Bir hediyenin sahibi kimdir? Hediyeyi veren kişi mi, yoksa alan kişi mi? Bu sorunun cevabı, hediye edilen şeye göre değişir aslında.
Demet Akalın, Berkay’a daha önce yaptığı gibi beşi bir yerde takmış olsa, Berkay ister satar, ister başkasına hediye eder, kimse karışamaz da bilemez de...
Ancak hediyenin türü değiştiğinde, işler biraz daha karmaşık hale gelebilir.
Mesela eşinizin annesinin, kendi annesinden kalan yüzüğü size hediye ettiğini düşünün. O yüzük satılmaz ancak emanetçisi olunur. Akalın, Berkay’ın eşi Özlem Ada Şahin’e bir saat hediye etmiş.
O markanın kadınlar için üretilen saatleri, 30 bin TL’den başlıyor, ortalama 70-80 bin TL seviyelerinde dolaşıyor.
İddia o ki, Berkay ve eşi hediye edilen bu saati satmak istemiş, bu sayede de Akalın’ın konudan haberi olmuş.
Çiftin iddiasıysa, Akalın’la konuşarak saati değiştirmek istedikleri yolunda...
Kim ne dedi, ne demedi kısmıyla çok alakadar olmaya gerek yok. Demet Akalın, ‘harbi’ dediğimiz türden bir insandır, canı sıkılmış olmasa bugüne kadar çıkar, konuşurdu.
Aksine haberin çıktığı gün, Berkay ve eşinden gelen yalanlama çağrısına sessiz kaldı sonra Berkay’ın eşi, olmayan bir telefon konuşmasından söz edince, onları tersleyen tarzda açıklama yaptı.
İşin kötü tarafı şu: Arda-Berkay kavgasında, taciz olayında, ‘kadının beyanı nasıl yeterli bulunmaz?’ diye tartışıyordu hukuk dünyası... Zira İstanbul Sözleşmesi’ne göre kadının beyanının yeterli sayılması gerekiyordu ama mahkeme aksi bir karar verdi, konu bir üst mahkemeye gitti.
Şimdi ‘gerçekleri olduğundan farklı anlatabilen bir kadın’ etiketine sahip oldu Şahin... Dolayısıyla da bu kaos, hiç hak etmemiş olsa bile, ister istemez Arda’ya yarayacak...

Susmak her zaman iyidir

Bir çiçek buketinin üzerinde isimleri birlikte yazılınca, ‘Kenan Doğulu-Beren Saat ilişkisinde sular duruldu’ haberleri yapıldı. İkisi de hiç medya üzerinden konuşmadılar birbirleriyle. İkisi de kol kırılır yen içinde kalır havasına da bürünmediler ve kimseyi salak yerine koymaya çalışmadılar. Bu sayede ve sadece birbirleriyle konuşarak geldiler, bir buket çiçeğin üzerinde, yeniden, yan yana isim olma haline. Ne zaman susacağın ve kiminle konuşacağın hali adına, herkese örnek olmalı bu durum.

Azıcık övüneceğim izninizle...

“Kral Şakir Korsanlar Diyarı’ gösterime gireceği hafta Cem Yılmaz’a rakip olur” diye yazmıştım bu köşede... Üç hafta sonunda ‘Kral Şakir’, 1 milyon 300 bin gişe yaptı, Yılmaz’ın filmi ‘Karakomik Filmler’ ilk üç günde 276 bin bilet sattı.
Sinemadan sadece seyirci olarak anlarım, filmlerin senaryolarına dair fikrim de sadece bir seyirci kadar vardır.
‘Kral Şakir Korsanlar Diyarı’yla ilgili bu kadar iddialı olmamın sebebi, kızım ve yaş grubundaki çocuklarla çok vakit geçiriyor olmamdı sadece.
İşaretini veren bir patlama bu aslında: Mesela bir tekstil firmasının ürettiği 30 bin adet ‘Kral Şakir’ baskılı ürün, iki gün içinde tükenip, gitmişti filmden önce...
Kitaplarının ulaştığı satış rakamları ve filme dair YouTube çizgi tanıtımların seyredilme rakamları, geleni
gösterdi hepimize. Ama eksik bıraktığımız bir nokta var ki, o da lisanslı ürün çeşitliliği ve pazarlaması...
Disney’in ‘Aslan Koruyucular’ isimli çizgi filminin defterden cetvele, çantadan şapkaya, kalemden mataraya kadar onlarca ürünü satılıyor Türkiye’de... Ama ondan çok daha bildik bir çizgi film ‘Kral Şakir’in ürün sayısı çok daha az.
Bu başarı, girişimcilerin çok daha cesur olmalarını da gerektiriyor aslında...

Binlerce kadın, hep aynı cümleler

İngilizler’in sabun köpüğü gazetelerinden birinde değil; sol, The Guardian gazetesinde yayımlanan bir röportajda yer aldı ‘3 bin kadınla beraber olan adam’ iddiası...
1980’lerin efsane grubu Simply Red’in solisti Mick Hucknall, 1985-1987 yılları arasında, günde üç kadınla beraber olduğunu söyleyince, böyle bir hesap yapmış muhabir. Bu hesabın ardından, erkeklerin WhatsApp gruplarında bir anda ilah ya da en çok özenilen adam haline geldi Hucknall.
Doğrusu, hem o hem de onun yerinde olmak isteyenler adına üzüldüm. Çok kadınla birlikte olmak demek, aslında hep aynı cümleleri kurmak demektir biraz. Daha kötüsü, herkesi biraz tanımak, herkese kendini biraz anlatmak ve hep yüzeysel ilişkiler yaşamak demektir.
Oysa insanların ait olma, ait hissetme duyguları vardır, o duyguları asla tatmin olmaz hale gelir bir süre sonra...
Erkeklerin meseleye sadece seks açısından yaklaştıkları gerçeğini unutmadan, bir not daha eklemem lazım: Beynini ya da duygularını değil; sadece bedenini tatmin ederek yaşamaya çalışmak, özenilecek bir durum olamaz asla!

ADAMIN BİR FARKI VAR!

Haluk Levent’in konser gelirlerini nereye bağışladığını duydunuz mu?
Barış Pınarı Harekâtı’nın ardından başka meslektaşlarının yaptığı gibi Silahlı Kuvvetler’e bağışta bulunmadı. Çok daha farklı bir iş yaptı ve sınırın öte yakasından düşen mermilerle evini kaybeden ya da Mardin’de otellerde yaşamak zorunda kalan Nusaybinli ailelere bağışladı.
Sosyal bir meseleyi takip etmek, çözmeye yetmese bile yaraya merhem olmak adınagüzel bir örnek.
Tüm iyi niyetine rağmen, bilgi eksikliğinden zaman zaman hatalar yapıyor Levent... Mesela, yanan ormanlara hemen dozer sokup ardından fidan dikilmesini istemek, baskı grubu oluşturmak hata. Zira bu işin uzmanları, ormanların her zaman kendini yeniden diriltecek genetik kodlara sahip olduğunu, içine dozer sokmanın büyük hata olduğunu söylüyor.
Levent çizdiği farklı portreyi, biraz da bilgiyle birleştirdiği gün, hepimiz adına, çok daha doğru işler yapan adam olacak...