Size birbirlerinden nefret eden ama işlerini layıkıyla yapan bir sürü başrol oyuncusu sayacağım şimdi.

Birbirlerinden nefret etmelerine rağmen ‘Romeo ve Juliet’ filmini çekti Leonardo Di Caprio ve Claire Danes.

Sette çekimler harici hiç konuşmadılar ama işlerini de layıkıyla yaptılar.

Şevval Sam ve Talat Bulut gibi birbirlerine sosyal medya üzerinden laf sokup, oynadıkları rolün gerçekliğini bozmadılar. Sharon Stone ile William Baldwin’in başrollerini paylaştığı ‘Sliver’ filminin setinde çıkan kavgalara dair çok şey söylenir.

Hatta Stone’un bir öpüşme sahnesinde rol arkadaşının dilini ısırdığı bile anlatılır.

Sam ve Bulut gibi öpüşme sahnesini senaryodan çıkarmak aklına gelmemiş demek ki, bu starların...

‘Umutsuz Ev Kadınları’ serisinde Sarah Jessica Parker ile Kim Cathrall’ın arasının bozuk olduğunu bilmeyen yok.

Listeyi, Marilyn Monroe-Tony Curtis, Julia Roberts-Nick Nolte ve Marlon Brando-Sophia Loren diye uzatmak mümkün...

Birlikte rol alanlar insanların birbirlerini sevmeleri şart değil, nefret de edebilirler, bu durum adli olaylara da dayanabilir, hiç itirazım yok bunların tamamına.

Ancak Bulut ile Sam’ın birbirlerine duydukları nefret, oynadıkları dizinin önüne geçti artık.

Bu saatten sonra ekranda öpüşseler bile seyirci biliyor ki aslında birbirlerini gırtlaklamak istiyorlar.

İkisi de kendi bindikleri dalı kesiyor, ‘Yasak Elma’ bitince nefretleri kimsenin umurunda olmayacak, farkında bile değiller...

ÖPÜŞMEK YA DA GIRTLAKLAMAK, TÜM MESELE BU

Fotoğraftaki sır

Bu kare pazartesi saat 15.30 dolaylarında çekildi. Adam yılların eskitemediği, televizyon ve radyolarda iki kuşağı etkilemiş, adını ezberletmiş

Okan Bayülgen. İlk yayınına daha 2.5 saat olmasına rağmen Show Radyo stüdyosuna geldi, mikserin başına geçti, efektlerini yükledi. Bu işlerin tamamını yapabilecek birden fazla kişi olmasına rağmen hepsini kendi yaptı, sorular sordu ve bilgisini tazeledi.

Ardından yayına girdi ve büyüdü mikrofon başında...

Birden çok kuşağa adını ezberletmenin formülü bu galiba, işini çok severek, büyük ustalıkla ama amatör bir heyecanla yapmak. Ajda Pekkan da her konser öncesinde sadece sound check yapmaz, dansçılarıyla uyumunu da 10-20 kere tekrar eder.

“Ben Okan Bayülgen’im, ben Ajda Pekkan’ım” demiyor bu insanlar, her detay için büyük bir özenle çalışıyor ve öyle kalıcı oluyorlar.

ÖPÜŞMEK YA DA GIRTLAKLAMAK, TÜM MESELE BU

Amerikalılar bizden daha mı namuslu?

Şu arıza şeridine girmeyen binlerce araca bakıp bakıp iç geçirmeyen Türk vatandaşı yoktur herhalde...

Amerikalılar bizden daha mı namuslu yoksa bizden daha iyi mi vatandaş?

Hayır değiller...

Bu sıralar YouTube’da yol videoları seyrediyorum.

Amerikalılar arıza şeridine girmiyorlar, zira öyle bir şey yaptıkları takdirde birkaç dakika içerisinde yakalanacaklarını ve ağır bir ceza ödeyeceklerini biliyorlar.

Arıza şeridine girip de daha bir kilometre olmadan yakalanmayan kimseyi görmedim seyrettiğim onlarca videoda.

Yani mesele daha namuslu ya da daha iyi yurttaş olmakta değil, suç işlediğinde yakalanacağını öğreten denetim sisteminde...

ÖPÜŞMEK YA DA GIRTLAKLAMAK, TÜM MESELE BU

Türkiye doğumluymuş meğer...

Sanatın başkenti Paris’te, Avustralyalı bir model olan Nesha Syeh, gördüğünüz bu kıyafetle Louvre Müzesi’ne alınmamış.

Tüm dünyada haber oldu bu mesele ve burası hariç her yerde ‘Türkiye doğumlu Avustralyalı manken’ diye yazıldı.

O kısmı geçip, bir başka noktaya bakalım: Çıplaklık ve özgürlük arasında fazlasıyla ilişki kuran bir ülke olduğumuz için şaşırdık bir miktar Fransa’da olana.

Aslında yan yana gelebilen kavramların uyumu ya da anlamı konusunda hepimize ders olmalı bu uygulama.

Laiklik deyince aklına sadece içki içme özgürlüğü gelenlerle, ne kadar çıplak o kadar özgür kafasında olanlardan pek bir farkı yok aslında...

ÖPÜŞMEK YA DA GIRTLAKLAMAK, TÜM MESELE BU

Sayın bakan denemeye değer bence

Fransa’da üniversite öğrencilerine devlet yardımının bir kısmı nakit değil, kart olarak veriliyor.

O kart sayesinde öğrenciler bir sürü müze ve kültür etkinliğine ücretsiz girebiliyorlar.

Türkiye’de, tek tek ziyaret etsek 2 bin 200 TL ödeyeceğimiz 300’ü aşkın müze ve ören yerine, bir yıl boyunca sadece 70 TL ödeyerek girme imkanı sağlayan MüzeKart uygulaması var.

2008’de başlayan bu uygulama, kullanıcılar için hem çok kârlı hem de inanılmaz bir zaman tasarrufu sağlıyor. Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Ersoy, göreve başladığı andan itibaren, gittiği ve gazetecileri davet ettiği yerlerle gösterdi ki, en kolay satılan deniz-güneş turizmi rakamlarıyla kendisi yetinmeyecek.

Ben de buna güvenerek bir öneride bulunmak istiyorum: Sayın Bakan, YÖK ile bir protokol yapılsa ve üniversite öğrencisi gençlere destek paketi içerisine bu kartlar da alınsa nasıl olur acaba?

Gelir elde etmek yerine, masraf yapmayı öneriyorum ama daha donanımlı gençler, ileride bugün yapılan masrafın karşılığını fazlasıyla öderler zaten ülkeye...