Komşuluğu hatırladık yeniden. Eve ekmek alırken; arabasına yoldaki komşusunu da alan ya da aracı kara saplanan komşuya yardım eden insanlar olduk uzun zaman sonra.

Kar şehirdeki bitmek bilmez uğultuyu azalttı biraz. O yüzden de daha sessiz günler geçirdik.

Kimse evden çıkamayınca bazı şeyleri birlikte yapmanın keyfine vardık bir kez daha.

İstanbul, yoğun kar yağışı altında yaşama tecrübesi çok olan bir şehir değil.

Karda nasıl yürümek lazım, sokak hayvanlarının bu koşulda yemek bulamayacaklarına dair bilgiler, hepsi tamam. Ancak herkesin unuttuğu bir başka alan daha var.

Ağaçlar...

Pazartesi gününden beri bir sürü ağaç ya devrildi ya da koca dalları kırıldı kar yükü yüzünden. Eğer yürüdüğünüz yol hattında bir ağaç varsa, altından geçerken dikkatli olmanızı öneririm.

SiZ ASENA OLSANIZ NE YAPARSINIZ?

KAR YAĞIŞININ  GÖRÜNMEZ FAYDALARI

Caner Erkin ve Şükran Ovalı, Roma’da evlendiler. Mutlu olmalarını dilemek düşer herkese, bu sonuçtan mutsuz olanlara da susmak... Geçen haftanın yoğunluğunda gözden kaçan bir noktaya dikkat çekmek istedim sadece. Asena’nın Kanal D’de yayınlanan programında “Caner’in evlilik haberini sunmam” itirazı ve yapımcının aldığı tavır, son derece önemli.

Önce yapımcıdan başlayayım. Düşünsenize Asena bu haberi sunacak, yanaklarından da iki damla yaş akacak. Her tarafta bu olay konuşulur, programın videosu bilmem kaç bin kere izlenirdi. Oysa onu buna ikna etmeye çalışmak yerine tercihine saygı duydular, haberi magazin turuna çektiler. Önce insan sonra televizyoncu olmak adına güzel bir örnekti.

Asena’nın “Haberi sunmam” tavrını şımarıklık olarak yorumlayanlar oldu sosyal medyada, “İşin buysa, yapacaksın” cümleleri falan... Ben o düşüncede değilim doğrusunu isterseniz. Kim olsa eski eşinin evlilik haberini sunmak istemez, insani bir tepki bu. Üstelik böylesi sadece Asena için değil yeni evlenen çiftin huzuru açısından da daha doğru oldu.

Medya, Caner ve eşinin adı geçtiği her habere Asena adını eklemekten vazgeçtiği gün gerçekten normalleşmiş olacağız.

GÖRGÜSÜZLÜK PARA HARCAYARAK OLMAZ

İnsanların abuk sabuk şeyler için harcadıkları paralar, görgüsüzlük belirtisi olarak her zaman haber yapılır. Doğrusunu isterseniz, ben o fikirde değilim. Bana göre, tarihin en büyük görgüsüzlüklerinden biri ATM’ye gitmeye üşendiği için evinin mutfağına ATM koyduran basketbolcudur. 2012’de olmuştu bu olay, NBA yıldızlarından DeShawn Stevenson evinin mutfağına koydurduğu ATM cihazıyla çektirdiği fotoğrafı sosyal medya hesabından da paylaşmıştı. Bana göre, tarihin en büyük görgüsüzlüğü budur. Lüks aracını uçakla taşıtmayı anlarım ama mutfakta ATM cihazını anlamam.

İYİ YEDİK AMA...

Yemeksepeti 2016 yılı istatistiklerini yayınladı.

Toplam 9 milyon lahmacun sipariş edilmiş. Normaldir, fiyat konusunda hâlâ en iyi seçenek lahmacun. Koku derdi olmasa, sipariş sayısı daha da artar.

Yurtlarda kalan öğrenciler, ciddi müşteri kitlesini oluşturuyor; siparişlerin yüzde 3’ü Bilkent, İTÜ, Koç, ODTÜ ve Boğaziçi Üniversitesi diye sıralanmış. Dikkatinizi çekerim, girmesi ve bitirmesi zor olan okullar bunlar. Demek ki, öğrencilerin dışarıda yemek zamanları kalmıyor.

En çok mercimek çorbası tüketilmiş ama aslında bu arzla ilgili bir durum. Paket servis yapanlar mercimek, domates ya da ezogelin çorbasından farklı seçenekler sunmuyor ki.

Et döner siparişlerinin sayısı tavuk döner siparişlerini geçmiş. Sektör, daha ucuz olan tavuk döner yerine et döner tercihini uyarı işareti olarak kabul etmeli...

Suşi tercih edenler en çok Kaliforniya roll istemiş. Hiç şaşırtıcı değil, bir sürü insanın tadına ilk baktığı ve hep aradığı suşi çeşidi bu zaten.

Tatlı tercihlerimizde ise sufle liste başı olmuş. Pasta fabrikalarında donmuş olarak hazırlanıyor, birim maliyeti düşük olduğu için tüketiciye de cazip geliyor. Donut en fazla sipariş artışı olan tatlı olmuş ama bu eskiden çok az sipariş edildiğinden olsa gerek.

Restoronlarda fiyat artışını yüzde 4.5 olarak hesaplamış Yemeksepeti ama bu ilçeden ilçeye büyük farklılıklar gösteriyor. Türkiye ortalaması maalesef çoğu yerde geçersiz kalıyor.