Bazen öyle haksızlıklar ve olaylarla karşılaşıyorum ki ‘sabretmek ve dayanmak’tan yorgun düşüyorum. İsyan edesim, yakıp yıkasım geliyor. Sabır gerçekten de insanı eninde sonunda istediği noktaya götürüyor
Dedemin ben daha yedi yaşındayken hatıra defterime yazdığı satırlar ‘hayat dersi’ gibi. (Onu çok özledim galiba!)
“Başkalarına güvenmek sağlam bir dayanak değildir. Onun için önce kendine güvenecek, kendine dayanacaksın. Bunu yaptığın takdirde başarılı olmaman için hiçbir neden yoktur. Hadiseler karşısında daima dayanıklı ve sabırlı olacaksın. Sabır başarının ilk ve en önemli şartıdır. Acelecilik bazen insana çok şey kaybettirebilir.”
Düşünüyorum da ‘hayatın kuralları’ herkes için hep aynı aslında. Dedem gençliğinde öz amcasından kazık yemiş ve babasından kalan miras elinden alınarak hayatını sıfırdan kurmak zorunda kalmış, ama yıllar içinde sabırla çalışarak çok başarılı noktalara gelmiş bir adamdı, benim kahramanımdı.
Bugün de öyle değil mi? İnsan kime güvenip inanacağını bilemiyor. En güvendiklerinden en büyük kazıkları yiyor. Ve zamanla kalp nasırlaşıyor, kabuğuna çekiliyor. O zaman da yalnızlık duygusu çöküyor.

Sabır, sabır, ya sabır!
Bazen öyle haksızlıklar ve olaylarla karşılaşıyorum ki ‘sabretmek ve dayanmak’tan yorgun düşüyorum. İsyan edesim, yakıp yıkasım geliyor. Ama biliyorum ki sabır gerçekten de insanı eninde sonunda istediği noktaya götürüyor. Bu, işte de, aşkta da, hayata dair her konuda böyle.
Beni daha dünyanın ve insanların acımasızlığından habersiz bir ufaklıkken koca bir insan yerine koyarak önceden uyardığın için teşekkürler Dedem. Yaşadıkça sözlerinin anlamını daha da iyi anlıyorum ve önerebilirim; sabret, güçlü ol, kendine güven ve inan. Güzellikler elbet seni de bulacaktır.

AŞK ‘AŞKA SAYGILI’ ADAMI SEVER!
Vizyona gireli haftalar olmasına rağmen ‘Aşk Tesadüfleri Sever’e bir türlü gidememiştim. Bugün yarın diye diye geçen akşam soluğu sinemada aldım nihayet. Yalnız bu sinema salonlarını neden Alaska gibi soğutuyorlar anlamak mümkün değil! Resmen rüzgar esiyordu Astoria’nın salonunda, donduk!
Biz çılgın kankam Yesho’yla ağlamaya programlı gittiğimiz için her fırsatta dağıldık! Hele dinlemekten hiç bıkmadığım Şebnem Ferah’ın ‘Hoşçakal’ şarkısıyla eşlik ettiği sahneler gözyaşlarımızın tavan yaptığı anlar oldu. Mehmet Günsür’ün doğal oyunu bizi bizden aldı yine.
Ustalar Altan Erkekli, Şebnem Sönmez, Ayda Aksel ve Yılmaz Gruda tabii ki muhteşemlerdi. Gruda bu filmde benim için ayrı bir anlam taşıdı, doyamadan kaybettiğim dedemle olan anılarımı tazeleyerek.

Bu kadar kusur kadı kızında da olur!
Keşke bu anlatılan aşkta daha çok yaşanmışlık görebilseydik, ‘görüştükleri birkaç gün ve geçirdikleri tek gece’ biraz eksik geldi böylesine bir aşkın gücünü yansıtmak için. Bir de filmden çıkıp da zırlamayı kestikten sonra, daha önce aynı duyguya kapılanlar gibi “Tesadüf olayını fazla abartmışlar” dedik. Ama bu ufak ayrıntılar haricinde gerçekten etkileyici. Filmle ilgili kapanış yazısı da Hayalet’inizden geldi kanımca zira herkes çoktan izledi ve yazdı. Herkes gider Mersin’e, ben giderim.
Son olarak sorarım size; neden Günsür’ün oynadığı karakterdeki adamlar sadece filmlerde var da gerçek hayattakiler hep Yiğit Özşener’in canlandırdığı ‘kadını sürekli yargılamaya ve küçümsemeye meraklı’ karakter gibi? Kızı üzüp üzüp sonra da “Amaa hepsi sevgideeenn” dersen en sonunda böyle ‘tek kare’ kalırsın işte!

İbrahim Tatlıses rantçıları!
Hastaneye giden ünlü ziyaretçilerin hangisinin boy göstermek amaçlı, hangisinin içten bir üzüntüyle orada bulunduğu ‘kabak gibi’ görünüyor! Bazıları o kadar sahte ki yüzlerine takındıkları o ‘üzgün ifade’ bile bunu saklayamıyor! Görev gibi gitmeyin kardeşim, şova da gitmeyin günahtır! Hele dudak parlatıcısını sürmeyi dahi ihmal etmeyenler tam bir efsane!