Pazartesi günü tüm medya yeni AKM projesini konuşacak. Mevcut AKM’nin sorunları sıralanacak haliyle. Mesela opera değil, ama tiyatro ve senfoni orkestraları için akustik sorunlu büyük salon. Durmadan hava akımı olan orkestra havuzu, yazın soğumayan ve kışın ısınmayan çalışma ortamı, yetersiz asansörler konuşulacak. Bunlar konuşulacak ama eski binanın ön cephesindeki alüminyum doğramaların aslında açılan bir perdeyi temsil ettiğini ya da çatıya, güneş alan yere kurulan boya atölyesinin ne kadar doğru olduğunu bilen olmadığı için konuşan da olmayacak.

AKM’Yİ DEĞİL  VİYANA’YI SORALIM

Kafası çalışanlar, Suat Arıkan’ı İstanbul Devlet Opera ve Balesi Genel Sanat Yönetmeni makamında oturan ve en önemlisi AKM’yi en iyi bilen ismi arayacak ve görüşünü soracak. İçinden bu kadar kış mevsimi geçmiş bir binanın zaten yıkılması gerektiğini söylemişti Arıkan, yeni projeye dair konuşur mu bilmem. Bildiğim, Arıkan’ı yeni proje için aramayı akıl edenlerin kısa bir süre önce Viyana’da başarılan şeyden haberleri olmadığı...

İslamafobi olgusunun en hızlı geliştiği, siyasetinde Türkiye düşmanı sesler yükselen Viyana’da, Avusturyalıların en önemli bestecisi Mozart’ı öyle bir yorumladı ki Türk operacılar, hıncahınç dolu salonda, dakikalarca ayakta alkışlandılar. Eğitim adı altında sınav sistemini tartıştığımız bir ülkede, sanat diye bina tartışması yapıyor olmamıza çok da şaşırmamak gerek.

Taciz dünyası değişiyor

AKM’Yİ DEĞİL  VİYANA’YI SORALIM

‘House Of Cards’, Netflix’in en pahalı dizilerinden biriydi. Sadece, ilk sezon maliyeti 50 milyon dolar olan bir iş sözünü ettiğim. Gelecek sene, altıncı ve son sezonu yayına girecekti serinin ama çekimler durduruldu. Zira dizinin başrol oyuncusu Kevin Spacey’nin son 30 yılda taciz ettiği erkek oyuncuların itiraflarının ardı arkası kesilmiyor. Şirketin bu kararı, erdemli bir tercih mi, yoksa kamuoyu tepkisiyle zaten izlenmesi imkansız bir seriye daha fazla para bağlamamak adına verilmiş ticari bir karar mı, hiç önemli değil, sonuca bakmak lazım. Başrol oyuncularının özellikle de sektöre yeni girmiş kadınları taciz etme hakkını kendinde bulduğu, yapım şirketlerinin rezalet çıkmasın diye genellikle taciz edileni işten kovduğu düzen değişiyor artık. Umarım yansımalarını Türkiye’de de görürüz bu yeni düzenin.

Türkiye’de susan kazanır

Murat Başoğlu, yeğen skandalının ardından ilk kez konuşmuş. Konuşmuş ama bir şey de söylememiş aslında. “Komplo” demiş, “Tuzak” demiş, “İnsanlar benim ölmemi istedi” demiş, bu cümleleri de gözyaşı sosuna bulamış.

Söylenenlere inanan çıkabilir, inanmayan daha çok çıkacaktır ama nafile bir çaba bu. Zira konu, konuştukça batılacak bir şey. Bundan 10-11 sene önceydi, televizyon dünyasını karıştıran bir video, posta kutularında dolaşmaya başladı. Sonra sağda solda haber de oldu. Olayın ünlü kahramanı o videoya dair hiç konuşmadı. Sadece o değil, olayın diğer kahramanı ve aile de hiç konuşmadı. Bırakın konuşmayı, insanlarla göz teması kurmamak için çok uzun bir süre çalıştığı medya kuruluşunda asansöre dahi binmedi, hep merdivenleri kullandı.

