DOĞURMAK ANNE OLMAYA YETMEZ...Yıllar önce töre cinayetine kurban gidecek kızının çığlıklarını komşuları duymasın diye, televizyonun sesini açan bir ‘anne’ haberi okumuştum.
Bu hafta, kızını zorlayarak, kardeşinin oğluyla dini nikahla evlendiren, kız, kuzeniyle beraber olmak istemediği için kendini ikinci katın balkonundan aşağıya attıktan sonra, kanlar içindeki kızını içeri sokup, tekrar adamın koynuna sokan, kadına da “Anne o” diyoruz.
Fizyolojik olarak, bir bebeği dokuz ay karnında taşıyan herkese “Anne” diyebiliyoruz.
Aksi olsa, başkalarının yumurta ve sperminden oluşan bebekleri doğuran kadınlara da “Taşıyıcı anne” demezdik.
Her neyse gelelim asıl konumuza: Emre Aşık’ın ayrıldığı eşi, Yağmur Sarnıç’ın elinden çocuklarının zorla alınması, üstelik pedagog olduğu söylenen kişinin, çocuğu sertçe çekmesi içimizi dağladı. Baktım önceki gün televizyonda anne olmaktan, üzüntüsünden bahsediyordu bu genç kadın, yalan değildir, üzülmüştür mutlaka.
Ama o zaman fiziki şiddet uygulamayacaksın çocuklara.
Fiziki şiddete tanıklık eden okul müdiresi için, savcılıkta “Emre’den hoşlanıyor, o yüzden böyle yapıyor” demeyeceksin ya da bu iddiayı televizyonda da dile getireceksin.
Hepsini geçtim, bir anne olarak, çocuklarının babalarına da ihtiyaç duyduğunu düşünecek, onları göstermeyerek babayı cezalandırmak isterken asıl çocuklara zarar verdiğini hesap edecektin. Elbette her çocuğun, özellikle de yaşı küçükken annesine ihtiyacı vardır. Sarnıç’a beddua etmek ya da acımak değil yapılması gereken, genç kadının süratle öfke kontrolü için tedaviye yollanması lazım. Eve gelen memurlara direnmesi ya da saldırmasını bir annenin çocukları için mücadelesi olarak görme romantizmini geçelim bir kalem. Bir anne, en zor anda bile önce evladını düşünür, onun için kendisinden vazgeçer, öyle zor bir anı çocukta travma olacak kadar olaylı hale getirmez. Buradan çıkarmamız gereken bir ders daha var:
Bizim mahkemelerimiz velayet davalarında, geçmişe bakarak ve o an için karar vermekle yetiniyor.
Keşke anneyi de tedaviye mecbur tutan ve motive edici olması için de, velayeti anne tedavisinden sonra tekrar konuşmaya açık bir karar verilseydi.

Ne güzel bir adam bu
DOĞURMAK ANNE OLMAYA YETMEZ...“Türkiye’de şöhreti en iyi taşıyan kim?” deseniz, aklıma ilk gelecek isim olur İbrahim Büyükak... Tevazuyu elden bırakmayan, egosu burnundan fışkırmayan, muhabir arkadaşlarımıza “Çocuklar” diye hitap etmeyen bir adam İbrahim. İktisat eğitimi almış ama en büyük tutkusu yazmayı bırakmamış biri o. ‘Çok Güzel Hareketler Bunlar’dan önce en ünlü mizah dergilerinde yazıları basılmış, Eser ve Oğuzhan ile şöhret olmadan çok önceleri başlayan dostluğunu, şöhrete kavuşturduktan sonra da aynı şekilde yürütebilen bir insan. İstese çok daha fazla göz önünde olur, çok daha fazla para kazanır ama o sevdiği işi yapmak için yaşıyor. İki kere ekranda görünüp, sabun köpüğü şöhretiyle herkese hava atanlara ders olsun İbrahim...

