Aman Can, ego kaslara benzemez

Can Yaman’ın Bebek sahilinde, birkaç İtalyan ile fotoğraf çektirmesinin ardından, kendisinin “Milli Takım” benzetmesine kızıyor medya.Can Yaman’ın Bebek sahilinde, birkaç İtalyan ile fotoğraf çektirmesinin ardından, kendisinin “Milli Takım” benzetmesine kızıyor medya.Hiç önemli değil bu benzetme, artan ilgi bu tür cümleler kurdurur insana, zamanla geçer.Ancak Yaman bir başka büyük hata yapıyor ki, süratle düzeltmesi lazım.Genç oyuncu, 16 Ekim’de Cannes’a gideceğini, adına bir davet verileceğini söyledi gazetecilere.Yalan değil ama söylenmeyen detaylar, cümlenin içine saklanmış olan “Çok önemli bir adamım” havasını bozacak nitelikte. Televizyon dünyasının en büyük fuarı MIPCOM, bu sene 13 Ekim’de başlayacak.Parasını verdiğiniz sürece orada her dizi, her program ya da her kanal için stand açabilir, yine parasını ödediğinizde diziniz ya da yıldızının adına davet verebilirsiniz.Cannes deyince bizim insanlarımızın aklına festival, sinema dünyasının Avrupa’daki en önemli etkinliği gelir.Oysa Yaman’ın söylediği bir fuar ve daveti verecek olan da Türkiye’deki yapım şirketi.MIPCOM’un internet sitesine de baktım, yazmadan önce.Ne Dünya Televizyon Prömiyeri listesinde dizisinin ne de anahtar konuşmacılar listesinde kendi adı var oyuncunun.Hatta fuarın arama motoruna Can Yaman adını yazdığınızda sonuç bulamıyorsunuz.Yakışıklı, eğitimli, kaslı bir adam olmak bir yere kadar iş yapar ama kamera daha fazlasını ister her zaman.Aksi olsa Robert De Niro ya da Al Pacino dünya starı, Arnold Schwarzenegger ise kaslı olduğu için kamera karşısına geçirilmiş adam olarak kalmazdı.

Almanlar kadar olamadık

Almanya’da lig maçları öncesinde ulusal marş okunmaz, sadece milli maçlar öncesinde okunur.
Son iki senedir Almanlar, milli takımındaki oyuncuların ulusal marşlarını okuyup, okumamalarını tartışıyor.
Galatasaray-Fenerbahçe derbisi öncesinde, geçmişte, Alman Milli Takımı forması da olan, Fenerbahçeli futbolcu Max Kruse, İstiklal Marşı’mızı okudu.
Alkışlanacak bir davranışı, ‘Soytarılık’ demeye varacak kadar eleştirdi medyadan bazı isimler...
Kafamız hep çakallığa çalıştığı için, ‘Adam tribünlere şirin gözükmeye çalışıyor’ diye yorumladık yaptığını.
Oysa yaşadığı ülkenin dilini, öğrenmeye çalışan, marşına saygı gösteren güzel bir hareket yapılan... İçinde ne çakallık var ne sempati toplama çabası. Keşke kafamız bu kadar çok çakallığa çalışmasa.
Keşke, güzel jestlerden keyif almayı unutmamış olsak.
Keşke, iktidarlarına kızdığımız ülkelerin ulusal marşlarını yuhalarken, o ülkelerin vatandaşlarına da ayıp ettiğimizi fark edebilsek...
Bize en azından bunları düşündürdüğün için çok teşekkürler Max Kruse...

Aşk her şeyi affeder mi?

Özlem Tekin’in ne müthiş şarkısıydı değil mi, başlığa adını aldığım parça...Özlem Tekin’in ne müthiş şarkısıydı değil mi, başlığa adını aldığım parça...Bir yerlerde saklanmış, şimdi zamanı geldiğine inanıldığı için ortaya çıkarılmış, Beren Saat-Fransız DJ fotoğraflarına bakınca aklıma geldi şarkı.Saat’in karanlıkta ve arkadan çekilmiş tek bir kare fotoğraftaki kadının kendisi olduğunu söylemesinden sonra çıktı beraber tatil fotoğrafları.Çeken bunca zaman niye sakladı? O kareler nasıl bir anda ortaya saçıldı? Bugüne kadar neden saklanmıştı? Bir sürü soru sormak lazım önce.Eğer ortada bir gönül ilişkisi varsa, bu sadece Kenan Doğulu ve Beren Saat’i ilgilendiren bir durum aslında.Onlar bize değil, birbirlerine söz verdiler iyi-kötü günde birlikte olmak adına... Bir taraf sözünü bozuyorsa, bize değil diğer tarafa söz düşer. ‘Kenan Doğulu-Beren Saat boşanıyor mu?’ diye aylarca konuşulduğu sırada, saklı kalan bu karelerin şimdi birden ortaya saçılmış olması garip...‘Çeken kimdi yoksa bir dedektif miydi?’ diye başlayıp bir sürü komplo teorisi kurmak mümkün.Daha beter senaryo, bu kareleri çekenin bir gazeteci olması ve bugüne kadar bir sebepten elinde tutmuş olmayı tercih etmesi.“Aaa Beren’e bak” sen demeden önce, ‘Neden şimdi?’, ‘Bu kareleri kim çekti?’ ve ‘Kim servis etti?’ diye de düşünme zamanı biraz...

Sokakta çocuğa bağıran anneler

Algıda seçicilikten mi dersiniz yoksa sayısı artığından mı bilmem ama sokakta ya da bir alışveriş merkezinde çocuğuna avazı çıktığı kadar bağıran, kontrolünü yitirmiş anneler görüyorum üst üste.Algıda seçicilikten mi dersiniz yoksa sayısı artığından mı bilmem ama sokakta ya da bir alışveriş merkezinde çocuğuna avazı çıktığı kadar bağıran, kontrolünü yitirmiş anneler görüyorum üst üste.Geçtiğimiz hafta birine Levent’te rastladım.Çocukla hem yürüyor hem avazı çıktığı kadar bağırıyordu. Çocuk ağlamaya başladı, annesi bu kez de “Ağlama” diye bağırdı üst üste...Bir başkasını, oldukça lüks bir alışveriş merkezinde, üstüne üstlük tam da çocuklar için düzenlenen bir etkinlikte gördüm.Sadece bağırmakla kalmadı, oğlunun saçına asıldı herkesin içerisinde. Gördüğüm her iki kadın da ortalama gelir düzeyinin üzerinde olan insanlardı, kılık kıyafetleri, kesinlikle cahil diye yaftalanan kesimden olmadıklarını bağırıyordu.Çocuklarına sonra daha da kötü davranacaklarından endişe ederek müdahale edemedim ikisine de.Üçüncü bir vakada kendimi tutabilir miyim yoksa tutmalı mıyım? Hiç emin değilim... 

Deprem ve zemin meselesi

Millet şu ilçenin zemini sağlam, bu ilçenin zemini iyi değil diye anlatıp duruyor televizyonda. Zemin dediğimiz şey, bir ilçenin tamamını kapsamaz.
Konuştuğum inşaat mühendisleri, zeminin çok kısa mesafelerle farklılık gösterdiğini, hatta bir binanın iki tarafında bile farklı zemin yapısıyla karşılaştıklarını söylüyorlar.
O yüzden biri çıkıp size ‘Bir ilçenin zemini sağlam’ derse, inanmak yerine gülün...