Son dönemde ‘seri katil’ temalı dizilerde patlama yaşandı. Kaliteli olduktan sonra itirazımız yok
buna. Fakat neden bizim de böyle bir dizimiz olmasın ki? Çok şey mi istiyorum?

Sporun her dalında bir tabir vardır: ‘Madeni bulmak’... Örneğin futbolda rakip takımın sol beki adamını sürekli kaçırıp açıklar verirse siz de oradan ataklarınızı sıklaştırırsınız. Zayıf noktayı bulmuş ve size maçı kazandıracak darbeleri
indirmeye başlamışsınızdır.
Korkmayın, bu bir futbol yazısı değil. Çok sevdiğim bir konu üzerine... ‘Seri katiller’... Çok sevdiğim derken yanlış anlaşılmasın. Seri katil hikayeleri çoğu zaman sinema ve televizyonda zekice işlenip kaliteli yapımları önümüze getirdi. O kaliteyi her zaman sevmişimdir. ‘Seven’ı, ‘Kuzuların Sessizliği’ serisini kim unutabilir? Norman Bates’in evine bakarken hangimiz ürpermez ki? Hayran olunan seri katiller değil, onların bu yapımlara zekice kurgulanmasıdır.

Yapımcılar madeni buldu
Televizyonda ‘CSI’ serileri ve ‘Criminal Minds’ dizisinde her sezonda birkaç seri katil izliyoruz. Arada ‘Nip/Tuck’taki ‘oymacı’ isimli maskeli katilimiz ve geçen sezon ‘American Horror Story-Asylum’daki kaçık psikiyatrla bu konuda ortalık şenlenmişti adeta. Tess Gerritsen’in kitabındaki karakterlerle uyarlanan ‘Rizzoli and the Isles’daysa ‘Cerrah’ denen katili dizide kitaptaki kadar çok görmesek de içimiz bir kıpır kıpır olmadı değil.
Geçen sezonsa katillerimiz tabir yerindeyse seriye bağladı. 1800’lü yıllarda geçen ve ‘Karındeşen Jack’e göndermeler yapan ‘Ripper Street’le, ‘Kuzuların Sessizliği’yle tanıdığımız doktor Hannibal Lecter’ı dirilten ‘Hannibal’ beğenimize sunuldu. Onları ‘Sapık’ filmini günümüze uyarlayan ‘Bates Motel’ ve seri katil kavramını yukarıya çekip tarikatını kuran ‘The Following’ izledi.
Yaz sezonu da bu aykırı insanlar tarafından boş geçmiyor. Sempatik kontenjanından kadrolu seri katilimiz ‘Dexter’ final sezonuna başladı. Sevimliliğiyle değil ama benzer hikayesiyle İngiliz dizisi ‘The Fall’ da işlenen cinayet sayısına katkıda bulundu. İlk 2 sezonunu Rosie Larsen dosyasına ayıran ‘The Killing’se yeni yılında rotayı nasıl bir hikayeye çevirdi dersiniz? Fahişelik yapan genç kızları öldüren bir seri katile... Meksika sınırındaki cinayetleri anlatan Diana Kruger’lı ‘The Bridge’se pastanın çileği oldu adeta.

Bizde neden yok?
Yazının başında belirttiğim ‘madeni bulmak’ cümlesi şu sıralar bu kadar seri katil dizisinin çıkmasıyla anlam kazanıyor. Yapımların kaliteli olması koşuluyla itirazımız yok mutlaka. Bu kategoride zekice işlenen senaryoların her zaman gideri var. Peki, böyle bir beklenti ve açlık mı vardı ki bu bolluğu aynı anda yaşıyoruz? Televizyondaki zayıf noktamız bu muydu da yapımcılar hep oradan atak yapıyorlar diye soruyorum kendime. ‘Hannibal’ın dışındaki dizilerin reytingleri oldukça iyi ve bu yeni yapımların yolunu açıyor muhakkak.
Bu arada Avrupa’nın genç nüfusu en fazla olan ülkemde neden böyle diziler yapılamıyor? ‘Monk’ ve benzeri diziler uyarlanırken mesela ‘Dexter’ neden gelmiyor Türkiye’ye? Psikologlar dizilerin bireyleri olumsuz etkilediğini düşünmekte ve bunu dile getirmekteler. Kayıtlı hiç seri katili olmayan güzel ülkemde böyle bir TV karakteri ortaya çıkması bu anlamda bir patlama mı yaşatacak yoksa? Yapımcı ve senaristlerimiz kesinlikle bundan çekiniyor olmalılar. Baksanıza ‘ağa’ dizilerinden sonra bir yığın ağamız, ‘Muhteşem Yüzyıl’dan sonra da nur topu gibi bir padişahımız oldu. Yoksa onların bilgi ve yeteneklerinden asla şüphem yok.

KISA KISA...
- Olga Fonda ve Kendrick Sampson, ‘The Vampire Diaires’in 5. sezon kadrosuna katıldılar.
- Anne Heche, yeni başlayacak ‘Michael J. Fox Show’un birkaç bölümünde yer alacak.
- ‘The Bridge’, prömiyeriyle 4.2 milyon izleyiciye ulaştı.

www.twitter.com/nevzatakdere