Diğer yandan da dava açıp, görüntüyü yayınlayan internet sitelerinin kapatılmasını sağladı. Sonuç mu? Bugün birçok insan hatırlamıyor bile o olayı, çünkü Türkiye’de konuşan kaybeder. En akıllı taktik, meseleyi zamana yaymak ve susmaktır.

Murat Başoğlu konuştu ve tam unutulacağı bir dönemde konuyu herkese tekrar hatırlattı. İyi niyetli düşünelim, bu açıklamayı kendisi için değil de evlatları için yaptı diyelim. O zaman “Beş parasız kaldım” diye bir cümle kurmamak, kim diye sorulduğunda cevap bulamayacağın komplo iddialarının arkasına sığınmamak gerekir. Kriz yönetimi aslında son derece bilimsel ve üzerine tezler yazılmış bir iletişim alanıdır. Belli ki, ne Murat Başoğlu ne de Hande Başoğlu, bu konuda doğru yönetiliyor ya da karar veriyorlar...

Yıl 2030, çocuklar hesap soracak

AKM’Yİ DEĞİL  VİYANA’YI SORALIM

“Babam için, ‘O görüntüleri görünce üç gün kustum’ diye niye açıklama yaptın anne? Arkadaşlarım okulda çok alay ettiler benimle, sizin çocuğunuz olduğumu duyan insanların suratındaki ifadeyi aklımdan çıkarmak ne kadar zaman aldı biliyor musun?” “Dava dilekçesinde de olsa annem için direk dansı yapıyor gibi cümleleri neden kurdun baba? Ne demeye çalıştın? Biliyor musun o ifade gazetelere yansıdıktan sonra hayat çok daha zor oldu benim için, bunlarla mücadele ederek büyüdüm ben...”

Yukarıda en bilinen iki örneği yazdım, daha bir sürü örnek var aslında. Bir gün çocuklar hesap soracaklar anne ve babalarından. Sormalı ve travmalarıyla yüzleşmeliler zaten. Bugün tazminat ya da duygusal, her ne sebeple olursa olsun, çocuğunun annesi ya da babasını, rezil etmeye kalkanlar için kaçınılmaz bir son olacak bu. Olaylar, isimler ve cinsiyetler farklı olsa bile tüm konuşmalar aynı ve en acıtıcı soruyla bitecek: “Beni, neler hissedeceğimi hiç düşünmedin mi?”

Mahkemelerde ve kamuoyunda birbirlerine karşı üstünlük kurmak için uğraşan anne ve babalar, 2030’u, çocuklarınızın büyümüş olacağı tarihi hiç unutmayın bence...

Pascal Nouma ve olimpiyatlar

Davetiyeyi sosyal medyada gördüm, Socar Türkiye Olimpiyatları kura çekilişi varmış. Socar, Türkiye için son derece önemli bir şirket ve yatırımcı. Aynı zamanda TANAP gibi stratejik bir projede de ülkemizin ortağı. Azerbaycan-Türkiye ilişkilerinin mihenk taşlarından biri de...

Socar’ın Türkiye Olimpiyatları fikri güzel ama kura çekilişi duyurusunda yer alan eski futbolcu ‘Pascal Nouma’nın katılımı’ vurgusu bana garip ve aynı zamanda anlamsız geldi. Tamam, Pascal Nouma şirin ve medyanın ilgi gösterdiği bir adam olabilir ama olimpiyat ruhu diye bir şey var ve Nouma aktif sporculuğu döneminde o ruhun temsil ettiği değerlerin tam tersi portre çizmiş bir isim. Bir halı saha turnuvası için Nouma ideal biri olabilir ama ‘olimpizm’ bir felsefedir ve bu felsefenin de kriterleri vardır.

Eğer bir organizasyon yapıyor ve adına da olimpiyat diyorsanız önce felsefesine uygun davranmanız gerekir.