Kaçınız gitti hastaneye acabaÜnlülerin cenaze törenlerinde tabut başında fotoğraf çekilmesi rezilliğini Harun Kolçak vefat ettiğinde yazmıştım. Aradan geçen zaman diliminde bu çirkinlik artarak devam etti. En son Ayşen Gruda’nın cenaze töreninden sonra da, aklı başında insanlar bu tabut ve acı fotoğrafçılığına karşı seslerini yükselttiler. Tamam, elde akıllı telefon, tabut başında ünlü fotoğrafı peşinde koşmak ayıp da başka ayıplar da var. Mesela günlerdir cenaze törenine katılmayan ünlüler konuşulup duruyor.
Görüntü için...
İnanın, Gruda’nın hiç umurunda değil cenazesine kimlerin katılıp katılmadığı... Haftalarca hastanede yaşam savaşı verirken sanatçıyı ziyaret etme zahmetine katlanmayan, son kez de olsa iki güzel cümle kurmamış insanlar cenazeye gitse ne olur, gitmese ne olur? Belki çok ayıp yazacağım şey ama sadece kameralar olduğu için cenaze törenine giden, mikrofonlara iki şey söyleme derdine düşen hiç yok mu acaba? Çok acı ama “Yok, olur mu öyle şey” diye cevap veremiyorum bu soruya. Keşke Ayşen Gruda tüm sevdiklerini hastanede görebilseydi. Sadece o değil, tüm ağır hastalar için geçerli aynı dileğim...
Yaşarken söylemeli
Sevdiğimiz insanlara olan duygumuzu gösterme yerimiz, ardı olmamalı. Yaşarken, sona yaklaştığında söylemek gerekir bazı şeyleri...


ATA DEMİRER VE SEVGİLİSİ
Ata Demirer, bugüne kadar şehvetini aşk zanneden ya da sunanlardan olmadı hiç.
Instagram ya da benzeri, sosyal medya araçlarından direkt mesajla kimseye yürüdüğünü de görmedik. Dün her yerde Ata’nın 23 yaş küçük sevgilisi haberleri yapıldı ya, eklemem gereken bir nokta daha var.
‘Azgın teke’ denilecek yaş grubunda değil ve bugüne kadar genç kadın olsun, çamurdan olsun tavrı da takınmadı.
Demirer eğer “Bir ilişkim var” diyorsa, bu hissetiği duygudandır, birilerini kıskandırmak için ne kendi hislerini, ne de başkasını harcamaz Ata.
O yüzden her yaş farkı olan ilişki gibi bakmamak lazım bu yaşanana...

Ebru Gündeş neyi kaybetti?
Kaçınız gitti hastaneye acabaKameralar karşısında beyin kanaması geçirdiğinde tüm ülke üzülmüş ve dua etmişti onun için.
O zaman inanılmaz bir sempati, inanılmaz bir hoşgörü kazanmıştı Ebru Gündeş.
Pazartesi günü eşinin sahip olduğu bilmem kaç tane dairenin birikmiş 25 bin TL’lik aidat borcu için haciz geldiği haberleri çıktı.
Yorumlara baktım da, tek bir kişi bile sempati cümlesi kurmuyor artık şarkıcı için.
Hastalandığı zamandan çok daha fazla parası, çok daha fazla malı mülkü var ama artık daha fakir biri Gündeş.
Çünkü bu ülkenin insanlarının ona duyduğu büyük sempatiyi kaybetti...
Sahne aldığı mekanlar dolup taşıyor olsa bile artık sadece şarkılarını iyi yorumlayan biri o insanların gözünde,
daha fazlası değil...

Cinsel ilişkiye rıza kriterine bak sen!

Sonu hepimizi dehşete düşüren Şule Çet davasında, sanıkların avukatı ilginç bir bilirkişi raporu sundu mahkemeye.
“Bir kadın bir erkekle, tenha bir yerde alkol içmeyi kabul etmiş ve hele erkeğin yalnız yaşadığı evine, odasına giderek birlikte içmiş olursa cinsel ilişkiye rıza göstermiş sayılır.”
Bir kadın ve bir erkek, arkadaş, kuzen, ya da sırdaş falan olamaz
değil mi?
Sormak lazım ‘bilirkişi’ sıfatı kullanan bu adama, evlilik içi tecavüz diye bir suç var mı yasalarımızda?
Aynı evde yaşıyorlar, üstelik evliler ama istek dışında cinsel ilişkiye zorlamayı tecavüz olarak değerlendiriyor yasa koyucu.
Böyle bir suçun olduğu ülkede yazılan rapora bakın siz.
Demek parası karşılığında olunca işler bu kadar ucuz hale getirilebiliyor.

Masamdaki kitaplar ve ekranım
Masamda ‘Woman of War’ yani ‘Savaşın Kadınları’ kitapçığı var TRT World tarafından hazırlanan.
Bazen okuyorum ama genellikle fotoğraflara bakıyorum uzun uzun. İnsanın gözleri ve bakışının dilinden çok daha fazla şeyler anlatabildiğini fark ediyorum tekrar tekrar.
Aynı anda önümde açık olan ekranda Şeyma Subaşı’nın “700 bin lira kredi kartı ekstrem olduğu yalan” sözleri var.
Başka coğrafyaların başka kadınları, bambaşka dertleri, bazıları çok ciddi bazıları sabun köpüğü bile değil...
Masamda bir kitap daha var, adı ‘Kaderin Kodu’, Ünal Güner yazmış. Bir süredir, özellikle hastalıklarla ilgili kısımlarını okuyorum.
Sayfaları hızla tarayıp baktım... ‘Bunca gerçek ve acı sorun varken algımızı saçma sapan şeylerle doldurmamız da kaderimiz mi?’ diye
sonra utandım, durdum...