Örnek bürokratlar
Sanki, İstanbul’un her iki yakasında da yollar bomboş, sadece köprülerde trafik varmış gibi, iki yaka arasına vapur değil, arabalı vapur koydu adam.Üstelik iskeleyi de tam kavşakların birleştirdiği noktaya kurdu. Normalde Boğaz trafiğini kitleyen bu uygulama, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’ndeki çalışmalarla birlikte insan hayatını tehdit eder hale geldi. Bir akşam cesaretiniz varsa, geçin İstinye tarafından.Ambulanslar hastaneye gidemez halde, iki tane polis var ama polis bile Yeniköy tarafından gelenlerin, karşı şeritte tersten gitmesine ses çıkarmıyor. Trafik keşmekeşi Baltalimanı Hastanesi’ne giden yolları da felç edecek kadar ağır ve dayanılmaz. Otobüs duraklarında biriken insanların yaşadıkları derleri falan hiç yazmıyorum. Bu İstinye-Çubuklu arası arabalı vapur kısmına dair notlarım. Önceki gün arabayla İstanbul-Ankara-İstanbul gittim geldim.
Öyle harika bir bürokrasi sistemi var ki, tüm tamiratları aynı anda ve Ankara-İstanbul arasını kapatarak yapıyoruz. Kızılcahamam kısmında büyük yığılma olmuyor ama Bolu Dağı Tüneli’nden çıkıyorsunuz, binlerce aracı tek şeride indirip, karşı yola veriyorlar.
Geç, geçebilirsen... Orada kaybettiğin zamanı yeterli bulmamış olacaklar ki, İzmit Tütünçiftlik’te, yani tüm Anadolu ve Akdeniz’den gelen trafiğin birleştiği noktada TEM yolu kapatılmış, tek şeritten, eski İstanbul yoluna giriyorsunuz. Ağır vasıtalar dahil binlerce araç tek şeritten nasıl çıksın yoldan, al sana upuzun bir kuyruk daha.
Yolu kapatan Karayolları kamyonun arakasından baktım, gözümün alabildiği noktada çalışan bir kişi, bir makine bile yoktu. Aynı anda ve aynı yönde tüm çalışmaları başlatmak demek, Ankara-İstanbul arabayla gelecekseniz, “Ben size işkence ederim” demek. Hani koordinasyon hani çalışmalarda istikamet ayrıntısına bakacak özen? Bu ülkenin örnek bürokratları var ama biliyorsunuz örnek kelimesi olumlu anlam taşısa bile kötü için de kullanılıyor.
Bu da öyle bir durum işte...

FİZİK GİDER, ZEKA KALIR
DOĞURMAK ANNE OLMAYA YETMEZ...Çağla Şıkel’e bir takipçisi, “Taş gibisin maşallah, nasıl oluyor söyle de ben de hanımıma söyleyeyim” diye yazmış. Çağla da bu cıvıklığa, “Sizin gibi adamlardan uzak durarak” diye yanıt vermiş. Gereksiz bir samimiyet “Taş gibisin” demek, “Ne kadar güzelsiniz” de, başka şey de ama bir kere cümleye sen değil siz diye başla. Şıkel, yaşlanacak, ileride fiziği bozulabilir, o olur, bu olur, fark etmez ama asıl önemlisi zarif bir şekilde cıvıklığa kapı kapatan bir beyne sahip olması.

İlle de güzel olsun...
Adam 84 yaşında, Tibet’in ruhani lideri... Hayatı mücadele içinde, çoğu zaman öldürülme korkusuyla geçmiş birisi.
Böyle bir adam, bir ruhani lider, geçtiğimiz ay bir röportajında yerine bir kadın geçecekse, kendisinden daha çekici olması gerektiğini söyledi. Arkasından bir özür açıklaması geldi, materyalist dünya, Tibet bakışı falan gibi satırlarla doluydu açıklama. Açıklama önemli değil de bilginin, inancın gücünün, ruhani liderler açısından bile ‘güzel kadın’ haline indirgenmesi fena. Ne çektiniz be kadınlar bizden...