Yanıma iki kadın oturdu; kendi hallerinde, toplumun belirlediği güzellik normlarına göre ortalarda bir yere konuşlanmış iki kadın… Konuşmalarından anladığım kadarıyla (sesli konuştular) iyi kariyerleri var, evli ve biraz mutlular. Özellikle birinde, aşk hiç kalmamış, kocasıyla arkadaşça takılıyorlar…

EL ÜSTÜNDE TUTUYORSA“Zaten çocuktan sonra aşk bitti, aile olmak kaldı” diyor biri ve ekliyor: “Elle tutulur bir gerekçem yok ayrılmak için. Eşim iyi bir baba, sorumluluklarının bilincinde, akşamları işi yoksa evinde. Hafta sonları da bizimle.”

Konuşma bu minvalde devam ediyor. Sık sık tekrarlanan cümleler var: “Beni el üstünde tutsun”, “Çocuk kızı el üstünde tutuyor”, “Kıymet bilmedi”, “El üstünde tutmadı”…

Prens ve prenses masalları

Hatırlarım, küçükken anneannem, “İlerde seni el üstünde tutacak bir kocan olsun” derdi… Gene onların muhabbetlerinde bu mevzu hiç eksik olmazdı.

Bu deyim, yıllar yılı anlam ve beklentisi gelişerek muhabbetlerdeki yerini korudu. Dinlediğimiz prens ve prenses masallarından mıdır, yoksa içgüdüsel mi bilmiyorum…
Biz kadınlar harika işlerimiz, upuzun muhteşem saçlarımız, eğlenceli arkadaşlarımız ve daha neyimiz olursa olsun, mutlu edilmeyi hep bir erkekten bekliyoruz.

30’lu yaşlarımın başında, o zamanlar bekarım, ardı ardına kitaplarım yayınlanıyor, tirajlı bir dergide köşe yazmaya başlamışım, işim iyi. Çok seyahat ediyorum, bavulum neredeyse hep kapıda. Geriye baktığımda hayatımın en neşeli dönemindeyim. Ne var ki herkes bana acıyor! Çünkü erkek arkadaşım yok! Evlenemiyorum!

Geçtiğimiz çarşamba Hürriyet’ten Melike Karakartal ‘Yokluk Psikolojisi’ konulu nefis bir yazı kaleme almıştı. Her şeyi olan bir kadının mutlu olduğunu düşündüğü çiftlere bakıp üzülüyor oluşundaki psikolojiyi açıklayan…

Kadının ederini erkeğin belirlediği bir dünyaya öyle kapılmışız ki, yokluk hissetmesek çevre zorluyor buna. Oysa mutluluk koşullara bağlı değil, ruhunun doygunluğuyla alakalı olmalı.

En çok şeyimiz olduğunu düşündüğümüz dönemlerde de mutsuz hissettiğimiz anlar olduğu gibi…

En eksik hissettiğimiz zamanlarda da mutlu olduğumuz anlar var. Bunları hayatımızın her dönemine yayarak neşe hissiyatını artırırsak, erkeklerin ellerini açıp bizi havaya kaldırmasını, yani el üstünde tutmasını beklemekten daha önce hedefe varırız sanki…

SANAT SEZONU BAŞLIYOR

İstanbul’da sanat sezonu kasım başı itibarıyla açılıyor. En ilgimi çeken, BKM’nin düzenlediği İstanbul Komedi Festivali… 15-20 Kasım tarihleri arasında yapılacak festivalde; Yılmaz Erdoğan’dan Ata Demirer’e, Suzan Kardeş’ten Maz Jobrani’ye kadar birçok yerli ve yabancı komedyen bizi kahkaha krizine sokmayı vaat ediyor.

‘Yıl Boyu Sanat, Yıl Boyu Festival’ mottosuyla hareket eden İş Sanat 17’nci sezon programıysa 5 Kasım’da, Gürer Aykal yönetimindeki Borusan İstanbul Filarmoni Orkestrası’yla açılacak. İş Sanat Yönetmeni Filiz Ova, “Bu sezonda da her zevke hitap eden renkli bir programla sanatseverlerin hafızalarından silinmeyecek etkinliklere ev sahipliği yapacağız” dedi.

Ben de diyorum ki: Kış geldi diye TV karşısında aynı dizinin üçüncü tekrarını izlemek ya da sosyal medya kavgalarına odaklanmak yerine, hayatımızda sanata yer açalım mı?

MUTLU BAYRAMLAR!

29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’mızı beraberce, kardeşlik, birlik ve bütünlük içinde sonsuza dek kutlamayı diliyorum. Bugün, harika bir gün olsun!