Bir süredir görmediğin biriyle karşılaşırsın, “Selam, naber” sohbetinden sonra gelen tipik soruların başında şu gelir: “Eee aşk, meşk, evlilik yok mu artık?”... “Artık” derken? Bunun mecburi bir yaş sınırı mı var?
Hele büyüklerimiz daha fena: “Bir kısmet çıkmadı mı hâlâ, düğününü ne zaman göreceğiz?”… Ya sabır, Yarabbim! Vallahi evlenesim gelse bile evlenmeyeceğim inadımdan ha, bir huzur verin insanlara, herkes kendi işine baksın.
Evlenmek her kadının olmazsa olmazı değil, hatta bazılarımızın ‘Olmasa da gayet güzel olur’u! Özellikle de hedeflerine ve hayallerine konsantre olarak yaşayan, çalışan, kendi ayakları üzerinde duran, kendi kendine zaten ‘tamam’ ve fazlasıyla mutlu olan, yani tamamlanmak için bir erkeğe ihtiyaç duymayan bazılarımızın… Ayrıca bence yalnız olmak hem çok eğlenceli, hem de çok daha güvenli!
Yağmur Ünal’ın evlilikle ilgili söylediği; “Doğru insanla tabii ki evlenirim ve çocuğumun olmasını isterim. Evlenmek için nikah masasına oturacak yapıda değilim.
Aşk evliliği istiyorum. Evlilik hiçbir zaman hayat amacım olmadı” sözlerini okuyunca, aklıma geldi bunlar. O kadar yerinde, kendinden emin ve oturaklı bir bakış açısı ki “Helal olsun” dedim. “Evlilik ne zaman?” sorusu altında gizli olan ‘Geri kafalı mahalle baskısı’ zihniyetine verilecek daha güzel bir cevap olamaz, aynen Yağmur gibi düşünüyorum.

ÇOCUKLARI DA HAYVAN DÜŞMANI YAPIYORLAR!
Adana’da sokak kedilerini besleyen Merve öğretmen, mahalledeki insan müsveddesi anne-kızın saldırısına uğradı. Bir Adanalı olarak memleketimden utandım be! Neymiş? ‘Kedileri besleyerek mi bu hayvanlara çare bulacakmış? Oraya mama koyunca, kediler apartmanda doğuruyormuş’ bilmem ne! Ve bayağı hırpalamışlar hayvansever kadıncağızı... Bu arada saldırganların yanındaki çocuklardan biri mama yiyen kediye vurmaya başlayınca tepki gösteren öğretmene; “Vurur vurmaz, sana ne!” deyip, bir de küfürler etmişler. Ee Allah sizi ıslah etsin reziller! Sokakları, parkları ve yaşadığınız çevreyi hayvanlarla paylaşmak zorundasınız, çünkü her boşluğa bina dikip, onların yaşam alanına tecavüz eden bizleriz! Vicdanınız yoksa bile bunu idrak edeceksiniz!

Üstelik böyle tipler çocuklarını da hayvan düşmanı olarak yetiştiriyor. Kediye vuran çocuğa müsaade etmek nasıl hastalıklı bir kafa? Böyle yaparak; hayvanlara işkence eden canavar çocuklar yaratıyorlar. Hiç unutmam bir üniversite arkadaşım vardı, kediye, köpeğe asla dokunamaz ve onlardan korkardı. Ne yaptıysam ona bu masum canları sevdiremedim. Meğer annesi çocukluğu boyunca; “Aman dokunma, ısırır, tırmalar ve sakın sevme” der dururmuş. Hayvanların verdiği tarifsiz sevgiyi hiçbir zaman tadamayanlara ne kadar yazık… Adana’daki iki kadın gibi hayvan düşmanlarıyla aynı havayı solumak zorunda olduğumuz için de bize çok yazık!