90’lı kuşağın en mühim müzisyenlerinden-yaratıcılarından Uzay Heparı için yapılmış “Uzay Heparı Sonsuza” (Universal/Taxim Edition) albümü, çok genç yaşta, çok erken, çok zamansız kaybettiğimiz “dev insan”a saygılarımızı sunmak, yaptıklarının-başardıklarının altını çizmek için önemli bir fırsat.
90’ların bir özelliği olan “Sezen Aksu Akademisi”nin en verimli isimlerinden biri olan Heparı’nın bizzat Aksu’ya da kattıkları çoktur; ama asıl önemli özelliği, genç kuşak şarkıcılarla yaptıkları, onlara kattıklarıdır.
80’lerin sonu-90’ların başında “pop” yeniden yükselişe geçtiğinde, şartlar başka türlü oluşsa -ya da şöyle diyelim, Heparı ve benzeri birkaç başka “süper müzisyen” olmasa, bu “yükseliş” bir iki yıl içinde hafifler, sonra da biterdi.
Heparı ve arkadaşlarının yapmayı başardıkları en önemli şey budur işte: Yükselişi bir “patlama”ya dönüştürmek!
Yoksa o zamanki “pop kadrosu”nun tek bildiği şey, eskiden öğrendikleriydi. Aynı şeyleri yapmaya, aynı yolu sürdürmeye niyetliydi bu eski kadronun tamamı.
Tanju Okan’ından Berkant’ına, Garo Mafyan’ından Bora Ayanoğlu’na kadar herkes, araya hiç 12 Eylül girmemiş, yandan-önden-arkadan darbe yememişiz gibi işlerine kaldığı yerden devam etmek istedi, güle oynaya, “pop da pop” diyerek çıktılar huzurlara.
Ama bu sefer yememiştik; Heparı ve benzerleri sayesinde, “Lale Devri çocuklarısınız siz, zamanınız geçti,” dedik büyük bir kısmına ve çok da iyi ettik.

Şşşşt sakin ol

Biz “Arabesk mi pop mu? Yoksa yoksa taverna-fantezi-piynist şantör mü?” diyerek kararsız kalır, oradan oraya savrulur dururken; dışarda “new wave”dir-“new romantics”dir binbir çeşit akım, U2-The Cure-Depeche Mode gibi evladiyelik grup, synth(esizer) gibi ortalığı ateşe veren enstrüman devreye girmiş, kayıt teknikleri başını almış gitmişti.
Ve Uzay Heparı gibi hem “mektepli”, hem de “alaylı”lar canla başla işe girişmiş, gördüklerini-öğrendiklerini bir bir cümle-şarkı içinde kullanmaya başlamışlardı. Onlar olmasa Aşkın Nur Yengi, Sertab Erener, Levent Yüksel olmayacaktı. Bunlar da olmasa diğerleri çıkamayacaktı. Hatta Emrah, Ceylan ve benzerleri, bu genç grubun sound ve ritm’lerini ödünç almayacak, “Küçük”lüğü bir tarafa bırakmayacak, “acı-yara-bere” diye inlemeyi sürdürecekti.

Elleri kolları kınalı şarkılar

Bu çapta devrimci olan bir müzisyeni anmak için yapılmış “Uzay Heparı Sonsuza” albümü, fikir ve düşünce olarak çok zengin. Ve bu zenginliğin önemli bir bölümü, şarkılara da yansıyabilmiş.
Başında Zeynep Tunuslu gibi bugüne kadar her yaptığını iyi yapmış bir ismin bulunduğu bu projede, amaçlan her şey fazlasıyla gerçekleştirmiş-başarılmış.
Son derece kişisel, son derece “ailevi” gözüken “İstersen Uzanabilirsin, Gerçekten” ile açılıyor albüm; ama bu şarkı bile kalpli-kalpsiz herkesi çarpabiliyor.
Mustafa Ceceli’nin “Karanfil”i, Yüksek Sadakat’ın “Kadınım”ı, Kenan Doğulu’nun “Onursuz Olmasın Aşk”ı, Zeynep Casalini’nin “Unutursun”u da öyle; bu şarkılar, tribute ya da değil, hangi çerçeve-hangi atmosferde karşımıza çıkarsa çıksın, ilgiyi hak ederdi.
Ama albümün asıl sürprizi Ayşe Özyılmazel. Bu Satırların Yazarı dahil hemen hemen herkes, Heparı albümünde Özyılmazel’in de olacağınu duyduğunda (otomatikman) dudak bükmüş, “Olur mu ya?” diye dertlenmişti. Olmuş, pekala olmuş. “Biçare”, “ben profesyonel şarkıcıyım” iddiasında bulunan onlarca kişinin yaptıklarından çok daha iyi, çok daha “şarkı”.
Fikri ile-uygulaması ile iyi bir işe imza atılmış sonuçta. Ve keşke, kuş da kondurulabilseymiş. Keşke albümde Aşkın Nur Yengi, Levent Yüksel ve Demet Sağıroğlu da olabilseymiş. Onlarsız bir şeyler eksik kalmış. Ya da tamamına erememiş.

Kıssadan hisse

“Tribute” dediğimiz mühim bir iş, gerçekten “sevgiyle-saygıyla” yapılanını arayıp bulmak, bulduğumuzu da hayatımızın orta yerine yerleştirmek gerek.
Bu işi bu memlekette başlatan ya da bu işin başlatılmasına sebep olan Bülent Ortaçgil’dir. “Şarkılar Bir Oyundur, Bülent Ortaçgil İçin Söylenmiş Bülent Ortaçgil Şarkıları” (Ada) “ilk” olmasına rağmen, bu alanın en iyisidir, hâlâ aşılamamışıdır. Birkaç yıl evvel, Milliyet bu albümü dağıtarak, hem okurlarına hem de Ortaçgil’i keşfedememiş olanlara büyük bir iyilik etmiştir.
Milliyet’in bir başka iyiliği-güzelliği de, yine bu alanda yapılmış bir başka mühim albüm olan “Söz Vermiş Şarkılar”ı da dağıtmak olmuştur.
Ve Ezginin Günlüğü ve “Çeyrek” (Seyhan). Bu da sunulan sevgilerin-saygıların, gerçekten “sonsuz” olabildiği bir başka albüm. Albümü açan şarkı “1980” ise (Sezen Aksu söylüyor, ki kendisine “Tribute Kraliçesi” desek yeridir; hem hiçbir zaman bundan kaçınmıyor, hem de söylediği şarkıya -Ali Kocatepe’nin “Melankoli”si hariç- yepyeni bir can katıyor) bütün bunlardan, hatta her şeyden fazlasıdır; hayat kurtaran bir şarkıdır.