Havalı partilerin birinde tüm şatafatın, fiskosun, göz hapsinin tam ortasında durmuş, soruyorum kendime: “Neden buradayız?” Daha da önemlisi: “Neden buradasınız?”

Yılbaşı öncesi, yaz sonrası kimi zamanlarda tavan yapan, sakin haftalara bile en az 1-2 adet serpiştirilmiş şehir hayatının ritüeli, bel kemiği, baştacı davetler/partiler. Kimisi lansman kimisi açılış niyetine, kimisi ekonomik takılır, kimisi platonik. Dışarıdan kusursuz bir film gibi gözükse de dikkatli bakınca, çekim hatalarını çıkarmak, altyazıları okumak, karakter analizi çıkarmak pek de zor olmuyor. Renk renk, boy boy insan manzaralarından kuşbakışı görüntüler alıyorum tek tek.

* Kapıda PR (halkla ilişkiler) insanları karşılar sizi. Tatlı bir gülüş/hoş bakış yüzlerinden eksik olmaz. Bir insanı, objeyi ya da mekanı ‘ürüne’ dönüştürüp doğru paketlemek onların işi. Hepsi rengarenk, sohbeti tatlı insanlar. Kolları uzun, dilleri daha da uzundur. Ulaşamayacakları bir şahıs/bilgi/dedikodu düşünülemez. Kimisi “Maili aldınız mı?” sualleriyle gazetecileri masum masum taciz eder, kimisi yaratıcı fikirleriyle şehir hayatına gizliden gizliye şekil verir.
* Etrafta fıldır fıldır dönenler ise organizasyon adamlarıdır. Parasını çal ama listesini çalma. Hayatı boyunca insan biriktirmiş, ‘bir davette olması gerekenler’ 11’lisinin teknik direktörlüğünü kapmış, her partiye sayısız ünlü çağırma gücüne sahiptirler. Milletin “Ah, bizim partiye de boy gösterse” dediği isimler, bir hızlı arama tuşuna basmaya bakar.
* İçeri üçerli beşerli giren gruba biraz daha dikkatli bakın. İçlerinden ‘davet farelerini’ ayıklamak pek de zor değil. Gözler fıldır fıldır, etrafına kolaçan ettiği gibi, soluğu barın önünde alır. Barmen hesap uzatırsa tüm tadı tuzu kaçar. Şayet, geliş sebebi bellidir: Cepten beş kuruş çıkarmadan, hem içmek hem eğlenmek, bol bol da mühim insanlarla sosyalleşmek. Tutundukları tek dal, bu aleme bulaşmış arkadaşıdır. Gün aşırı “Akşam ne yapıyoruz abi? Var mı davet filan” diye taciz etmekten utanmaz, sıkılmaz. Twitter’dan canlı yayın yapmak/ertesi gün magazin sayfalarında çarşaf çarşaf yayılan davet haberlerinde kendini aramak en büyük eğlencesidir.
* Köşeye sinmiş, asık suratlı ağır ağabeyler görürseniz korkmayın, ürkmeyin. Zararsız, hatta ‘bağlasan durmam’ havasındaki bu grubu genelde ürün müdürleri, kurumsal ekip oluşturur. Mekanda bulunma sebebi genelde zorunludur. Lansman/tanıtım sebebiyle gece için akıttığı paralar hâlâ içinde bir ‘ukde’dir. Elinde içkisi (eğleniyor)muş gibi yapsa da, bir gözüyle çaktırmadan gelen davetli sayısını sayar, diğeriyle de kapıdan girecek ünlü yüzleri bekler. PR/organizasyon sorumlusunun zaman zaman yanına getirip ‘falanca yerin sahibi/filanca gazetenin yazarı’ gibi onlar için ‘star’, kendisi için ‘koca bir hiç’ olan insanlara “Ah nasılsınız, vah öyle mi?” demekten, kibar kibar gülmekten yorulmuştur. Aklında gece hakkında çıkacak haber sayısı ve patronuna vereceği rapordan başka bir şey yoktur.
* Sayısız flaşa maruz kalan, arz-ı endam edişiyle ev sahibinin yüzünde güller açmasına vesile olan ünlüler aslında fazla söze ne hacet. Geliş sebepleri kişiye göre değişir. Eğlencesine geleni de vardır, ‘rica’ niyetine geleni de, görülmesi gerektiği için orada olanı da...
* Şöhret olmaya giden yolda gözü kara, hedefe doğru uygun adım marş marş, gidenler davetlerin/partilerin olmazsa olmazı. Kapıda ‘seksi görüntü’ vermek için bin bir takla atar. Foto muhabir, “Ayşe Hanım bizdesiniz” dediği an, fermuarını ‘çaktırmadan’ aşağı çeker. Foto muhabir kadına “Ah, pardon başkasıyla karıştırmışım” diyerek kendince dalgasını geçer, golü doksana takar. Aynı kadın içeride dolgun dudağını uzatmış, “Nasılsın canım?”la ona buna yaklaşırken insana “Kimdi lan bu?” diye düşündürtür. Bol frikik verse de nedense hep ofsaytta olma hali düşündürürken bol bol güldürür.
* Bana gelince... Biraz mesleki deformasyon, biraz kendince bilmiş bilmiş ‘farkındalık’ hali, kafamda acil ‘sosyalleşme’ durumları için kişiye özel hazırlanmış kısa cümleler, elimde viskim süremin dolmasını bekliyorum. DJ güzel bir dans parçası koyarsa, yanımda matrak bir iki dost varsa, bir de bardaki sarışın çaktırmadan bana gülüyorsa işlem tamam! Hele bir de dönen teatral durumun farkında, kendiyle ve olayla dalgasını geçen biriyle tanışırsam, dönüş yolunda, taksinin arka koltuğunda elini tutacağım bir el varsa “hayat bana güzel”!

Sonuç mu? Herkes bir şeyin peşinde... Derdi olmayansa, şöyle bir kapıdan kafasını uzatıp, en fazla ‘bir kadeh içki + iki salınma + üç beş dedikodu’ halinde. Herkes payına düşeni oynayıp, süresi dolunca sahneden çekiliyor. Bu diyarlarda işler böyle. Görme, gözetleme ve gösterme derdinden kurtulacağımız/ sıyrılacağımız günler yakın mı? Belki de...