KAZA MI CİNAYET TEŞEBBÜSÜ MÜBodrum’da Maça Kızı Otel’in teknesi, içinde muhabirlerin olduğu bir tekneye çarptı. ‘Kaza’ diye yazılıyor her yerde, çok emin değilim ben.
Zira, bir tekne diğerine çarparsa, durup insanların durumuna bakar. Maça Kızı, çarpıyor ve kaçıyor.
Kaptanı demiş ki “Kimse isteyerek böyle bir kazaya yol açmaz, görmedim”
Diyelim görmedi, çarptığını da mı fark etmedi, neden kaçtı o zaman kaptan?
Sahil Güvenlik kayıtlarına göre Maça Kızı teknesinin içinde dört kişi vardı.
Kim peki o dört kişi, magazin muhabirlerinden hoşlanmayanların şımarıkça bir arzusu olabilir mi? O teknenin içinde kimler vardı? Sahil Güvenlik olaya dair onların da ifadesini aldı mı acaba? Lahmacunu pahalı satmasını, “İtalyan pizzasına karşı Türk pizzası pazarlıyorum, fiyatlar da eşit olmalı” falan diye izah etmişti Maça Kızı’nın sahibi. O günden beri hiç sempatik gelmez bana o marka, hep uzağında durmaya çalışırım ama bu kez iş başka.
“Bu bir tekne kazası” falan deyip, kapatılamayacak kadar ciddi bir mevzu.
Batan teknedeki üç gazeteci, TV 100 muhabiri Metehan Ekşi, Habertürk muhabiri Onur Aydın ve Hürriyet muhabiri Cenker Tezel’in olaya dair anlattıklarını, tekne çarpmadan önce sesle, işaretle falan ne kadar uzun süre uyarıda bulunmaya çalıştıklarını okudum.
Şimdi Maça Kızı teknesindeki üç ismin kimliklerini, kazaya dair ifadelerini okumak istiyorum. Parası olanın dilediği gibi tekne ya da insan biçeceği bir ülke değil burası, olamaz, Bodrum polisi ve Sahil Güvenlik böyle bir algıya izin vermemeli...

‘Sanatçı değil, şarkıcı’
‘Evlenilecek’ ve ‘eğlenilecek’ kadınlar kategorilerini (!) biliyorduk.
Fedon, hayatımıza bir de ‘kesilmeye layık’ kadınlar diye bir tanımlama soktu. Saçmalamanın yaşı ve sonu yok elbette ama ‘bir insan kendi imajına nasıl yazık eder’ adına önemli bir örnek bu söz.
O röportajda saçmalık arasında havaya giden bir cümle var, asıl onu yazmak istiyorum. “Sanatçı değil, şarkıcıyım” diyor Fedon.
Bu önemli bir cümle, zira sıfatları çok kolay kullanan bir ülke olduk biz. Tek şarkıyla biraz ünlenenlerin, “Sanatım” diye hava attığı bir ülkede, Fedon en azından doğru bir konumlandırma yaptı.
İşin kötüsü, o doğru da diğer saçmalığın yanında kayboldu gitti.

İzmir kafası
Türkiye’de isim ve il çağrıştıran çok plaka gördüm de, Almanya’da olmaz sanıyordum. Önceki gün Ilıca’dan Alaçatı’ya giden Çamlık Yol’da Alman plakalı, lüks bir spor otomobil gördüm. Plakası, IZ-MR 3535’ti.
Almanya’dan bu kadar İzmir simgesiyle dolu bir plaka almak kolay olmamıştır eminim. Merak ettiğim, disiplin üzerine kurulu Alman sisteminde bu iş nasıl oldu, kaça mal oldu?

KAZA MI CİNAYET TEŞEBBÜSÜ MÜVAPURA SİLAH NASIL GİRER?
Eminönü-Kadıköy vapurunda yolcunun biri havaya ateş açtı, vapura Özel Harekat timleri girdi,
o oldu, bu oldu... Peki vapura silahlı biri nasıl girdi? Her iskelede metal dedektörü ve güvenlik görevlileri var ama birisi vapura silahla binebiliyor. Ya adam havaya ateş açmak yerine, kaptan köşküne silahla dalsa, vapuru kaçırmaya kalksa ne olacaktı? İskele ve metro istasyonlarında kalabalık nedeniyle dedektörler ötse bile, üzerinde durulmuyor.
Ama bu olay gösterdi ki, bu işi çok daha ciddi yapmak gerekiyor.