“Yaz geldi. Bir süredir çok sağlıklı besleniyorum. Kalitesiz karbonhidratları ağzıma sokmuyorum. Yanımda sağlıklı atıştırmalıklar taşıyorum. Protein ve sebze ağırlıklı bir menüm var…”
Diyebilmeyi çok isterdim. Lakin hayaller ilik suyu, gerçekler mısır şurubu vaziyette yaşıyorum. Şu an saat sabaha karşı 01.00; son satırı yazdıktan sonra abur cubur molası verdim. NİŞASTA SEVDALISININ EVLADI
Lahana dostu Dr. Ayşegül Çoruhlu okuyunca ne yapacak meraktayım. Geç yatmama kızıyor, yatmadan çikolata kaplı bisküvi yediğimi bilse beş kardeş!
Hep şu çikolata kaplı bisküviler yüzünden. Eskiden sadece lüks marketlerde bulunan yabancı marka tam buğday unlu bisküvi şimdi halka indi ve her yerde göz göze geliyoruz.
Zayıfım kendisine karşı da karşısında zayıf kalabilmem kolay değil ne yazık ki!
En küçük boy paket alıyorum, yanımda taşımak için. Üç adet çıkıyor içinden. Yetmiyor tabii… Üç küçük paket yemek zorunda kalıyorum. Ama dikkatinizi çekerim ‘tam buğday unlu’ yazıyor üstünde!
Tam buğday unlu başka bir keşfim daha var: Uno’nun minik atıştırmalık paketleri! Tabii onları daha çok oğlum için taşıyorum. Ne de olsa tuzlu bana yaramıyor.
“Çocuğa paketli gıdalar mı yediriyorsun?” demeyin. Zararlının en zararsızını seçiyorum valla…
Hayranıyım mercimek unundan pasta, patatesten browni, avokadodan puding yaratan kadınlara! Ama tahammülüm yok o işlere. “Paket gıdalar öldürseydi, Avrupa’da insan kalmazdı” deyip avutuyorum kendimi…
Eskiden ebeveynler “Şansına küs evladım, fabrikatör değil; memur çocuğu olarak doğmuşsun” derlerdi. Ben de Ali’ye “Kader oğlum; senin annen ananas değil; hamur işi sevdalısı” diyeceğim.

ÇİÇEK, ÇOCUK VE EXPONİŞASTA SEVDALISININ EVLADI

Çiçek ve çocuk temalı Osaka’dan sonra dünyanın en yüksek katılımlı ikinci EXPO’su olan Antalya EXPO 2016’yı salı günü gezdim…
Bin 121 dönümlük alanda kurulmuş 6 bin 500 kapasiteli kongre merkezi hafta içi olduğundan mıdır yoksa sıcaktan mı bilmem o gün boştu. Ben de oğlumla gittiğim için çok az bölümünü dolaşabildim.
Akşamları ışıklandırmalarla daha cazip oluyormuş. Mesela Hadrianus kapısını simgeleyen EXPO kulesine akşam çıkmak daha iyi olur sanki, bir sonrakine artık… İşte notlarım:
- Kültür ve sanat sokağı hoşuma gitti.
- 120 türde 25 bin ağaç, 5 milyon çiçek, 700 bin bitki kullanılarak yapılan bitki heykellere BA-YIL-DIM! Peyzaj sanatı olağanüstü bir şeymiş meğer. Üç yaşındaki Ali bile çocuk adasından çok bitki heykellere takıldı. Ayrılmamız çok zor oldu.
- Orada olduğum saatlerde yiyecek içecek bölümleri sinek avlıyordu diyebilirim. Gerek restoranlar sokağı gerek bölgelere dağılmış kafeler çok zayıftı bana göre.
Mesela 1453 adındaki kafenin tabelasındaki kahve ve tatlılar gözümüze hoş geldi.
Ne var ki espresso makinaları arızalıydı, fotoğraftaki cheesecake yoktu.
Türk kahvesi yanında ‘hayaller kruvasan gerçekler kremalı bisküvi’ şeklinde idare ettik.
- Çocuk temasına rağmen çocuk adasına bayılmadım. En sıradan kreşte, parti evinde ve AVM’lerde var olan aktivitelerden farklı bir şey yoktu. Hediye olarak birer balon, kafalarına da kartondan şapka… Yeni nesil yer mi? İki dakika tutmadı hiçbirini Ali.
EXPO’da en çok konuşulanlar:
Bitki heykellere herkes vurulmuş. 9 Temmuz’daki Tarkan konseri de heyecanla bekleniyor.