İtalya’nın her şehrinde, ara sokaklarda küçük ve aile işletmesi olan lokantalar görürsünüz, genelde isimlerinin başında da ‘trattoria’ kelimesi olur. Çoğunlukla da el yapımı tül perdeli, küçücük tabelalı, üzerlerinde 1900’lü yılların ilk yarısı ve bazen 1800’lerin sonuna kadar uzanan geçmişleri yazılı mütevazı ama müthiş lezzetli yerlerdir. Kuruluş tarihleri eskidikçe, fiyatları da bir tık artar. En fazla 20-30 kişiliktirler, şef mutfakta, eşi ya da kızı salonda olur ve 1-2 tane de yardımcıları bulunur.
Neden yazıma böyle bir giriş yaptım derseniz; geçenlerde komşu mahallede ne zamandır duyduğum ama gidemediğim muhteşem mini İtalyan lokantası Trattoria Serenzo’yu size aynen tanıtmak için... 2010’lu yılların başında iplik makinaları mühendisi olan Enzo Prandino ve kozmetik uzmanı Serpil Güven çifti, emeklilik projelerini gerçekleştirmek için kurdukları ve “Hayatımızın nostaljik bölgesi” dedikleri Gayrettepe’de, İtalyan yemekleri sunuyorlar. Enzo, eşinin anlatımıyla; “Her İtalyan erkeğinin doğasında bulunan el lezzeti ve ailesinin geleneksel ev reçeteleriyle geliştirdikleri menüleri” bu cici trattoria’da misafirlerine hazırlıyor.
Kapsamlı bir menü
Dekorasyon son derece hoş, eski usul karolar, ahşap mobilyalar, sıcak objeler ve salonda tabii ki güler yüzüyle ev sahibesi Serpil Hanım’la şef Ömer Yasin Özgönül.
Menü oldukça kapsamlı tutulmuş, hem pizza hem makarna hem deniz mahsülleri hem de klasik İtalyan tatlarına yer verilmiş. Biz başlangıçlardan ricotta peynirli patlıcan ve kabak sarmasıyla ahtapot karpaçyoyu deneyelim dedik. Ev yapımı grissiniler ve ekmeklerle çok uyumlu oldu. Ardından şefin tavsiyesi üzerine hiç aklımda yokken deniz tarağını tattık. Bir deniz kabuğu içinde sarımsak parçaları ve üzerine parmesan konarak fırında gratine edilmiş vaziyette geldi, son derece lezzetliydi.
Taze ve lezzetli
Ana yemek olarak ortaya birkaç değişik tat istedik. Tavsiye üzerine közlenmiş biber ve bonfile parçalarıyla gelen bistecca pizza gayet güzeldi; zira hamuru tam kıvamında, malzemeleri de bol tutulmuştu. Bir de pizzalardan Turco olanı denedik ki, o da tarzım olmamasına rağmen hoştu ve malzemeleri gayet yerindeydi. Son gelen deniz mahsüllü tagliatelle (makarna çeşidi) içerisindeki mevsim dışı ürünlere rağmen, son derece taze ve lezzetliydi. Masanın favorisi haline geldi. En önemlisi de kremaya boğulmamış olmasıydı benim için.
Tatlı olarak hem limonlu hem de limonsuz Serpil Hanım’ın kendi yaptığı tiramisulardan limonludan yana oyumuzu kullandık ve tek kelimeyle enfes ve ferahlatan bir tabaktı. Mutlaka denenmeli.

Serenzo’nun hikayesi...
Serpil hanım Trattoria Serenzo’nun hikayesini şöyle anlatıyor: “2013 yılının ilkbaharında emeklilik hayalimiz olan trattoria’mızı açmaya karar verdik. Hem işi profesyonel anlamda bilmediğimizden hem de ‘Avrupa’da en güzel lezzetler sokak aralarında yenir’ düşüncesiyle, semt olarak hayatımda nostaljik bir yeri olan Gayrettepe’yi seçtik.
İsim arayışımızda Serpil ve Enzo’dan oluşan ‘Serenzo’ hemen kabul gördü. 19 Aralık 2013’te kapılarımızı, toplam 24 kişilik küçücük yerimizde, mutfakta üç amatör şef ve salonda bir şef garsonla açtık. İki yıl sonra büyüyen sadık misafir portföyümüzü daha iyi ağırlamak için yer ararken, bitişik dükkan boşalınca, hemen duvarı yıkıp bugünkü halimizi aldık; 45 kişilik kapalı, 20 kişilik açık alan bir restaurantımız oldu. Altı yıl sonra geldiğimiz noktada, mutfakta 10 salonda beş kişiyle hizmet vermekteyiz. Bir sonraki hedefimizse, yemek kitabımızı yayımlamak.”