FAZLA OKSiJEN ÖLDÜRÜR!

Yaşlanmaya karşı anti-oksidan tedavi uygularız, yani oksitlenmeyi (paslanmayı) önlemeye çalışırız. Genç kalma mücadelesi fazla oksijenle yapılan savaştır

FAZLA OKSiJEN ÖLDÜRÜR

Nefes almazsak ölürüz, nefes alınca sadece oksijen aldığımızı zannederiz ama yanlıştır. Saf oksijen, öldürücüdür. Soluk aldığımız havanın ancak yüzde 21’i oksijendir ve fazlası bize zararlıdır. Ama yine de bir doktor olarak size söyleyebileceğim, eğer beynimiz dört dakikadan fazla oksijensiz kalırsa organın ölümü gerçekleşir ve hayatımızı kaybederiz. Ameliyatta ve şokta hastaya oksijen vermek zorundayız.
Fazla oksijen alırsak da ölürüz ama yavaş yavaş. Fazla oksijen DNA’mızı bozar, hücrelerimiz zarar görür. Hücre seviyesinde onarımı sağlayan enzimler çalışamaz ve daha çabuk yaşlanırız. Yani 80 yaşında öleceğimize 60 yaşında ölürüz. Fazla oksijen hücre duvarını bozar ve hücre seviyesinde beslenme bozulur, hormon reseptörleri çalışamaz ve hücrelerin insüline, cinsiyet ve tiroit hormonlarına olan hassaslığı kaybolur.

Dağda yaşayanlar uzun ömürlüdür
Oksijen bizi nasıl öldürür? Aynı demirin paslanması veya yarısı ısırılmış elmanın kahverengi olması gibi oksitlenme denen olay bize zarar verir. Sizi tekrar orta okuldaki tabiat bilgisi dersine geri götürürsem, hücrelere enerji lazımdır ve bu mitokondrilerde üretilen ATP enerji sağlar. Hücrelere giren gereğinden fazla oksijen ise serbest radikallere dönüşür ve bu maddeler çatapatlar gibi patlayarak hücre elemanlarını bozar. DNA’da genetik şifremiz saklıdır ve oksijen bu şifreyi bozar, hücreler hatalı üretime geçip defolu mal üretirler yani kanser oluşabilir. Vücut tarafından DNA’yı tamire yollanan enzimler fazla oksijen tarafından oksitlenir ve onlar da onarım yapamaz hale gelirler.

Birçok hastalığın nedeni fazla oksijen
Hücrelerde sadece hücre duvarı değil hücre çekirdeği de yağlar tarafından kaplanarak dış etkenlere karşı onları korur. Fazla oksijen, bu yağ tabakasını da parçalayarak hücreleri müdafasız bırakır. Buna yağların oksitlenmesi denir ve bilinen 200’den fazla hastalığın (Alzheimer, kalp ve böbrek yetmezlikleri, MS, damar sertliği, bronşit, inme, Parkinson, diyabet ve belki de bazı kanserler) bu nedenle meydana geldiği öne sürülmektedir. Ayrıca bu tür hastalıkların daha genç yaşlarda ortaya çıkması da oksijen fazlalığındandır.
Oksijen fazlalığına karşı; bol miktarda nar, elma, kayısı, çilek ve kırmızı üzüm gibi anti-oksidan içeren meyvelerin yenilmesi önerilir. Kırmızı şarap, kuvvetli bir anti-oksidandır. Yaşlanmaya karşı aldığımız ilaçların hepsi oksitlenmeyi önleyen anti-oksidan dediğimiz ilaçlardır. Bu sayede vücudumuzdaki fazla oksijeni uzaklaştırırız ve hayatımız uzar.
Dağdaki insanlar deniz kenarında yaşayanlardan daha uzun hayatta kalır. Bunun nedeni, dağda oksijen miktarının azlığı ve basıncın daha az oluşu sonucu kan basıncı ve akciğerlere giren hava basıncının az olmasıdır. Everest Dağı’nın tepesinde suyun 90 derecede kaynaması gibi insan vücudunda da birçok kimyasal reaksiyonlar gibi oksitlenme de yükseklerde yavaşlar. Daha az hasta oluruz.

Kan kimyası değişebilir
Uzun süre yüksek miktarda oksijenle yaşayınca kan kimyanız değişir ve
vücudunuzun asit oranı artar, zararlı maddeler ortaya çıkar. Az miktarlarda oksijen fazlalığında hemen ölmeyiz ama ömrümüz kısalır ve daha sık hasta oluruz. Amerika’da ve Almanya’da satmayan oksijen tedavilerini yurdumuza getirip pazarlamaktalar. Para için her
şey yapılmakta. Eğer kan dolaşımı bozukluğunuz varsa vücudunuzda yaralar açılmışsa yani dokularınıza yeterli kan gitmiyorsa oksijen tedavisi görebilirsiniz. Aksi takdirde fazla oksijen sizi hasta eder, ömrünüzü kısaltır. Her şey de olduğu gibi azı karardır.