- Fotoğraftakilerden biri, boşanacaklarına dair çıkan haberleri her seferinde yalanladı sonra bir gün pat diye boşandı. Diğeri sorunlara, iddialara dair hiç konuşmadı.
- Fotoğraftakilerden bir tanesinin, ayrılık sürecini, evden giderken eski eşi ve annesini uğurlamaması dahil biliyoruz. Diğerinin bir süreliğine evlerini ayırdıklarını bile çok uzun zaman sonra öğrendik...
- Fotoğraftakilerden birisi, boşanalı kısa bir süre olmasına rağmen yeniden evleneceğini açıkladı. Diğeri, daha uzun bir ayrılık süreci yaşamasına rağmen ne çapkınlık turunda yakalandı ne de kimseye mavi boncuk dağıttı.
- Fotoğraftakilerden biri, her sahnesinde, öncesinde ya da sonrasında, biten evliliği ve eski eşiyle ilgili bir soruyla karşı karşıya kalıyor, cevaplar veriyor. Diğer karenin sahibine de evliliğine dair onlarca soru geldi hatta konserlerindeki yalnızlığı bile soruldu ama o yine ve ısrarla konuşmadı.
- Fotoğraftakilerden birisi, 13 yıl önce “Ukalayım, çünkü en iyi benim” demişti. Diğerinin de ezbere bildiğimiz şarkıları var ama bugüne kadar hiç öyle bir cümle kurduğuna şahit olmadık...

İKİ KARE ARASINDAKİ FARKLARI BULUNUZ...

 

‘Yalnızlığım benim, çoğul türkülerim’

Başlıkta okuduğunuz şey, en vurucu Can Yücel mısralarından birisidir benim için..
O mısranın, ete kemiğe bürünmüş halini yaşadık bir üçüncü sayfa haberinde.
Fatih’te, oturdukları evde, canlarına son veren dört kardeşin hikayesinde herkes siyanürün ve faturaların üzerinde durdu.
Oysa oturduğunuz dairenin kapısına, “İçeride siyanür var,
polisten başka kimse girmesin” diye bir kağıt yapıştırıyorsunuz ve kimse görmüyor.
Ne derin bir yalnızlık, ne dipsiz bir umursamazlık bu!
Komşuluk dediğimiz şeyin öldüğünün en canlı kanıtlarından birisidir bu yaşanan...
Bırakın yüzünü görmediğinde merak etmeyi, kapıya asılmış yazıyı bile fark etmeden yaşayan komşular haline geldik işte!
İnsan bir adaya düşer, yalnız başına kalır, zor ama başka türlüsü mümkün olmayan bir hayat yaşar.
En zor, en katlanılmaz olan, kalabalıklar arasında yalnızlık olma hali işte.
Can Yücel ile başladık ya yazıya, onunla bitirelim:
“Yalnızlığım benim, çoğul türkülerim.
Ne kadar yalansız yaşarsak, o kadar iyi...”

BİR GİDİN İŞİNİZE!

Canlı cenaze terapisi diyorlar bu saçmalığın adına.
Hayatın değerini anlamak için, kefenleriyle, 10 dakika için tabuta giriyormuş insanlar.
Bir cenaze levazımat şirketinin yedi yıl önce düzenlemeye başladığı, bugüne kadar 25 bin kişinin katıldığı bir etkinlikmiş...
Hayatın değerini anlamak için tabuta girmekten başka bir çaresi kalmamış insanlar için üzülmekle gülmek arasında bir yerdeyim haberi okuduğumdan beri...
Kapadokya’dan bir sıcak hava balonuna binip havalanmak, çok daha iyi anlatır yaşamın değerini.
İlla ölüm ve mezar gerekiyorsa, o zaman Demre’nin kaya mezarları duruyor binlerce yıldır orada.
Mostar Köprüsü var bir de, bir tarafı Hırvat diğer tarafı Boşnak iki taraf arasında ve Nevetra Nehri’nin zümrüt yeşili suları üzerinde durmak da yeter insana.
İlla tarihi bir yer olması da gerekmiyor, Dublin ile Belfast arasında, bitmek bilmez çimlerde otlayan koyunları seyretmek de yeter aslında insana.
Bu saydıklarım, zor olan, yolculuk gerektiren işler...
Anadolu Hisarı İskelesi’nden bir simit alıp, vapurun demli çayıyla Beşiktaş’a gitmek bile yeter çoğu zaman insana...

Galatasaray’ın kıymetini  Fenerbahçeliler bilmeli...

Galatasaray, Real Madrid deplasmanında altı gol yedi diye sevinen, bir başka 6 Kasım’daki aynı skoru hatırlatmaktan mutlu olan Fenerbahçeliler var.
Bir Fenerbahçe taraftarı olarak sonuna kadar itirazım var bu garip sevince!
Gayet iyi biliyorum ki, Galatasaray yok olur, krize girer ya da küme düşerse, benim Fenerbahçeli yanım eksik kalır.
Bir Fenerbahçeli olarak, deplasmanda Real Madrid’i yenmiş bir Galatasaray’ı, kendi sahamda bir kez daha yenmek daha keyifli olur benim için...
Kaldı ki, Galatasaray, Avrupa’ya çıktığında sadece adıyla değil; İstanbul ya da Türkiye adıyla beraber bilinir.
O yüzden sevinmem, sevinemem Galatasaray’ın 6-0 mağlup olmasına.
Bir Fenerbahçeli olarak ben takımımı sever desteklerim, galibiyetine sevinir, mağlubiyetine üzülürüm.
Ezeli rakibimin aldığı sonuca göre, sevinecek ya da üzülecek olursam o zaman Fenerbahçeli değil; anti-Galatasaraylı olurum sadece...

Elini eşek arısı soksun İrem

İrem Derici, sosyal medya hesabında köpeğine olan sevgisine dair cümleler kurdu.
İyi ve duygusu güçlü bir metin yazmış İrem ama “Osuruk kokuna bile aşığım” cümlesini keşke kurmasaymış.
Bu laflar nereden bakarsanız bakın, hatta kim için kurmuş olursanız olun, aynı cümlede sakil duruyor.
En katıksız sevgi, bir anneyle bebeğinin sevgisi desek, anneler, bebeklerin gaz çıkarmasını bu şekilde tanımlamazlar.
İrem’i tanırım, dikkat çekmek, sağda solda haber olmak için yazmamıştır
o cümleleri, gerçekten öyle düşündüğü için yazmıştır ama fark etmez.
Aşk ve osuruk kokusu aynı cümlede olmaz, olamaz, olmamalı...