Bir adam vardı, aslında halen de var, gönlünü kaptırdığı magazin yıldızıyla evlenmek için, eşinden boşanma kararı almıştı. Eşine ve çocuğuna daha az nafaka ödemek için, o dönem, babasının herkesin adını bildiği şirketinde asgari ücretli bir çalışan olduğunu iddia etmişti mahkemede... Oysa sevgilisiyle gittiği mekanlarda o dönemin asgari ücreti kadar hesap ödüyordu bir gecede...
Bir başkası vardı, o da şöhret basamaklarını tırmandığı dönemde, eşinden ayrılmaya karar vermişti.
Ayrılığa itirazım yok, daha az nafaka ödeyebilmek için sahte borç senetleri düzenlemiş sonra yakalanmış ve sahtecilikten yargılanmıştı.
Bazı erkekler, evlendikleri zaman bir başka dünya, bir başka sosyal statüye taşıdıkları kadınları, boşanırken, eski hallerine dönmeye
mecbur ediyor.
Bir canlı yayın sırasında Şeyma Subaşı’dan gelen mesajla gördük ki, Acun Ilıcalı onlardan biri değil... En azından ‘çocuğumun annesi’ sıfatının hakkını verecek kadar kapıları açık bırakmış. Kendisinden sonra devam eden yaşamı yargılamak yerine, yok sayarak medeni ilişkisini, destek olma halini sürdürmüş.
Yazının başında saydığım iki örneğe bakınca, insanın içinden şapka çıkarmak geliyor Ilıcalı’ya...

SU GİDİNCE...

Kaliforniya’da kilometrelerce büyüklükteki alanlara dikili badem ağaçlarını söküyor çiftçiler. İhraç etmek için, ihtiyacın kat ve kat üzerinde yapılan üretim, suyu bitirdiği, yer altı sularının kuyularla çekilmesinin, doğada yarattığı tahribatın ortaya çıkması sonucu yapıyorlar bunu.
Bir tek badem üretmek için dört litre su harcanıyor, bir litre badem yağı için 7 bin 323 litre su gerekiyor.
Sadece badem üretiminde geçerli değil bu durum.
Bir kilogram kırmızı et üretmek için, 15 bin 455 litre su harcıyor insanlar. Oysa aynı miktarda havuç için 133, bir kilo domates içinse 184 litre su yeterli oluyor.
Günde üç litre su içen bir insanın 14 yıllık su ihtiyacına denk geliyor bir kilogram kırmızı et için harcanan su...
Temiz su ve suyun giderek daha zor ulaşılır olması, dünyadaki tüm üretim modellerini değiştirmeye başladı.
Türkiye, önümüzdeki 10 yıl içerisinde ‘su fakiri’ ülkeler arasına girecek ama bizim memlekette bu tablonun farkında olan kişi pek yok!
Farkında olsak en azından havalimanı, hastane ya da AVM’lerin tuvaletlerinde havayla çalışan sifon sistemleri ya da arıtılmış su kullanmak mecburi olurdu.

Kurbağayı öp, daha iyi!

Quavo, ABD’nin önemli rap şarkıcılarından biri... Binlerce hayranı, çok da parası var. Bu genç rap şarkıcısı, tam 250 bin dolar harcayıp, dişlerini mücevherlerle kaplatmış.
Ortaya çıkan söz konusu görüntü de bu şekilde oldu...
Kurbağayı öpseniz, en azından prens olacak mı diye eski masallara öykünürsünüz de, bu çirkin görüntü için insan nasıl para harcar?
Yoksulluk günlerinin insanlarda ne büyük travmalar bıraktığını ancak parayı bulduklarında yaptıklarına bakarak anlıyoruz.

İki gece üç gün hapis turları

Ekmeğini en fazla Seren Serengil yedi üç gün hapis yatmanın. Kaderin cilvesi işte, sonra onun başvurusu üzerine, boşanma aşamasında olduğu eşi üç gün hapis yattı.
Şimdi de Tuba Ünsal ile sevgilisi Caner Karaloğlu, Elisabeth Mas’ın başvurusu üzerine aynı cezayı almışlar.
Bu cezanın caydırıcı olmadığı ortada...
İnsanlar üç günlük hapis cezasını, değişik bir deneyim ve macera gezisi gibi algılıyor.
Cezalar, kanunlara, caydırıcı olması için konulur normal ülkelerde. Türkiye’de bu ceza bırakın caydırıcı olmayı, neredeyse bedava tur muamelesi görmeye başladı.
Bu koruma kararını ihlal edenlere, aslında şikayetçi olanı değil; mahkeme kararını takmadıklarını anlatacak bir ceza verilmeli...

Neden ciddiye alınmıyor?

Tuğçe Kazaz ile polemiğe giren çok sayıda kişi var ama muhatapları nedense fazla ciddiye almıyorlar onu. Kimileri evlenirken Hristiyan olmayı seçmesine bağlıyor bu durumu ki, bence haksızlık ediyorlar.
Aysha Dergisi’ne o dönem arayışı, hissettiklerini ve sonradan İslamiyet’i yeniden keşfetme yolculuğunu anlatmıştı Kazaz. Okuduğunuz zaman saygı uyandırıyordu insanda.
“Film nerede koptu?” derseniz, bir televizyon programında “CHP yüzünden Hristiyan oldum” dediğinde, inandırıcılık sorunu başladı.
Bugün o eski dönemi hatırlayan pek kimse kalmadı.
Garip olansa, Kazaz’ın siyasi mesajlarının, Hristiyanlığı seçtiği dönemden daha fazla tepki çekmesi...