoğulları ve arkadaşlarının bir dertleri-takıntıları da, hep “adam gibi rock” yapmak oldu. Evet yenilik, evet çağdaşlık da hep yansıdı çalma ya da icra etme biçimlerine ama “zamana uymalıyız” demediler, kuş kondurmaya çabalayıp rock’u biçip geçmediler.
Ama biraz daha “sakin”, biraz daha “serinkanlı” oldukları söylenebilir bu sefer; belki de görülecek her neyse gördüklerinden, görmekle kalmayıp anlayabildiklerinden-çözümleyebildiklerindendir: “Gel beraber olalım, güncellikten geçelim, yağmur yağacak birazdan, gökkuşağından geçelim...”
Başka kim, Bulutsuzluk Özlemi’nden başka kim, bu “hain zamanlar”ı bu kadar sade dillendirebilir, bu kadar aşikar ortaya koyabilirdi ki?
Hiç, hiç kimse.
Bir tek onlar; bir tek Nejat Yavaşoğulları ve arkadaşları.
Onların da olmadığı-kalmadığı bir zaman, “ölüm zamanı”dır; farkındayız değil mi?
“Var mısınız, hazır mısınız yola koyulmaya; Zamska’ya.”