Can Yaman, iyi bir kolejden mezun olduktan sonra avukat olmuş biri, yani hayatın olağan akışı denilen hukuk kavramını çoğumuzdan iyi bilir.
Pazartesi gününden beri, İspanya Madrid’de, havalimanında yaklaşık bin kişinin Yaman’ı karşılamasını konuşuyoruz.
Bazı video görüntülerindeki amigo gibi davranan biri bu karşılamanın sahte olabileceğini, hayranların parayla tutulmuş olabileceği ihtimalini akla getirdi.
İlginç bir tesadüf, oyuncunun Madrid’de olduğu gün, tenis dünyasının en önemli mücadelelerinden birisi olan Davis Cup finali vardı.
Dünyanın en önemli raketlerinden, İspanya doğumlu Rafael Nadal’a, Yaman gibi ilgi gösterilmemiş havalimanında.
Sonra araştırmaya devam ettim, Dua Lipa çıktı karşıma.
İki Grammy Ödülü sahibi, Kosova doğumlu bu İngiliz şarkıcı ve modelin tüm dünyada çok sayıda hayranı, sadece Instagram hesabında 36 milyondan fazla takipçisi var.
Aralık 2017’de, tam da zirveye tırmandığı yıl gitmiş Madrid’e, kendisinin YouTube’a yüklediği videoyu seyrettim, havalimanında yüz kadar bile insan göremedim.
Şampiyonlar Ligi Finali için Mayıs 2019’da, Tottenham takımı Madrid’e indiği zaman çekilen görüntüleri de izledim.
Polisin otobüs dışında kurduğu bir bariyer var, sayı görmedim ama çığlıklar ya da marşlar da duymadım.
Oyuncunun da oynadığı ‘Erkenci Kuş’ dizisi İspanya’da gösterime girdiğinde, adı en çok aranan oyuncu Yaman değil Birand Tunca olmuştu, buna dair bir sürü haber de buldum ama Yaman’ın İspanya’da şöhret olduğuna dair bilgiye rastlamadım.
Peki tüm bu yazdıklarım oyuncuyu sahte işler düzenleyen biri mi yapar?
Hayır, yapmaz. Eğer ortada bir senaryo varsa bile, Yaman’ın bundan haberi yoktur.
Bazen oyuncularla uzun vadeli sözleşme imzalamış yapım şirketleri, bazen oyuncunun sözleşmelere atacağı imzadan yüzde alacak olanlar böyle garip işlere kalkışabiliyorlar.
Düşünsenize, 500 kişiye 50’şer euro verseniz, 25 bin euro para dağıtmış olursunuz ama o izdiham görüntüleri sayesinde Türkiye’deki gazete ve televizyonlardan aldığınız yer milyonlarca liralık bir değere ulaşıyorsa,
25 bin euro harcamaz mısınız?
Yazının başında hayatın olağan akışı dedim ya, Yaman’ın Madrid’te topladığı kalabalık, Malatya’da topladığından daha fazla ve daha çılgın çıktığında şüphe etmemek elde değil doğrusu...

Güzel kadınlar ve Sadettin Saran

İddia o ki, Defne Samyeli bir ara Sadettin Saran’ın radarına girmiş ama sonra Cem Yılmaz’la ilişkisi başlayınca Saran geri durmuş. Önce şu “Radarına girme” lafı var ya, garip bir laf bu.
Sanki bir füze savunma sisteminden söz ediyoruz da, radar cisim belirliyor, kitleniyor.
Her neyse, bana çok da mantıklı gelmedi takvim.
Zira Yılmaz-Defne Samyeli ilişkisinin başladığı dönem ile Emina Jahovic’in Mustafa Sandal’dan boşandığı dönem birbirine çok yakın.
Zaten Saran da bir açıklama yaparak haberleri yalanladı da, sanırım her güzel kadını Saran’ın yanına yakıştırma gibi bir moda başladı medyada...

Haluk Bilginer ve Engin

Haluk Bilginer, ‘Şahsiyet’ dizisindeki rolüyle Emmy Ödülü’ne layık görüldü,
büyük bir gurur bu Türkiye adına. Daha da gurur verici olan şey, ödülü getiren dizinin yapımdan, senaryoya kadar yerli olması.
Haluk Bilginer evrensel bir sanatçıdır, sadece Türkiye’de değil, İngiltere’de de tanınır ve pekala bir İngiliz yapımı işle de bu ödülü alabilirdi.
Ödülün yerli bir yapımla gelmesi, tüm televizyon sektörü adına sevindirici bir gelişme, altını çizmek lazım.
Bundan iki sene önce bir başka Türk vatandaşı da Emmy Ödülü’ne sahip oldu.
Adı Engin Baş. Bir habercidir Engin, son yıllarda İstanbul’dan çok Suriye sınırında zaman geçirdi.
Sonra Suriyeli bir ailenin Almanya’ya kadar olan tehlikeli yolculuğunu takip etti ve o iş haber dalında Emmy Ödülü aldı.
Dizi ve kurmaca, her zaman haberi ve gerçeği yener.Bu bizde de böyle tüm dünyada da...

‘ANLADIN MI?’

Hayatta en hoşlanmadığım kelimelerin başında, “Anladın mı?” gelir.
Kaba, hadsiz, çirkin ve maalesef çok fazla kullanılan bir kelime oldu bu. Ne zaman biri bana “Anladın mı?” diye sorsa, “Peki sen anlatabildin mi?” diye sorarım hemen. Pazartesi öğleden sonra, Türkiye Spor Yazarları Derneği’nin otopark görevlisi de “Anladın mı?” diye sordu bana. O kadar sinirlendim ki, başladım saymaya, “Meslekte 30’uncu yıla yaklaştım, son 20 yıldır, gazetelerde köşe yazarlığı, televizyonlarda yöneticilik yaptım, anlatmayı becerdiysen, sence anlamış mıyımdır?” diye sordum öfkeyle...
Suratıma bakışından belli ki, “Anladın mı?” lafının ne kadar itici olduğundan bile haberi yok karşımdakinin.
Eğer bir insanı tanımak istiyorsanız, önce “Anladın mı?” yoksa “Anlatabildim mi?”, hangi kelimeyi tercih ettiğine bakın.
Eğer bir erkekten söz ediyorsak, bir de gittiğiniz mekanda, servis görevlilerine davranışına dikkat edin.
Eğer “Baksana” diyorsa, “Lütfen” lafı ağzından çıkmıyor, servis görevlilerine parmak şıklatıp, “Şef” diye sesleniyorsa, ne kadar uzak durursanız, o kadar iyi olur...

EN AĞIR GAZETE

404 kadın cinayeti...
71 tecavüz...
368 kız çocuğuna cinsel istismar vakası... Türkiye, kadın hakları konusunda bugüne kadar yapılmış en güçlü sözleşme, İstanbul Sözleşmesi’ne ilk imza koyan ülke.
Kilise baskısından Macaristan falan daha geçiremedi o sözleşmeyi parlamentosundan.
Kafamda bu rakamlarla girdim sabah yayınım için Radyo Viva stüdyosuna.
Sonra Milliyet’in, benim gazetemin ve aslında sizin olan gazetenin birinci sayfasını gördüm.
O kadınların gözleri, yüzleri, öyle bir çakıldı ki aklıma...
Yayında konuşurken gözlerim gazeteyi aradı, hep önüme çektim ve üste çıkardım kağıtların
arasından...
Tüm gazetelerin ağırlığı, sayfa sayısıyla belli olur, hemen hemen aynı olurlar her gün...
Ömrümün en ağır Milliyet’i oldu, o birinci sayfa...